Saygısızlığa cevap vermemek bir kayıp değil; bir kazançtır

Toplumsal ilişkilerde en sık yapılan hatalardan biri, saygısızlığa anında cevap verme refleksidir. İnsan doğası gereği haksızlığa uğradığında kendini savunmak, açıklama yapmak ya da karşılık vermek ister. Oysa bu refleks, çoğu zaman bizi haklı konumdan çıkarır ve saygısızlığı üreten kişiyle aynı zemine çeker.
Saygısızlık, çoğu durumda bir iletişim biçimi değil; bir hakimiyet kurma girişimidir. Karşı taraf, gerçeği öğrenmek ya da bir meseleye çözüm bulmak istemez. O, kendisine alan açılmasını ister. Bir sahne, bir dikkat, bir enerji arar. Tepki verdiğimiz her an, o sahneyi ona sunmuş oluruz.
Bu noktada sessizlik pasiflik değildir. Aksine, seçilmiş bir duruştur. Çünkü tepki verdiğimizde karşımızdakini muhatap alır, ona önem atfederiz. Oysa bazı insanlar cevap değil, varlığımızı ister. Onlara verilen her cevap, bu isteğin karşılığıdır.
Toplumda mesafe koymak genellikle yanlış anlaşılır. Mesafe çoğu zaman kaçış, korku ya da güçsüzlük olarak yorumlanır. Halbuki mesafe, olgunluğun en net göstergelerinden biridir. Mesafe koymak, “Bu davranışa dahil olmuyorum” deme biçimidir. “Beni bu düzeye çekemezsin” demektir.
Saygısızlığa bağırarak, kendini savunarak ya da sürekli açıklama yaparak karşılık vermek, kişinin kendi sınırlarını ihlal etmesine yol açar. Sürekli kendini ispatlama ihtiyacı, aslında karşı tarafın kurduğu oyuna dahil olmaktır. Oyun ise her zaman saygısızlığın lehine işler.
En sert duruş; tartışmak, hesap sormak ya da karşılık vermek değildir. En sert duruş, yokluktur. Çünkü yokluk, karşı tarafın beklediği enerjiyi keser. Ne öfke vardır, ne açıklama, ne savunma. Sadece net bir sınır vardır.
Saygısız insana kızmak, onu ciddiye almak demektir. Oysa bazı insanlar ciddiyetle değil, mesafeyle karşılanmalıdır. Onlara verilecek en güçlü cevap, ulaşamayacakları bir yerde durmaktır. Çünkü herkes her şeye erişemez. Bazı seviyeler, sadece belli bir bilinçle mümkündür.
Sonuç olarak, saygısızlığa cevap vermemek bir kayıp değil; bir kazançtır. İnsan kendi huzurunu, zamanını ve enerjisini korur. Ve en önemlisi, kendi seviyesini sabit tutar. Çünkü gerçek güç, ses yükseltmekte değil; sessizce geri çekilmekte ortaya çıkar.
*

































