
EDİTÖR / malatyayenises.com Haber Merkezi
Malatya Valiliği ve Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 12. Malatya Kitap Fuarı etkinlikleri kapsamında okuyucularıyla bir araya gelen yazar ve eğitmen Hülya Mutlu, psikolojik iyi oluş, insan ilişkileri, depresyon, yaşamda anlam arayışı, gönüllülük ve toplumsal dayanışma üzerine değerlendirmelerde bulundu. İnsanların ruhsal açıdan iyi hissetmelerinde sağlıklı ilişkilerin, anlamlı uğraşların ve başkalarına fayda sağlamanın önemine dikkat çeken Mutlu, üç yıl önce kurduğu kadın topluluğunun çalışmalarını da anlattı. Bu yıl 4 bin 338 kadının eğitim aldığı topluluk aracılığıyla Afganistan'da 5 bin kadın ve çocuğun temiz suya erişimine katkı sağlandığını belirten Mutlu, Edirne'deki ağaçlandırma çalışmasından sokak hayvanlarına ve çocukların hijyen ihtiyaçlarına yönelik projelere kadar farklı alanlarda yürüttükleri faaliyetleri paylaştı.
“İNSANLARIN ÇOĞUNLUĞU ÇOK İYİDİR”
Konuşmasında insan ilişkilerinin psikolojik iyi oluş üzerindeki etkilerine değinen Hülya Mutlu, bireylerin kendilerini olumsuz etkileyen kişilerle aralarına mesafe koymasının önemli olduğunu, ancak bunun insanlardan tamamen uzaklaşmak anlamına gelmediğini söyledi.
Mutlu, “Bize gerçekten iyi gelmeyen insanlarla da güvenli sürüş mesafesine geçmek lazım. Ama şununla karıştırmamak lazım. Hatta bugün bununla ilgili bir video çektim. Şey modası var: ‘Ya ben hiç insan sevmiyorum. Ben hiç insan sevmiyorum.’ Ya ben insan sevmiyorum demek hiç sağlıklı bir şey değildir” ifadelerini kullandı.
Sosyal medyada insanları sevmemeyi bir statü göstergesi olarak sunan söylemleri eleştiren Mutlu, bu yaklaşımın sağlıklı insan ilişkilerine zarar verdiğini belirtti.
Mutlu, “Böyle statü devşirmek için, kaliteli görünmek için, entelektüel, cool görünmek için insanların böyle söylemleri var sosyal medyada. Ve bu toksik söylemler o kadar hızlı yayılıyor ki. İnsanların çoğunluğu çok iyidir. Bazıları zorlayıcıdır. Zorlayıcı olan o kişilerle de güvenli sürüş mesafesine geçtiğinizde sıkıntı azalacaktır diye düşünüyorum” dedi.
İnsanlarla ilişkilerin tamamen kesilmesi yerine kişisel sınırların korunmasına dikkat çeken Mutlu, bireylerin kendilerini zorlayan ilişkilerde sağlıklı bir mesafe oluşturabileceğini ifade etti.
“ANLAMI YİTİRMEK DEPRESYONA GİRMENİN EN ÖNEMLİ NEDENLERİNDEN BİRİ”
Psikolojik iyi oluş ve depresyon konusundaki değerlendirmelerini sürdüren Mutlu, yaşamda anlam duygusunun kaybedilmesinin bireyleri ruhsal açıdan zorlayabildiğini söyledi.
Konuşmasında depresyonla ilişkili kopuşlardan söz eden Mutlu, anlamdan kopuşun üzerinde özellikle durdu.
Mutlu, “Şimdi depresyon, işte dört kopuşu söyledik. Bir başkası anlamdan kopuş diyor. Mesela anlamı yitirmek depresyona girmenin en önemli nedenlerinden biri. Dolayısıyla psikolojik iyi oluş konuştuğumuz bugün de hepimizin kendine şu soruyu sorması gerekiyor: Benim için anlamlı uğraş nedir?” dedi.
Bireyin yaşamında anlam bulduğu alanların çeşitlendirilmesi gerektiğini savunan Mutlu, bütün beklentilerin tek bir kişiye, işe veya uğraşa bağlanmasının kayıp dönemlerinde daha ağır duygusal sonuçlar doğurabileceğini anlattı.
Mutlu, “Çünkü zemin o kadar kaygan ki. Anlam aile olabilir, evlat olabilir, iş olabilir, meslek olabilir, topluluklar olabilir, maneviyat olabilir. Anlam çeşitliliği çok önemli” ifadelerini kullandı.
Hayatta anlam verilen tek bir unsurun kaybedilmesi durumunda kişinin daha fazla zorlanabileceğini belirten Mutlu, “Anlamı ve bütün enerjiyi bir şeye verdiğimizde, o hayatımızdan bir anda çıktığında işte depresyonu çok derin yaşıyoruz. O yüzden bir anlam çeşitliliği yaratmak mühim” değerlendirmesinde bulundu.
Mutlu, aile, çocuklar, meslek, sosyal çevre, topluluk faaliyetleri ve maneviyat gibi farklı alanlarda anlam bulabilmenin psikolojik dayanıklılığı destekleyebileceğini ifade etti.
“YAŞADIĞIMIZ YERİN KİRASINI ÖDEYEREK AYRILMALIYIZ”
Yaşamda anlam arayışının yalnızca bireysel hedeflerle sınırlı tutulmaması gerektiğini belirten Hülya Mutlu, insanların yaşadıkları topluma karşı sorumluluklarının da bulunduğunu söyledi.
Mutlu, “Bir de olduğumuz ekosisteme bir borcumuzun olduğunu kabul etmek. Dünyaya gelmek iradi değil. Yani burada ben seçtim geldim diyen bir kişi yok. Ama insan olmak irade istiyor” dedi.
Bireylerin yaşadıkları çevreye ve topluma fayda sağlamak için neler yaptıklarını sorgulamaları gerektiğini ifade eden Mutlu, bu yaklaşımı yaşanılan yerin kirasını ödeme benzetmesiyle anlattı.
Mutlu, “İnsan olmak için de yaşadığımız yerin kirasını ödeyerek buradan ayrılmakla ilgili bir sorumluluğumuz var. Onun için herkesin şunu düşünmesi lazım: İş, güç, koşturmaca. Peki bu meşgul ettiğim yerin kirasını ödemek için ben ne yapıyorum? Hangi kırılgan gruplara faydalıyım?” ifadelerini kullandı.
İnsanların birbirlerine maddi ve manevi sorumlulukları bulunduğunu belirten Mutlu, toplumda dezavantajlı durumda olan bireylere destek verilmesinin önemine dikkat çekti.
Mutlu, “Bugün hepimizin birbirine gerçekten borcu var. Hem maddi olarak hem manevi olarak” dedi.
DEPREM BÖLGESİNDE GÖNÜLLÜLÜĞÜN ÖNEMİNE DİKKAT ÇEKTİ
Toplumsal dayanışma ve gönüllülük çalışmalarını değerlendirirken Malatya'nın da aralarında bulunduğu deprem bölgesindeki deneyimlere değinen Mutlu, yaşanan afetlerin gönüllülüğün önemini gösterdiğini söyledi.
Çocukların, kadınların ve farklı dezavantajlı grupların desteklenebileceğini belirten Mutlu, herkesin kendi imkânları doğrultusunda topluma fayda sağlayabileceğini ifade etti.
Mutlu, “Odağınıza çocukları alabilirsiniz. Kadınlar olabilir. Dezavantajlı başka bireyler olabilir. Hakeza bugün deprem bölgesinde işte dördüncü yılına girmek üzereyken gönüllülük ve buraları önemseyen insanların ve kurumların varlığının ne kadar önemli olduğunu birebir sizler zaten yaşadınız ve deneyimlediniz” dedi.
Deprem bölgesindeki dayanışma örneklerinin bireylerin ve kurumların sorumluluklarını hatırlattığını belirten Mutlu, insanların yalnızca kendi ihtiyaçlarına değil, çevrelerindeki insanların ihtiyaçlarına da odaklanması gerektiğini vurguladı.
Mutlu, “Onun için hepimizin biraz şuna odaklanması lazım: Peki ben neye ya da kime hizmet edebilirim?” ifadelerini kullandı.
“YAPTIĞIMIZ İYİLİĞİN KARŞILIĞINI BEKLEMEMELİYİZ”
Başkalarına yardım etmenin kişisel çıkar elde etme amacı taşımaması gerektiğini belirten Mutlu, dedesinden öğrendiği hizmet anlayışını da katılımcılarla paylaştı.
Merhum dedesinin hizmetin Hak için yapılması gerektiğini sık sık dile getirdiğini anlatan Mutlu, yapılan iyiliklerden maddi veya manevi karşılık beklenmemesi gerektiğini söyledi.
Mutlu, “Yani orada yapacağımızı da gerçekten Hak için yapmamız lazım. Hani buradan da bir çıkarım olsun. Buradan da bir şey devşireyim. Maddi, manevi...” sözleriyle karşılık beklentisine dayalı yardım anlayışına karşı çıktı.
İnsanların kendi yaşamlarını daha anlamlı hale getirmek için çevrelerine nasıl fayda sağlayabileceklerini düşünmelerini isteyen Mutlu, gönüllülüğün bunun yollarından biri olduğunu ifade etti.
“KALBİM TOPLULUĞUNDA 4 BİN 338 KADIN EĞİTİM ALIYOR”
Gönüllülük çalışmalarına ilişkin kendi deneyimlerini de anlatan Hülya Mutlu, üç yıl önce Kalbim adında bir kadın topluluğu kurduğunu açıkladı.
Mutlu, “Tamamen iyilik üzerine ben üç yıl önce Kalbim diye bir topluluk kurdum. Tamamen bir kadın topluluğu” dedi.
Topluluğun eğitim faaliyetleri ve sosyal sorumluluk çalışmaları yürüttüğünü belirten Mutlu, bu yıl eğitim alan kadın sayısının 4 bin 338'e ulaştığını söyledi.
Mutlu, “4 bin 338 kadın, bu sene 4 bin 338 oldu, eğitim alıyorlar ve o kadınlar o kadar enteresan şeyler yapıyorlar ki” ifadelerini kullandı.
Kadınların farklı ülkelerde ve Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde sosyal sorumluluk faaliyetleri gerçekleştirdiğini belirten Mutlu, çalışmaların eğitim, çevre, temiz su, hayvan hakları ve çocukların temel ihtiyaçlarına yönelik projeleri kapsadığını anlattı.
AFGANİSTAN'DA 5 BİN KADIN VE ÇOCUĞA TEMİZ SU DESTEĞİ
Kalbim topluluğunun çalışmalarından örnekler paylaşan Hülya Mutlu, Afganistan'da gerçekleştirilen temiz su projesine dikkat çekti.
Topluluktaki kadınlardan birinin Afganistan'da çeşme yaptırdığını belirten Mutlu, bu çalışmayla binlerce kişinin temiz suya erişiminin desteklendiğini söyledi.
Mutlu, “Biri mesela Afganistan'da çeşme yaptırmış. 5 bin tane kadının ve çocuğun temiz suya erişimini sağladık” dedi.
Projenin kadın ve çocukların temel ihtiyaçlarına yönelik bir çalışma olduğunu belirten Mutlu, bireysel çabaların toplumsal faydaya dönüşebileceğini ifade etti.
“ORMANIN MALATYA'DA OLMASI İÇİN GAYRET ETTİM”
Topluluğun çevre alanındaki faaliyetlerinden de söz eden Mutlu, Edirne'de orman oluşturulmasına yönelik bir çalışma gerçekleştirdiklerini anlattı.
Ağaçlandırma çalışmasının Malatya'da yapılmasını istediğini belirten Mutlu, TEMA ile yürütülen süreç nedeniyle bu yılki çalışmanın Edirne'de gerçekleştirildiğini söyledi.
Mutlu, “Biz hep beraber Edirne'de bir orman kurduk. Ben Malatya olması için gayret ettim ama TEMA'yla çalıştığımız için sıradan arsalar gidiyordu. O yüzden bu sene Edirne oldu” ifadelerini kullandı.
Mutlu, sosyal sorumluluk çalışmalarının yalnızca insanlara doğrudan yardım etmekten ibaret olmadığını, çevreyi ve diğer canlıları korumaya yönelik faaliyetlerin de bu anlayışın bir parçası olduğunu vurguladı.
SOKAK HAYVANLARI, ATA TOHUMLARI VE OKULLARDA HİJYEN PROJELERİ
Kalbim topluluğunun farklı sosyal sorumluluk projeleri yürüttüğünü belirten Mutlu, sokak hayvanları, ata tohumlarının yaygınlaştırılması ve çocukların hijyen koşullarının iyileştirilmesiyle ilgili çalışmalara değindi.
Mutlu, “İşte sokak hayvanları ile ilgili projeler, ata tohumlarının yaygınlaşması ile ilgili projeler, çocukların okullarda temiz tuvalete ve hijyene, sarf malzemesine erişmesi ile ilgili projeler” sözleriyle yürüttükleri faaliyetleri sıraladı.
Bu çalışmaların toplumda farklı ihtiyaçlara karşılık verdiğini belirten Mutlu, bireylerin kendi çevrelerindeki sorunları tespit ederek çözümün parçası olabileceğini ifade etti.
“BİZE İYİ GELEN ALMAK DEĞİL, VERMEK”
Gönüllülük çalışmalarının psikolojik iyi oluş üzerindeki etkilerine dikkat çeken Mutlu, başkalarına fayda sağlamanın bireyin kendisini iyi hissetmesine katkıda bulunabileceğini söyledi.
Mutlu, “Yani size şunu söyleyeyim. Bize iyi gelen almak değil biliyor musunuz? Vermek. Onun için şuna kafa yorduğumuzda psikolojik iyi oluşumuz çok etkileniyor. Ben ne verebilirim acaba? Ben ne verebilirim?” dedi.
Yardım etmenin yalnızca ihtiyaç sahiplerine değil, yardım eden kişilere de olumlu duygular yaşatabileceğini belirten Mutlu, bu deneyimi kendi topluluğundaki kadınlarla ilişkileri üzerinden anlattı.
Mutlu, “Sen kaynaklarını vermek yönünde acayip samimi bir cömertlik içerisine girdiğinde hayat da sana karşı çok cömert oluyor” ifadelerini kullandı.
Bunun bir karşılık beklentisine dönüştürülmemesi gerektiğini vurgulayan Mutlu, “Ama bunun içine bir alacak verecek ilişkisiyle girmemek net şekilde ön koşul” dedi.
Toplumdaki ihtiyaçların çok çeşitli olduğunu belirten Mutlu, bireylerin küçük katkılarla da fayda sağlayabileceklerini söyledi.
Mutlu, “Bazen şunu diyoruz: Ya ben ne yapabilirim ki? Yapılabilecek o kadar çok iş ve konu var ki. O yüzden hiç kimse bulunduğu ekosistemde ben ne yapabilirim ki diye bakmamalı. Sadece şu gözle bakmaya başladığında: Ben kime yardımcı olabilirim?” değerlendirmesinde bulundu.
“O DUYGUNUN EKONOMİK BİR KARŞILIĞI YOK”
Kadın topluluğuyla gerçekleştirdikleri etkinliklerde yaşadığı deneyimlerden söz eden Mutlu, gönüllü çalışmaların kendisine de olumlu duygular yaşattığını söyledi.
Topluluktaki kadınların zaman zaman kendisine teşekkür ettiklerini anlatan Mutlu, bu teşekkürlere karşılık kendisinin de onlara minnet duyduğunu ifade etti.
Mutlu, “Mesela bu kadınlardan bazen bir yerlerde karşılaşıyoruz, topluluklar yapıyoruz falan. Bazıları bana diyor ki: ‘Hocam Allah sizden razı olsun.’ Ben de diyorum ki: ‘Hayır, sizden razı olsun.’” dedi.
Bu ilişkilerin kendisi için önemli olduğunu belirten Mutlu, “Çünkü aslında onlar bana öyle bir oksitosin, öyle bir dopamin yüklüyorlar ki bunu hiçbir ekonomik karşılığı olan işten elde edemezsin” ifadelerini kullandı.
Bireylerin maddi ve manevi kaynaklarını kendilerinden daha dezavantajlı durumda olanlarla paylaşabileceklerini belirten Mutlu, bunun psikolojik açıdan destekleyici bir deneyim olabileceğini söyledi.
Mutlu, “Tüm kaynaklarımızı maddi ve manevi bize göre daha dezavantajlı olanlarla nasıl bölüşebiliriz diye de kafa yormamız lazım. Bu yine bizi psikolojik olarak çok iyileştiren bir şey” dedi.
“BAŞARI VE MÜLK EDİNME ANLAYIŞINI YENİDEN DÜŞÜNMELİYİZ”
Modern yaşamın başarı, birikim ve mülk edinme üzerine kurulu beklentilerini de değerlendiren Mutlu, insanların yaşamlarını yalnızca maddi kazanımlar üzerinden tanımlamamalarını önerdi.
Mutlu, “Çünkü kapitalist sistem bize başka hikâyeler anlatıyor. İşte başarı diyor, biriktir, mülk edinme histerisi vesaire” ifadelerini kullandı.
Manevi değerlerin, dayanışmanın ve paylaşmanın insan yaşamındaki önemine değinen Mutlu, geleneksel değerlerin yeniden hatırlanmasının bireylerin yaşam anlayışına katkıda bulunabileceğini savundu.
Mutlu, “Oysa gerçekte hani manevi âlemde dikkatimizi, odağımızı yetiştiğimiz öğretilere ve değerlere çevirip onları onurlandırmaya başladığımızda ‘Ne kadar güzelmiş’ diyorsun” dedi.
Mutlu, iyilik ve paylaşmanın ekonomik karşılık üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini yineledi.
“DÜNYADA ZEHİRLİ KUTUPLAŞMA ÜST BOYUTTA”
Konuşmasında toplumsal kutuplaşmaya da değinen Hülya Mutlu, Türkiye'de ve dünyada insanların farklılıkları üzerinden ayrışmasının giderek yaygınlaştığını savundu.
Mutlu, “Ve diğer taraftan Türkiye'de, dünyada toksik polarizasyon, zehirli kutuplaşma üst boyutta. Acayip ayrıştık. Biz böyle bir topluluk değildik” ifadelerini kullandı.
Özellikle iş dünyasında kapsayıcılık kavramının sıkça gündeme geldiğini belirten Mutlu, bu yaklaşımın Türk toplumunun tarihsel ve kültürel değerlerinde de bulunduğunu söyledi.
Mutlu, “Bugün plazalarda sürekli şu anlatılıyor. İşte kapsayıcılık vesaire. Ya bizim bunu illa ithal edebileceğimiz bir kavram değil bu. Zaten 800 yıl önce bu topraklarda, 13. yüzyılda büyük bir Rönesans yaşanmış” dedi.
Toplumdaki farklı kesimlerin birbirlerine anlayış göstermesi gerektiğini belirten Mutlu, Yunus Emre ve Hacı Bektaş Veli'nin düşüncelerini örnek gösterdi.
YUNUS EMRE VE HACI BEKTAŞ VELİ'DEN ÖRNEKLER VERDİ
Anadolu'nun kültürel ve düşünsel mirasının insan ilişkilerine yönelik önemli mesajlar içerdiğini ifade eden Mutlu, Yunus Emre'nin farklı topluluklara eşit gözle bakmayı öğütleyen yaklaşımını hatırlattı.
Yunus Emre'nin yetmiş iki millete bir gözle bakma anlayışına dikkat çeken Mutlu, farklı inanç ve kimliklere karşı ayrımcılık yapılmamasının önemini vurguladı.
Hacı Bektaş Veli'nin kadın ve erkek arasında ayrım yapılmamasını konu alan sözlerine de değinen Mutlu, şu ifadeleri aktardı: “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde. Hakk'ın yarattığı her şey yerli yerinde.”
Mutlu, bu düşüncenin insanlara farklılıkları nedeniyle ayrım yapılmaması gerektiğini hatırlattığını belirtti.
“Eksiklik de, noksanlık da senin gözlerinde ve senin görüşlerinde” sözlerini de aktaran Mutlu, toplumsal eşitlik ve kapsayıcılık anlayışının Anadolu'da yüzyıllar önce dile getirildiğini söyledi.
Mutlu, “Yani biz yönümüzü kendi kadim değerlerimize çevirsek orada 800 yıl önce ne yapmamız gerektiği ile ilgili tüm mesajlar bize iletilmiş. Herkese kendi meşrebince de gelmiş yani. Yeter ki onlara bir yönümüzü çevirelim” değerlendirmesinde bulundu.
Bu değerlerin günümüzde yeniden ele alınmasının önemine dikkat çeken Mutlu, sevgi, dayanışma ve anlayış gibi kavramların yalnızca romantik söylemler olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti.
Mutlu, psikolojik iyi oluşun kaynaklarının uzaklarda aranmasına gerek olmadığını, insanların kendi kültürel ve manevi birikimlerinden de yararlanabileceğini söyledi.
GENETİK VE EPİGENETİĞİN PSİKOLOJİK İYİ OLUŞLA İLİŞKİSİNİ ANLATTI
Konuşmasının son bölümünde psikolojik iyi oluşun biyolojik ve çevresel boyutlarına da değinen Hülya Mutlu, genetik yatkınlıklar ile yaşam koşullarının ruh sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirdi.
Konuşmasında depresyon ve insan ilişkileri üzerine çalışmalarıyla bilinen yazar Johann Hari'nin görüşlerine değinen Mutlu, geleneksel psikolojide genetik yatkınlıkların önemli bir yer tuttuğunu söyledi.
Mutlu, özellikle annelerin kaygı düzeyi ve serotoninle ilgili özelliklerinin kız çocuklarına aktarılabilecek yatkınlıklarla ilişkili olabileceği yönündeki değerlendirmelerini paylaştı.
Genetiğin yanında epigenetik kavramına da dikkat çeken Mutlu, bireylerin yaşam biçimlerini ve bakış açılarını değiştirerek kendileri için daha sağlıklı koşullar oluşturmaya çalışabileceklerini belirtti.
Mutlu, “Fakat genetiğin yanında epigenetikten bahsediyor ve büyük bir farkındalıkla genetik olarak bizde var olan şeylere itiraz edebiliriz. Bakış açımızı değiştirebiliriz. Kendimize daha iyi bakabiliriz. Yaşamımızı düzenleyebiliriz” ifadelerini kullandı.
Bireylerin kendilerine iyi gelen alışkanlıklar geliştirmelerinin önemini vurgulayan Mutlu, yaşam düzeninin psikolojik iyi oluş bakımından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“DEPRESYON BELİRSİZLİK VE SIKINTI DÖNEMLERİNİ SEVER”
Psikopatoloji dersinde öğretmeninden öğrendiği bir yaklaşımı da katılımcılarla paylaşan Mutlu, belirsizlik dönemlerinin kişilerin psikolojik durumlarını zorlayabileceğini belirtti.
Mutlu, “Bizim psikopatoloji dersinde hocamız şöyle dedi: Depresyon özellikle belirsizlik ve sıkıntı dönemlerini sever” ifadelerini kullandı.
Belirsizlik dönemlerini sis benzetmesiyle anlatan Mutlu, bu dönemlerde bireylerin kendilerine destek olabilecek alışkanlıklar geliştirmelerinin önemine değindi.
Mutlu, “Belirsizlikte hayatı bir sis kaplar. O sisin içinden de yine SİS'le çıkılır” dedi.
Bu yaklaşımın spor, ibadet ve sanat gibi faaliyetleri içerdiğini belirten Mutlu, doğayla temasın ve edebiyatın da psikolojik iyi oluş açısından önemli olduğunu söyledi.
“YARIM SAAT AÇIK HAVADA YÜRÜYÜŞ BİZE İYİ GELİYOR”
Psikolojik iyi oluşu destekleyen alışkanlıklardan ilkinin spor olduğunu belirten Mutlu, yoğun çalışma temposunun fiziksel hareketi tamamen bırakmak için gerekçe olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.
Mutlu, “SİS'in ilk S'si spor. Psikolojik iyi oluşunu sağlam tutacaksan ne yapacaksın, ne edeceksin?” diyerek günlük yaşamda fiziksel aktiviteye zaman ayrılmasının önemini anlattı.
İş ve günlük sorumluluklar nedeniyle insanların spor yapmaya zaman bulamadıklarını söylediklerini belirten Mutlu, bu yaklaşımın değiştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Mutlu, “Vaktim yok. Çok çalışayım. İşte akşam dokuzda eve varayım” şeklindeki gerekçelere değinerek, insanların kendilerine zaman ayırabileceklerini söyledi.
Mutlu, “Ya bir şeyi insan gerçekten istese net şekilde söylüyorum, onu yapabiliyor. Onun için yarım saat açık havada yürüyüş bizim psikolojik iyi oluşumuza inanılmaz etki sağlıyor” ifadelerini kullandı.
Günlük yaşamda yürüyüş gibi basit fiziksel aktivitelerin ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Mutlu, bunun psikolojik açıdan destekleyici bir alışkanlık olabileceğini ifade etti.
“İKİNCİSİ İBADET VE MANEVİYAT”
Psikolojik iyi oluş konusunda önerdiği ikinci alışkanlığın ibadet ve maneviyat olduğunu belirten Hülya Mutlu, anneannesinin ibadet kelimesini söyleyiş biçimini de katılımcılarla paylaştı.
Mutlu, “İkincisi ibadet. Anneannemin tabiriyle ne? İbabet. Anneannem öyle diyordu. Ben ibabetimi yaparım diyordu” ifadelerini kullandı.
Maneviyatın herkes için aynı biçimde yaşanmayabileceğini belirten Mutlu, inançlı bireylerin namaz, dua ve tefekkür gibi uygulamalardan yararlanabileceğini söyledi.
Dini inancı bulunmayan kişilerin ise yoga, nefes çalışmaları veya kendilerine iyi gelen başka uygulamalarla yaşamlarında manevi bir alan oluşturabileceklerini ifade etti.
Mutlu, “Şimdi ibadet iki yönlü. İnançlı, Yaradan inancın vardır. Namaz kılarsın, dua edersin vesaire, tefekkür edersin. Oralarda yoksundur. Belki inancın yoktur. O zaman sana iyi gelecek yogadır, nefestir, senin kendi öğretindir ama maneviyatımızın olması gerekiyor” dedi.
Bireylerin kendi dünya görüşlerine uygun yöntemlerle içsel denge kurmaya çalışabileceklerini belirten Mutlu, maneviyatın psikolojik iyi oluşun destekleyici unsurlarından biri olduğunu savundu.
“SANAT, EDEBİYAT VE DOĞAYI HAYATIMIZDAN ÇIKARMAMALIYIZ”
Psikolojik iyi oluşu destekleyen üçüncü alanın sanat olduğunu belirten Mutlu, edebiyat ve doğayla kurulan ilişkinin de önemine değindi.
Mutlu, “Üçüncüsü sanat ve edebiyat ve doğa” ifadelerini kullandı.
İnsanların yaşamlarında fiziksel aktiviteye, maneviyata, sanatsal ve kültürel faaliyetlere yer vermelerinin önemine dikkat çeken Mutlu, bu alışkanlıkların belirsizlik ve sıkıntı dönemlerinde destekleyici olabileceğini ifade etti.
Johann Hari'nin psikolojik iyi oluş ve depresyonla ilgili değerlendirmeleriyle psikopatoloji dersinde öğrendiği yaklaşımın benzer noktalarda buluştuğunu belirten Mutlu, konuşmasını insan ilişkileri, yaşamda anlam arayışı, gönüllülük, fiziksel aktivite ve manevi değerlerin önemini hatırlatarak tamamladı.
Mutlu, “Onun için tekrar aslında bakın, Johann Hari'nin söylemi ile bizim hocanın söylemi birbiriyle buluştu” dedi.
KAYNAK / malatyayenises.com


































