
AK Parti Malatya Milletvekili ve TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Üyesi Abdurrahman Babacan, canlı yayında TBMM’ye sunulan 12 maddelik kanun teklifinin Meclis aşaması, örgütün tasfiyesine yönelik öngörülen hukuki çerçeve, toplumsal normalleşme süreci ve Suriye başta olmak üzere bölgesel gelişmeler hakkında açıklamalarda bulundu.
“400 Bantları Çok Rahat Aşacağını Düşünüyorum”
Kanun teklifinin Meclis’te göreceği desteğe ilişkin değerlendirmede bulunan Babacan, TBMM’deki farklı siyasi yapıların süreçte ortaklaşabileceğini düşündüğünü söyledi.
Babacan şöyle konuştu: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Dayanışma Komisyonundaki ortaklaşmada olduğu gibi bunun sağlanacağını düşünüyorum. Yani Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendi içerisindeki ayrışma sonrası dahi hem Yeni Parti ekibi hem de CHP ekibi, hem DEM grubu, hem Yeni Yol'un farklı bileşenleri, hem mecliste grubu olmayan diğer partiler, münferitten, hem de tabii doğal olarak AK Parti ve MHP. Dolayısıyla ben şimdi imza sayısı 360 üzerinde okunuyor, bunun meclis ayağına geldiğinde 400 bantları çok rahat aşacağını ve çok yüksek bir uzlaşı ve konsensüsle geçeceği kanaatindeyiz.”
“Şu An Bizim Odağımız Örgütün Tasfiye Edilmesi”
Süreç boyunca farklı taleplerin aynı başlık altında ele alınmasının yöntemi zorlaştırabileceğini savunan Babacan, AK Parti açısından temel odağın örgütün tasfiyesi olduğunu söyledi.
Babacan değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Biz süreç boyunca bütün paydaşlara da şunu söylüyorduk. Meseleyi metodolojik olarak doğru kodlamak gerek. Yani şu an bizim odağımız örgütün tasfiye edilmesi, silahların ve şiddet ortamının, terör ortamının bir daha gelmemek üzere sonlandırılması. Dolayısıyla bunun içerisine başka istekleri, başka talepleri, farklı bağlamları, farklı hususları koyarak bunu biraz tabiri caizse zorlaştıran biraz çıkmaza sürükleyen bir metodoloji, bir usul, bir yöntem doğru değil. Bu bizim açımızdan AK Parti açısından bilinçli yapılan bir durum. Yani bunu da paydaşlarımıza da süreç içerisinde sürekli defaten söylüyoruz. Diyoruz ki şu an bizim o dağımız örgütün tasfiye edilmesi.”
Babacan, teklifin hukuki çerçevesinin örgütün tasfiyesine yönelik adımları içerdiğini belirterek konuşmasına şöyle devam etti: “Zaten metinde zaten yasada hukuki çerçevede tamamıyla örgütün tasfiyesine dönük adımları içeriyor. Yani hukuki çerçeve nasıl olacak? Toplumsal şiddetten arındırılma, sonrasında toplumsal normalleşme ne olacak ve nihayetinde toplumsallaşma aşamasına nasıl geçilecek ki yasa teklifinin isminden anlaşılacağı üzere. Dolayısıyla belli bir usulle, belli bir yöntemle bir adım adım ilerlememiz gerekiyor. Diğer türlü odakları ve bağlamları, düzlemleri birbirine karıştırarak ilerlersek daha evvelki yapılan birtakım süreçlerdeki yapılan hatalara düşeriz. O hatalar da bizi nihayetinde uzlaşmazlık noktalarının çokluğuna götürür.”
“Silahlar Bırakılıp Teslim Edilecek”
Babacan, sürecin ana odağının örgütsel ve fiilî varlığın sona erdirilmesi olduğunu ifade ederek, teklifin birinci maddesinde bunun ön koşul olarak düzenlendiğini söyledi.
Babacan şunları kaydetti: “Şimdi bizim ana odağımız bu örgüt tasfiye edilecek. Silahlar bırakılıp teslim edilecek ve PKK/ KCK ve tüm bileşen yapıları, tüm bileşen yapıları kendisini örgütsel varlığı ve fiili varlığı itibariyle sonlandıracak. Zaten 1. maddede özel olarak bir ön koşulu olarak koyma sebebimiz de bu. Bunlar sağlanacak. Bunlar Milli Güvenlik Kurulu tarafından Cumhurbaşkanımızın imzasıyla Resmi Gazete'den yayınlanmasının hemen ardından yasanın tabiri caizse yürürlüğe girmesi ve fiiliyatı başlamış olacak.”
“Tespit ve Teyit Dediğimiz Bir Eşik”
AK Parti raporu ile TBMM Komisyon Ortak Raporu’nda yer verilen yaklaşımı anlatan Babacan, sürecin belirli aşamalarla ilerletilmesi gerektiğini belirtti.
Babacan şöyle konuştu: “Bizim açımızdan AK Parti raporunda da yazdığımız, sonrasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Komisyon Ortak Raporunda da yine yazılan bizim açımızdan bir eşik, tespit ve tescil dediğimiz, tespit ve teyit dediğimiz bir eşik. Bu eşiği sağlayalım. Ardından zaten iklim kendiliğinden doğal bir şekilde yumuşayacaktır ve bu yumuşama, bu normalleşme, toplumsallaşma meselesi istediğimiz gibi herkesin ortak katılımıyla, toplumsal rıza ile birlikte istediğimiz gibi ilerlerse ki ilerleyeceği kanatta İnşallah.”
Sürecin aceleye getirilmemesi gerektiğini savunan Babacan, farklı başlıkların aynı düzlemde değerlendirilmesinin doğru olmayacağı görüşünü dile getirdi: “Ben son derece soğukkanlı ve doğru ve adım adım ilerlediğimiz kanaatindeyim. Çok bu işlerde çok fazla aceleye getirmek bir doğru değil. İkincisi meseleyi bütün tabiri caizse bağlamları aynı sepete koyup o şeyin üzerinden bir okuma yapmak doğru değil. Usulü yöntemi iyi belirlemediğimizi düşünüyorum. Bu doğrultuda da bence son derece planlı ne yaptığını bilen ve nereye varacağını bilen bir strateji ile hareket ediyoruz.”
Suriye, Irak ve Bölgesel Gelişmeleri Değerlendirdi
Babacan, sürecin yalnızca Türkiye sınırları içerisindeki gelişmeler üzerinden değerlendirilmediğini, Suriye, Irak ve bölgedeki diğer ülkelerin de denklemin bir parçası olduğunu söyledi.
Şubat ayında Millî Dayanışma Komisyonunun görevini fiilen tamamlamasının ardından ortak raporda bölgesel çerçeve çizildiğini belirten Babacan, şunları söyledi: “Şubat ayında aslında sürecin hani İşte Milli Dayanışma Komisyonu'nun görevini fiilen tamamlamasının ardından ortak raporda da bir çerçeve çizmiştik. O çerçevede de Suriye var. Suriye var, Irak var ve bölgenin diğer bir ülkeleri var. Dolayısıyla şimdi Suriye'de sorun şu çıktı karşımızda. Mart'ın hemen başında Halep'te, Şeyh Maksut'ta, Eşrefiye'de gelişen olaylar esasında bizim bu meseleye ilişkin Suriye denklemini ne kadar hassasiyetle takip etmemiz gerektiğini bir defa daha tüm paydaşlara hatırlatmış oldu.”
“10 Mart Mutabakatı Çerçevesinde Bir Entegrasyon Süreci Başladı”
Babacan, Suriye’de yaşanan gelişmeler sırasında toplumu geren ve manipüle eden açıklamalar yapıldığını düşündüğünü belirterek, 10 Mart Mutabakatı sonrasında bir entegrasyon sürecinin başladığını ifade etti.
Babacan şöyle devam etti: “O esnada hatta birtakım bizim de çok hala tasvip etmediğimiz biraz toplumu geren, manipüle eden ve biraz farklı yönlere çekmeye çalışan birtakım açıklamalar, söylemler de türemişti ama günün sonunda 10 Mart Mutabakatı çerçevesinde bir entegrasyon süreci Suriye'de başladıktan sonra artık geri dönülemez bir noktaya doğru gidiyor Suriye. Dolayısıyla biz aynı anda bu işi Suriye'den Irak'tan, İran'dan ve Lübnan'dan bağımsız ve bağlantısız düşünmüyoruz.”
“Terörsüz Türkiye” yaklaşımının “terörsüz bölge” hedefiyle birlikte ele alındığını ifade eden Babacan, bölgesel temaslara da değinerek, “Zaten en başından beri terörsüz Türkiye'yi terörsüz bölge ile birleşik, bağdaşı kodlamak doğrusu isterseniz bu bölgesel oryantasyon çerçevesinde meseleye baktığımızın bir işareti. Bu yüzden de geçtiğimiz biliyorsunuz iki hafta evvel çok önemli iki ziyaret oldu. Irak başbakanı aynı anda geldi. Lübnan başbakanı, Lübnan Cumhurbaşkanı geldi. Sayın Cumhurbaşkanımızla doğrudan görüşmeler yaptılar.” ifadelerini kaydetti.
“Suriye ile Eş Güdüm ve Koordinasyon İçindeyiz”
Babacan, Türkiye’nin Suriye yönetimiyle Cumhurbaşkanı, dışişleri ve istihbarat düzeylerinde görüşmeler yürüttüğünü belirterek, özellikle Suriye’nin kuzeyi ve kuzeydoğusundaki entegrasyon sürecinin takip edildiğini söyledi.
Babacan şunları ifade etti: “Bu aslına bakarsanız terörsüz bölge dediğimiz bağdaşık bir sürecin ve aynı zamanda da şimdi bugün de Suriye meselesini yine elden zaten Suriye'yle yani gerek Cumhurbaşkanı düzeyinde gerek Dışişleri Bakanı düzeyinde çok yoğun yoğun bir görüşme halindeyiz. Çünkü Suriye bizi kuzeyde, kuzeydoğusunda, Suriye'nin kuzeyi, özellikle kuzey tarafında o entegrasyon meselesini bizim tam da bizim 10 Mart mutabakatının gerektirdiği ve bizim taleplerimizin paralelinde işletilen bir süreci şu an doğurdu. Ve bu bunun inkıtaya uğramasını katyen arzu etmiyoruz.”
YPG ve SDG Yapılanmasına İlişkin Değerlendirme
Suriye’deki YPG ve SDG yapılanmalarına ilişkin Türkiye’nin yaklaşımını da anlatan Babacan, Suriyeli olmayan örgüt üyelerinin ülkeden çıkmasının hedefler arasında bulunduğunu ve bunun sağlandığını söyledi.
Babacan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Zaten en başında Suriye'deki kırmızı çizgilerimizden bir tanesi şuydu. Dedik ki oradaki YPG SDG denilen yapılanma çekirdekli YPG'ye dönüşecek. Yani Suriyeli olmayan örgüt üyeleri bir defa Suriye'den çıkacak. Bu sağlandı. YPG çekirdek yapısı da KCK üst yapısı altında bizim terörsüz bölge hukuki çerçevemiz içerisinde ve aynı zamanda 10 Mart mutabakatı çerçevesinde doğal bir süreçle eriyecek.”
Babacan, söz konusu yapıların Suriye devletinin egemenliği altında bireysel olarak entegre edilmesi gerektiğini ifade ederek şu değerlendirmede bulundu: “Suriye hükümetine, Suriye hükümetinin ve Suriye Devleti'nin egemenlik hakları altında olmak kaydı şartıyla entegre olacak. Bireysel entegre olacak. Orada örgütsel bir bağ, örgütsel bir bütünlük olmayacak. Ve bunlar şu an Suriye'de sağlanıyor.”
“Sürekli Olarak Takip Ediyoruz”
Türkiye ile Suriye arasında farklı düzeylerde eş güdüm ve koordinasyon bulunduğunu belirten Babacan, açıklamasının sonunda şunları söyledi: “Biz de sürekli olarak hem Şara düzeyinde, hem Şeybani düzeyinde, hem istihbarat düzeyinde, hem Dışişleri düzeyinde bunları sürekli olarak takip ediyoruz. Beraber Suriye ile iş eş güdüm ve koordinasyon içindeyiz. Bugün Şeybani ve Sayın Hakan Fidan'ın görüşmesi de bunların bir cüzü sadece.”
KAYNAK: malatyayenises.com


































