Kayısıcı Böyle Soyuldu!..

HİKAYE…
Malatya’nın bir köyüne, kuru kayısı ticareti yapan ve siyasetin içinde de bulunan bir adam gelir.
Köylülere der ki:
“Depolarınızdaki kuru kayısıyı bana getirin. Kilosunu 100 liradan alacağım.”
Köylünün elinde zaten kayısı çoktur. Kimi bahçesinden kaldırdığını, kimi deposunda beklettiğini getirir, tüccara satar.
Para peşin olunca herkes memnundur.
Bir müddet sonra adam yeniden gelir:
“Kayısı azaldı. Bundan sonra kilosunu 150 liradan alacağım.”
Köylü elinde ne varsa çıkarır.
Adam birkaç gün sonra fiyatı 200 liraya yükseltir.
Sonra 250 liraya...
Derken köyde, çevre köylerde, depolarda kuru kayısı neredeyse kalmaz.
Malatyalı üretici de kendi kendine:
“Bu sene kayısı para etti, hele şükür yüzümüz güldü.” der.
Bir süre sonra tüccar yeniden ortaya çıkar:
“Ben Ankara’ya gitmek zorundayım. Bir hafta sonra döneceğim. Döndüğümde kuru kayısının kilosunu 500 liradan alacağım.”
Köylünün gözü parlar.
Ama adam giderken yanında çalışan yardımcısını Malatya’da bırakır.
Birkaç gün sonra yardımcı köylüleri gizlice toplar.
Der ki:
“Bakın, patronun sizden topladığı bütün kayısılar depoda duruyor. Ben bunları size kilosu 350 liradan vereyim. Patron bir hafta sonra gelecek, siz de ona 500 liradan satarsınız. Kiloda 150 lira cebinize kalır.”
Köylüler birbirine bakar.
Hesap kâğıt üzerinde çok güzeldir.
350’ye al, 500’e sat.
Kiloda 150 lira kâr.
Biri traktörünü satar.
Biri ineğini satar.
Biri bankadan kredi çeker.
Biri düğün için biriktirdiği parasını çıkarır.
Kimi altınını bozdurur, kimi komşudan borç alır.
“Bu fırsat bir daha gelmez.” diyerek depodaki kayısının tamamını kilosu 350 liradan geri satın alırlar.
Sonra beklemeye başlarlar.
Bir gün...
İki gün...
Bir hafta...
Ne kayısı tüccarı geri gelir ne de yardımcısı ortalıkta görünür.
Köylünün elinde ne kalır?
Kilosunu 100, 150, 200 liradan sattığı kendi kayısısını 350 liradan geri aldığı tonlarca ürün...
Bir de borç.
Traktör gitmiş.
İnek gitmiş.
Altın gitmiş.
Birikim gitmiş.
Gariban Malatyalı köylü yine deposunda kayısıyla baş başa kalmış.
O zaman köyün yaşlılarından biri bastonuna dayanıp şöyle der:
“Ula gardaş, adam bize bizim kayısıyı pahalıya geri sattı. Biz de zengin olacağız diye kendi malımıza bir daha para verdik.”
İşte bazen piyasada kurulan oyun da tam olarak böyledir.
Önce fiyat yükseltilir.
İnsanlara daha da yükseleceği düşündürülür.
Mal toplanır.
Sonra aynı mal, daha yüksek fiyattan yeniden insanların önüne konur.
Herkes kazandığını zannederken, oyunun sonunda birileri parayla gider; garibanın elinde ise mal, borç ve koskoca bir “keşke” kalır.
Malatya’da buna ne denir bilmem ama köylünün sözü kısa olur:
“Kayısı bizimdi, para bizimdi; sonunda ikisini de başkasına kaptırdık.”

































