SON DAKİKA
Reklam

"Soykırımcı İsrail'e Avrupa'da dindirilemeyen bir öfke var"

AK Parti Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan, İsrail'i üç vadede değerlendirdi. Netanyahu, Suriye ve Hürmüz gerilimine ilişkin görüşlerini paylaştı.

A- A+
Reklam

EDİTÖR / malatyayenises.com Haber Merkezi 

AK Parti Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun siyasi geleceğini, Türkiye'nin Suriye'deki artan etkisini ve İsrail'in bölgesel politikalarını kısa, orta ve uzun vadeli olmak üzere üç başlık altında değerlendirdi. Batı Şeria'ya yönelik yaptırım kararlarından İran ve Hürmüz gerilimine, Suriye'deki gelişmelerden İsrail'in uluslararası alandaki imajına kadar birçok konuya değinen Babacan, Netanyahu'nun görevden ayrılması durumunda da İsrail'in bölgesel politikalarından kaynaklanan sorunların devam edebileceğini savundu.

"Netanyahu'nun alanı son dönemlerde çok daraldı"

İsrail'in içinde bulunduğu siyasi ve diplomatik koşulların üç farklı zaman diliminde ele alınması gerektiğini belirten Babacan, kısa vadede Netanyahu'nun hem uluslararası kamuoyunda hem de ABD içerisinde artan bir baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Babacan, Avrupa ülkelerinin Batı Şeria'daki gelişmelere ilişkin aldıkları kararların bu durumun göstergelerinden biri olduğunu ifade ederek şöyle konuştu: "Yani kısa vadede Netanyahu'nun alanı son dönemlerde çok daraldı. 12 tane önemli Avrupa ülkesinin Batı Şeria'daki işgalcilere dair aldığı yaptırım kararı çok enteresan bir göstergeydi aslında."

ABD'nin İran ile yaşanan savaş sürecine dahil edilmesinde İsrail'in rolüne de değinen Babacan, özellikle İran ve Hürmüz Boğazı eksenindeki gelişmelerin Amerikan kamuoyunda İsrail'e ve Netanyahu'ya yönelik rahatsızlığı artırdığını belirtti. 

İsrail'in ABD'yi ve Donald Trump yönetimini savaşın içine çekmesinin, yalnızca bölgesel güvenlik açısından değil, ekonomik sonuçları bakımından da tepki topladığını belirtti.

Haaretz'in 7 Ekim haberi ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin tutumu

Netanyahu yönetimine yönelik eleştirilerin İsrail basınındaki gelişmelerle de bağlantılı olduğunu dile getiren Babacan, İsrail gazetesi Haaretz'in 7 Ekim saldırıları öncesindeki istihbarat ve yönetim süreçlerine ilişkin haberine dikkat çekti.

Babacan, Haaretz'in Netanyahu'nun 7 Ekim saldırılarından önceden haberdar olduğu ancak buna karşı gerekli adımları atmadığı yönünde haber yayımlamasını, İsrail'deki siyasi tartışmalar bakımından önemli bulduğunu söyledi.

Birleşik Arap Emirlikleri'nin İsrail'e yönelik tutumunda değişiklik sinyalleri vermesini de değerlendiren Babacan, ülkenin bu süreçteki konumunun ayrıca ele alınması gerektiğini vurguladı.

Babacan, "Birleşik Arap Emirlikleri'nin dahi İsrail'e dair birtakım pozisyon değişikliklerinin sinyallerini vermesi" ifadesini kullanarak bu ülkenin İsrail politikalarındaki gelişmeler açısından ayrı bir yere not edilmesi gerektiğini kaydetti.

"Avrupa kamuoyunda dindirilemeyen bir öfke var"

İsrail'in 7 Ekim sonrasında Gazze'de yürüttüğü askeri operasyonlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Babacan, Netanyahu hükümetini sert sözlerle eleştirdi.

İsrail'i ve mevcut hükümetini "soykırımcı" olarak nitelendiren Babacan, "Net bir şekilde soykırımcı bir devlet oldu. Net bir şekilde soykırımcı bir hükümet" ifadelerini kullandı.

Bu politikalara yönelik tepkilerin özellikle Avrupa kamuoyunda giderek arttığını savunan Babacan, söz konusu rahatsızlığın yalnızca Filistin meselesiyle sınırlı olmadığını belirtti.

Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmelerin dünya ekonomisine etkilerine işaret eden Babacan, petrol fiyatları, enflasyonist baskılar ve uluslararası ekonomik kayıpların da İsrail yönetimine yönelen eleştirileri artırdığını söyledi.

Ekim sonundaki seçimler için gerilim değerlendirmesi

Netanyahu'nun siyasi geleceğine ilişkin öngörülerini de paylaşan Babacan, ekim sonunda yapılacağını belirttiği seçimlerin İsrail Başbakanı açısından belirleyici olduğunu ifade etti.

Babacan, Netanyahu'nun seçimleri kazanma ihtimalini bölgedeki gerilimin sürmesine bağladığını kaydetti. 

Gerilimin sürekli ve daha derin bir hâle gelmesinin Netanyahu tarafından siyasi bir araç olarak değerlendirildiğini savunan Babacan, İsrail yönetiminin buna karşın bazı sınırlamalarla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Bu sınırlamaların başında ABD ve Trump yönetiminin geldiğini belirten Babacan, Netanyahu'nun politikalarını sürdürürken Washington yönetiminin tutumunu da dikkate almak zorunda olduğunu ifade etti.

"Türkiye'nin Suriye'deki ağırlığı İsrail açısından birincil tehdit"

Değerlendirmesinin ikinci bölümünde orta vadeli gelişmelere odaklanan Babacan, Türkiye'nin Suriye'de artan etkisinin İsrail açısından temel sorunlardan biri olarak görüldüğünü savundu.

Bu meselenin Netanyahu'nun görevde olup olmamasından bağımsız olduğunu vurgulayan Babacan, şöyle konuştu: "Yani Suriye meselesi esasen bence böyle Netanyahu'dan da bağımsız, Netanyahu'lu ya da Netanyahu'suz Türkiye'nin Suriye'de artan ve artacak olan ağırlığı, İsrail açısından orta vadedeki gelecekte birincil bir tehdit olarak konumlanıyor."

Türkiye'nin Suriye'nin yeniden inşasında üstleneceği role dikkat çeken Babacan, özellikle güvenlik sektöründe Türkiye'nin Suriye'nin en önemli ortaklarından biri olacağını belirtti.

Abdurrahman Babacan, Türkiye'nin yeniden yapılanma sürecindeki siyasi, askeri ve güvenlik alanındaki etkisinin İsrail tarafından kendi bölgesel hedefleri açısından önemli bir engel olarak değerlendirildiğini belirtti.

Babacan, Türkiye'nin Suriye'nin inşasında ve özellikle güvenlik sektöründe en büyük ortak ve aktör olacağı gerçeğinin İsrail açısından "çok büyük bir problem" olduğunu söyledi.

SDG/YPG ve 10 Mart Mutabakatı açıklaması

Suriye'deki SDG/YPG yapılanmasına ilişkin gelişmeleri de değerlendiren Babacan, Türkiye'nin bölgedeki politikaları sonucunda İsrail'in bu yapı üzerinden kendisine hareket alanı oluşturma ihtimalinin azaldığını savundu.

"SDG/YPG parantezinin Türkiye lehine kapanmış olması" ifadesini kullanan Babacan, İsrail'in Suriye'deki yayılmacı politikasının bu nedenle çıkmaza girdiği görüşünü dile getirdi.

Türkiye, Suriye ve İsrail arasındaki ilişkileri bir bölgesel denklem olarak ele alan Babacan, İsrail'in mevcut durumu kolaylıkla kabullenmeyeceğini belirtti.

Kasım ayından itibaren İsrail'de kimin yönetime geleceğinden bağımsız olarak bu yaklaşımın devam edebileceğini öne süren Babacan, özellikle Süveyda üzerindeki İsrail politikalarına dikkat çekti.

İsrail'in Süveyda'dan vazgeçmeyeceğini savunan Babacan, Suriye'de daha önce farklı yollarla etki alanı oluşturmaya çalışıldığını ancak bunların istenilen sonucu vermediğini ifade etti.

10 Mart Mutabakatı kapsamında sağlanan ilerlemeye işaret eden Babacan, "Şu an 10 Mart Mutabakatı ölçüsünde bir entegrasyon sağlandı artık Suriye'de" dedi.

Türkiye'nin yürüttüğü Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreçlerinin de bu gelişmeleri tamamlayıcı nitelikte olduğunu savundu.

Babacan, söz konusu süreçler için "Bunun tabiri caizse son çivisini de çakıyoruz" ifadelerini kullandı.

Lübnan ve Suriye'de yeni gerilim alanları

İsrail'in Suriye'de karşılaştığını değerlendirdiği sınırlamalar nedeniyle farklı bölgelerde yeni hareket alanları oluşturmaya çalışabileceğini söyleyen Babacan, Lübnan'ı bu ihtimallerin başında gösterdi.

İsrail'in Lübnan'a yönelik geleneksel politikalarında işgalci bir yaklaşım bulunduğunu savunan Babacan, bu politikanın önümüzdeki dönemde de devam edeceğini , Suriye'de ise eski Esed yönetiminden kalan yapıların bulunduğu bölgeler ile bazı toplumsal kesimlerin yeni gerilim alanlarına dönüşebileceğini ifade etti.

İsrail'in bu bölgelerdeki sosyolojik gruplar ve siyasi yapılar üzerinden yeni gündemler oluşturmaya çalışabileceğini belirten Babacan, bu ihtimalin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.

"Suriye işi bitmedi" diyen Babacan, 8 Aralık 2024'te yaşanan ve kendisinin devrim olarak nitelendirdiği yönetim değişikliğinin ardından bölgedeki mücadelenin farklı biçimlerde devam ettiğini ifade etti.

Türkiye'nin İdlib meselesinden itibaren Suriye'ye ve bölgeye yaptığı yatırımları, Suriye ile geliştirdiği ilişkileri ve kurduğu siyasi angajmanı hatırlatan Babacan, bu birikimin İsrail açısından gelecekte de sorun olarak görülebileceğini savundu.

"İsrail artık inanılmaz irrasyonel bir noktaya geldi"

Konuşmasının üçüncü bölümünde İsrail'in uzun vadeli geleceğini değerlendiren Babacan, mevcut politikaların Netanyahu'nun kişisel tercihleriyle sınırlı görülmemesi gerektiğini söyledi.

İsrail'in "inanılmaz irrasyonel bir noktaya" geldiğini öne süren Babacan, Batılı müttefiklerin ilerleyen süreçte ülkenin uluslararası alandaki imajını yeniden düzenlemeye çalışabileceğini savundu.

Bu olasılığı bir "imaj yenilenmesi" olarak tanımlayan Babacan, Netanyahu döneminde yaşananların yalnızca bir liderin davranışları üzerinden değerlendirilmesinin daha kapsamlı sorunların gözden kaçmasına neden olabileceğini ifade etti.

Netanyahu'nun uluslararası kamuoyunda zaman zaman "çılgın" olarak nitelendirilmesine de değinen Babacan, bu tür ifadelerin yaşananların ağırlığını hafifletme riski taşıdığını savundu.

Babacan, soykırım suçlamalarının bir liderin kişisel davranışlarına indirgenmesini doğru bulmadığını belirterek İsrail'in siyasi, yapısal ve ideolojik sorunlarının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

George W. Bush dönemiyle karşılaştırdı

İsrail'in gelecekteki uluslararası imajına ilişkin değerlendirmelerini ABD'nin geçmişte izlediği politikalarla karşılaştıran Babacan, eski ABD Başkanı George W. Bush dönemini örnek gösterdi.

Babacan, Bush döneminde yaşanan gelişmelerin kişiselleştirildiğini, Hollywood'un tanınmış oyuncularının ve Noam Chomsky gibi ABD içerisinden muhalif isimlerin eleştirilerinin de bu süreçte rol oynadığını savundu.

Bu eleştiriler aracılığıyla ABD politikalarından kaynaklanan sorunların Bush'un kişiliğine yüklendiğini ileri süren Babacan, ardından ABD'nin uluslararası kamuoyuna farklı bir siyasi kimlikle sunulduğunu söyledi.

2008 yılındaki başkanlık seçimleriyle başlayan değişime değinen Babacan, siyahi, Kenya kökenli, genç, sanat ve basketbolla ilişkilendirdiği başkan figürünün ABD'nin imaj yenilenmesinde kullanıldığını savundu.

Bu süreci İngilizce "rebranding" kavramıyla açıklayan Babacan, ABD açısından yeniden markalandırma yapıldığını  söyledi. 

Babacan, benzer bir yaklaşımın ilerleyen dönemde İsrail için de uygulanabileceğini belirterek Netanyahu sonrası dönemde uluslararası kamuoyuna yeni bir siyasi görünüm sunulmasının mümkün olduğunu ifade etti.

"Buraya gelmeyelim, bunu yemeyelim"

İsrail'in uluslararası imajının yenilenmesi olasılığı konusunda Türkiye kamuoyuna çağrıda bulunan Babacan, yaşananların yalnızca Netanyahu'nun siyasi sorumluluğuyla sınırlandırılmaması gerektiğini söyledi.

Babacan, şu ifadeleri kullandı: "Buna da şimdiden bütün Türkiye kamuoyunun dikkatini çekmek istiyorum. Buraya gelmeyelim. Bunu yemeyelim. Bunun hesabını sonuna kadar soralım, sonuna kadar gidelim."

İsrail'e ilişkin sorunların yapısal, zihniyetsel ve "teopolitik" yönleri bulunduğunu ileri süren Babacan, bunların da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Babacan, konuşmasında İsrail'in bazı siyasi ve dinî yaklaşımlarını "sapkınlık" olarak nitelendirerek bu yaklaşımların sonuçlarının yalnızca Filistin ile sınırlı kalmadığını savundu.

Filistin, Batı Şeria, Gazze ve Kudüs'te yaşananların daha geniş bir uluslararası sorunla bağlantılı olduğunu belirten Babacan, İsrail politikalarının etkilerinin dünyanın farklı bölgelerinde hissedildiğini ifade etti.

Babacan, "Bu dünya ile alakalı bir problem. Dünyanın sorunu bu sapkınlık" sözleriyle değerlendirmesinin yalnızca bölgesel değil, küresel bir boyutu bulunduğunu vurguladı.

Netanyahu sonrasında iki olasılık

İsrail'in uzun vadeli geleceğinde iki farklı siyasi yaklaşımın ortaya çıkabileceğini belirten Babacan, bunlardan ilkinin mevcut politikaların farklı bir lider ve yönetim altında daha yumuşak bir dille sürdürülmesi olduğunu söyledi.

Bu olasılıkta politikaların bir anda değil, daha uzun bir zamana ve aşamalara yayılarak uygulanabileceğini kaydetti. 

Babacan, mevcut politikaların "başka bir aktörle, başka bir iktidarla daha yumuşatılmış, daha aşamaya yayılmış, daha zamana yayılmış bir şekilde" yeniden gündeme gelebileceğini söyledi.

İkinci olasılığın ise İsrail'in mevcut saldırgan politikalarını aynı biçimde devam ettirmesi olduğunu belirtti.

İsrail yönetiminin artık başladığı süreci sonuna kadar götürme anlayışıyla hareket edebileceğini savunan Babacan, bu durumu Pandora'nın kutusunun açılması benzetmesiyle anlattı.

"Şer ekseni" ve "altıgen ittifakı" değerlendirmesi

Netanyahu'nun gündeme getirdiği "şer ekseni" ve "altıgen ittifakı" ifadelerine de değinen Babacan, İsrail'in bu çerçevede farklı bölgelerde yeni siyasi ve askeri ilişkiler kurmaya çalışabileceğini belirtti.

Babacan, bu yaklaşımın bölgesel saldırganlığı geçici olmaktan çıkararak sistematik ve kurumsal bir politikaya dönüştürme riski taşıdığını savundu.

İsrail'in çeşitli bölgelere yönelik ayrı ayrı geliştireceği politikaların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Babacan, bunların uzun vadede bölgesel güvenlik açısından yeni sorunlar oluşturabileceğini dile getirdi.

"İsrail'i çok daha gerçekçi bir zeminde konuşmamız lazım"

AK Parti Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan, İsrail'in bölgesel politikalarının tek bir gelişme üzerinden yorumlanmasının yeterli olmayacağını belirtti.

Kısa vadede Netanyahu'nun siyasi sıkışmışlığı, ABD ile ilişkiler ve İran-Hürmüz geriliminin; orta vadede Türkiye'nin Suriye'deki etkisi ve bölgesel güvenliğin; uzun vadede ise İsrail'in siyasi ve ideolojik yaklaşımının belirleyici olduğunu savundu.

Babacan, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: "Her türlü hem kısayı, hem ortayı, hem de uzun vadeyi değerlendireceğimiz gerçekçi bir manzara karşımızda duruyor. Bu yüzden de İsrail'i analiz ederken herhangi bir ülkeyi analiz ettiğimizden çok daha gerçekçi bir zeminde konuşmamız lazım."

KAYNAK / malatyayenises.com 

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.
Çok okunanlar