SON DAKİKA
Özhanlar Mobilya
Ramazan ERGÜL

GÖLGEDE KALAN GERÇEKLER (İRAN-AMERİKA SAVAŞI)- 2

A- A+

Bir önceki yazımızın devamı olan yazımızda özellikle 2. Dünya savaşı sonrasında ABD ve işbirlikçileri tarafından şekillendirilen İran siyasetine ufakta olsa değineceğim.

Batılı ülkelerin müdahalesi ve desteği ile İran´da yönetim ele geçiren Şah kendisinden beklenen performansı fazlası ile göstermiş ve ülkenin bütün kaynaklarını emperyalistlerin hizmetine sunmuştu. Fakat Şah´ın unuttuğu bir şey vardı İran halkı. Dünyada hiçbir ülke, hiçbir yönetim şekli yoktur ki halkına rağmen başarılı ve uzun ömürlü olsun. Şah ve avanesinin hiçbir zaman ciddiye almadığı İran halkı alttan alttan homurdanmaya başlamış bu homurdanmalar yerini çatlak seslere ve akabinde küçük çaplı sokak eylemlerine bırakmıştı. Kendi halkının haklı çığlıklarına kulak tıkayan Şah rejimi çözümü şiddet ve yargısız infazlarda bulmuştu. Muhalifler ortadan kaldırılıyor, masum protesto gösterileri orantısız güç kullanılarak dağıtılıyor, gösterilere katılan sivil halk tutuklanarak sayısız işkencelerden geçiriliyordu. Ülke adeta İran burjuvasının malıymış gibi keyfi uygulamalarla yönetiliyordu. Ülkede taşra ve şehirli ayrımı bariz bir şekilde kendini gösteriyor. Taşra da yaşayan halk deyim yerinde ise üvey evlat muamelesi görüyordu. Şah ve avanesi ülkenin milli servetini hoyrat partilerde ultra lüks harcamalarla talan etmekten zerre çekinmiyordu. 

Bütün bu yaşananların ışığında ülkenin geneline hakim Şia görüşü ile Şah´ın yaşam tarzı tamamen birbirine zıt bir çizgide ilerliyordu. Gerek dini gerekçelerle, gerekse de halkın yönetime duyduğu memnuniyetsizlikten ötürü iç savaş kaçınılmaz bir hâl almıştı. Batının binbir emekle inşa ettiği Ortadoğu ve İslam dünyasında ki fitnenin başı olması gereken rejim kendi halkı tarafından yıkılmak üzereydi ve işin kötüsü batının bunda dahlinin olmamasıydı. “Tarla da izi olmayanın, harmanda yüzü olmaz” mantığı ile hareket eden ABD ve müttefikleri hemen kolları sıvayıp Şah´ın yerine geçecek, halkın benimseyeceği ve kendilerinin karıştır-barıştır siyasetine hizmet edecek, özelliklede Müslümanlara hiziplik pompalayacak yeni isim üzerinde karar kıldılar “Humeyni”

Bir zamanlar ülkemizde de Müslümanların gıpta ile baktığı hatta çocuklarına bile ismini verdikleri “Ruhullah-Ayetullah-Ruhullah Musavi” gibi herkesin kendince bir sıfat yüklediği Humeyni sadece İran değil, Dünya siyasetindeki de yerini almaya başlamıştı. Özellikle taşra halkı arasında geniş kitlelere ulaşmayı başaran Humeyni gitgide Şah rejiminin korkulu rüyası olmuştu. Gerek verdiği vaazlarda gerekse de yaşam tarzı ile İran halkının gönlünde taht kuran ve belki de çoğu için Papa benzeri ruhani bir lider olan Humeyni kısa sürede ülkenin her bölgesinde taraftar bulmuştu. Kısa sürede ABD ve müttefiklerinin de dikkatini çeken Humeyni üzerinde çalışmalar kısa sürede başlamış ve gerekli destekler verilmiştir. Tabi iktidarı kolay kolay bırakmaya niyeti olmayan Şah, Humeyni´yi tutuklayıp cezaevine atıyor. Herkes Şah´ın, Humeyni´yi idam edeceğine olan inancı CIA sayesinde boşa çıkıyor. 

CIA tarafından İran cezaevinden çıkartılan Humeyni ilk uçakla ABD´nin bölgedeki sıkı müttefiki Türkiye´ye getirilip Ankara´da yaşayan ve o dönem Milli İstihbarat Teşkilatında görevli bir Albayın evini akraba süsü verilerek emanet ediliyor. Kısa süreli alışma dönemi sonrası Humeyni uzun yıllar Ankara, İstanbul özelliklede Bursa´da misafir olarak ağırlanıyor. Misafirlik dönemi boyunca gerek yurt dışında gerekse de yurt içinden misafirleri eksik olmayan Humeyni İran İslam Devriminin temellerini oturturken ülkemizde de kendisine sempati duyan Sünni Müslümanlara da hocalık yapmaktan geri durmuyor.

Her ne kadar sonradan gerçeklerin farkına varılsa da o dönem Humeyni´ye gönüllü talebelik yapan bu zatlar ülkemizde ki İran sempatizanlığının da baş aktörleri olmuşlardır. Şia nın gerçek yüzü ile zamanla tanışan bu Şia seviciler çeşitli dernek ve vakıflarla yıllarca farkında olup olmadan ülkemizde İran propagandasını sürdürmüşlerdir. Günümüzde de bunların artıklarıyla zaman zaman karşılaştığımız oluyor ama o eski hırçınlıklarından ve azgınlıklarından pek bir eser kalmamış. Kimi siyasette, kimi iş hayatında kendine yer edinmiş bu güruh şimdi de yine bizlere İran güzellemesi yapmaya çalışıyor. Sanki biz İran´ın yıllarca İslam Dünyasındaki fitnenin başı olduğunu bilmiyormuşuz gibi. O güzelleme yaptığınız İran değil miydi yıllarca Irak´ta, Suriye de masum sivilleri vahşice katleden Haşdi Şabi´nin hamisi. O İran değil miydi Çeçen Direnişinde Mücahitlerin arasına mezhep çatışmasını koyan. O İran değil miydi yıllarca yanı başında Filistin de çocukları katleden İsrail´e sessiz kalan. O İran değil miydi yıllarca Pkk yı koynunda besleyen ara ara üzerimize salıp bölgede istikrarsızlık havası estiren. Bütün bunlar bile İran yönetiminin kimin maşası olduğunun açık bir delili. 

Mezhepçilik yapmak için ya da kafiri desteklemek için yazmıyorum arkadaşlar devrin hastalığı olan unutma hastalığına karşı bilgi tazelemek maksadımız. Yoksa illaki kafirin karşısında tarafımız her zaman olduğu bugün de belli. Her ne kadar bu taraf bizlere karşı sapkın fikirler beslese de tarih boyunca olduğu gibi bugün de Kafirin karşısında, Müslümanların yanında olacağız. Güçlünün karşısında, güçsüzün yanında olacağız. Zalimin karşısında, mazlumun yanında olacağız. Yıllarca boşuna mı haykırdık

Komünizme, Kapitalizme, Faşizme ve her türlü emperyalizme karşı,

Mücadelemiz son nefer, son nefes, son damla kana kadardır.

 

 

Çok okunanlar