Malatya'nın artık deneme yanılma lüksü yok

Malatya’da artık bazı haberleri okurken insanın içi sıkılıyor.
Depremi gördük.
Yıkımı gördük.
Enkazı gördük.
Bir şehrin nasıl sustuğunu da, nasıl ayağa kalkmaya çalıştığını da gördük.
Ama şimdi başka bir şey görüyoruz.
Bu defa toprağın altından değil, iş bilmezliğin içinden gelen bir tehlike var.
Battalgazi ilçesi Büyük Hüseyinbey Mahallesi Cezmi Kartay Caddesi’nde bir inşaat alanında temel kazısı yapılıyor. Kazı sırasında bitişikteki apartmanın temelinde göçük oluşuyor. Çalışmalar durduruluyor. Polis geliyor, AFAD geliyor, itfaiye geliyor, ilgili kurumlar geliyor. Apartman tedbir amacıyla boşaltılıyor. Sokak araç ve yaya trafiğine kapatılıyor. Vatandaş bölgeden uzaklaştırılıyor. Bina geçici olarak mühürleniyor.
Peki bu iş buraya nasıl geliyor?
Bir bina durduğu yerde mi tehlikeye girer?
Depremden sonra zaten herkesin yüreği ağzında. İnsan evine girerken düşünüyor. Çocuğunu yatırırken düşünüyor. Duvar çatladı mı, kolon sağlam mı, bina güvenli mi diye düşünüyor. Şimdi bir de yan parseldeki kazı yüzünden insanlar evinden mi olacak?
Vatandaşın sorduğu soru basit:
“Bu işi neden beceremiyorlar?”
Daha sert soran da var:
“Depremin yıkamadığı binaları müteahhitler mi yıkıyor?”
Bir başkası daha da öfkeli:
“Bunların sağlam binalarla derdi ne?”
Bunlar ağır sözlerdir. Ama bu şehirde yaşanan korkunun da tercümesidir.
Çünkü bu ilk değil.
Daha önce Kanalboyu’nda da benzer bir olay yaşandı. Cevherizade Mahallesi Özden Sokak üzerinde de temel kazısı nedeniyle bitişikteki apartmanların zarar gördüğü, binaların boşaltıldığı biliniyor.
Demek ki ortada tekil bir dikkatsizlikten fazlası var.
Bu şehirde kazı yapılacaksa, yanında bina varsa, zeminin durumu belliyse, deprem sonrası yapıların hassasiyeti ortadaysa, o iş “ben kazayım, sonra bakarız” mantığıyla yürütülemez.
Önce zemin etüdü.
Önce çevre güvenliği.
Önce komşu parsellerin durumu.
Önce istinat tedbiri.
Önce mühendislik.
Önce denetim.
Sonra kepçe.
Ama bizde çoğu zaman tam tersi oluyor.
Önce kepçe giriyor.
Sonra duvar oynuyor.
Sonra temel açığa çıkıyor.
Sonra vatandaş bağırıyor.
Sonra ekipler geliyor.
Sonra bina boşaltılıyor.
Sonra teknik inceleme bekleniyor.
Bu mudur şehir yapmak?
Malatya depremden sonra yeniden inşa ediliyor. Evet, buna ihtiyaç var. Ama yeniden inşa etmek, yan taraftaki ayakta kalmış binayı riske atmak değildir.
Bir yerde inşaat başlıyorsa, o inşaat sadece kendi parselinden ibaret değildir. Yanındaki bina da o işin sorumluluğudur. Orada yaşayan aile de o işin sorumluluğudur. Sokağın güvenliği de, yayanın canı da, komşunun huzuru da o işin sorumluluğudur.
Kâğıt üzerinde proje yapmak kolaydır.
Sahada bina korumak zordur.
Asıl iş oradadır.
Şimdi Cezmi Kartay Caddesi’ndeki apartmanın akıbeti teknik incelemeyle belli olacak. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ekipleri inceleme yapacak. Binanın risk durumu belirlenecek.
Ama vatandaşın güven duygusu ne olacak?
O binadan çıkarılan insanlar bu gece nasıl uyuyacak?
Bir inşaatın yanında oturan başka vatandaşlar yarın kepçe sesini duyunca ne hissedecek?
Mesele sadece bir temel göçüğü değildir.
Mesele, denetim meselesidir.
Mesele, sorumluluk meselesidir.
Mesele, “iş bittikten sonra bakarız” anlayışıdır.
Malatya’nın artık deneme yanılma lüksü yok.
Bu şehir zaten çok şey kaybetti. Kalan binalar, kalan sokaklar, kalan mahalleler de plansızlıkla, dikkatsizlikle, acelecilikle riske atılamaz.
Bir bina boşaltıldıktan sonra “tedbir aldık” demek yetmez.
Tedbir, bina boşaltılmadan önce alınır.
Kepçe vurmadan önce alınır.
Temel kazılmadan önce alınır.
Komşu binanın temeli açığa çıkmadan önce alınır.
Yoksa bunun adı tedbir değil, gecikmiş müdahaledir.
Malatya’da herkes yeni konut, yeni çarşı, yeni cadde, yeni iş yeri bekliyor. Ama kimse kendi evinin yanındaki kazı yüzünden sokağa çıkmayı beklemiyor.
Şimdi sorulması gereken sorular belli:
Bu kazının denetimi nasıl yapıldı?
Yan binanın temel güvenliği önceden incelendi mi?
Gerekli iksa, destekleme ve zemin güvenliği tedbirleri alındı mı?
Bu tür kazılar için belediye, yapı denetim, şantiye şefi ve ilgili kurumlar sahada ne kadar etkin?
Kanalboyu ve Cevherizade’de yaşananlardan sonra neden hâlâ benzer olaylar yaşanıyor?
Bu sorulara cevap verilmeden, “geçmiş olsun” demek kolaydır.
Geçmiş olsun.
Ama gerçekten geçmiş mi olsun istiyoruz?
O zaman önce işini doğru yapmayanın yakasına yapışılacak.
Denetimi eksik yapan da, zemini hafife alan da, komşu binayı hesaba katmayan da, “bir şey olmaz” diyerek kazıya devam eden de bunun hesabını verecek.
Malatya’nın ihtiyacı yeni mağduriyetler değil.
Malatya’nın ihtiyacı sağlam iş, ciddi denetim, sorumlu müteahhit, görevini bilen kurum ve vatandaşa güven veren bir şehircilik anlayışıdır.
Deprem bu şehre yeterince acı verdi.
Bari bundan sonrasını insanlar yapmasın.

































