SON DAKİKA
Reklam
Sertif PARLAK

KUR'ÂNÎ İLKELER VE DİJİTAL HAYAT: BİLGİ VE HAKİKAT

A- A+
Reklam

Sanayi çağının sona ermesiyle cazip bir rüya olarak neşvünema bulan “bilgi toplumu”, bilgisayar ve internet teknolojilerinin adeta ışık hızında mesafe katetmesiyle cemiyetleri ve toplumları bir “dijitalleşme” tufanının ortasında bıraktı dersek, konunun ciddiyetine ve istikbalde nelerin olacağına / olabileceğine işaret etmiş oluruz.

Kur’ân, bilgiyi araştırmayı ve doğrulamayı emreder (Hucurât Sûresi, 6. ayet). Dijital dünyada yayılan bilgi kirliliği ve sahte haberler karşısında uyanık olunmalıdır. Haklı olan şey şudur ki; dijital teknoloji hayatımızı büyüleyici bir hızla kolaylaştıran efsunlu bir imkân sunarken, diğer yandan mahremiyetimizi, zihinsel huzurumuzu ve güvenliğimizi tehdit eden keskin bir tehlike barındırır. Bu ikilem, teknolojinin hem hayatı yaşatıcı-kuşatıcı hem de yıkıcı gücünü aynı anda yaşatır. İnancımızın bize emrettiği ise her konuyu din-i mübîn-i İslam dairesinde görmek ve bu istikamette yürümektir.

Dijital ile ilgili araştırma yaparken, Diyanet İşleri Başkanlığının hazırlayıp dağıttığı “Diyanet Takvimi”nin 2 Ağustos 2026 Pazar günkü takvim yaprağının arka yüzünde şu ifadeler kayıtlı bulunuyor:

“…Dijital çağda insanlar köleleştirilirken boyunlarından veya ayaklarından zincirler sarkmaz. Çünkü zincirler sanaldır. Yani dijital dünyanın temellerinde gönüllü bir kölelik, örtülü bir şiddet, görünmez bir zorbalık vardır. Bugün dijital zorbalığın altında yatan sebeplerin başında dijital bağımlılık gelmektedir. Bu yüzden İslam; insan aklını örten, muhakeme yeteneğinden mahrum bırakan bağımlılıkların hepsine karşı çıkar ve insana ebedî yurdunu hatırlatarak dünya hayatında daima sorumluluk bilinciyle davranmasını söyler…”

Yazının devamında derdin dermanı ve yapmamız gerekenler de tavsiye ediliyor:

“Dijital dünyanın tuzaklarından kendimizi ve ailemizi korumalıyız. Çünkü unutmamamız gerekir ki bir gün ömür ekranımız sonsuza değin kapanacak ve yapıp ettiklerimizden hesaba çekileceğiz.”

Bir takvim yaprağı, ciltler dolusu araştırmanın ve raporun özeti gibi İslami bir gözle ibretamiz bir tespit olmuştur. Başka bir yorumda bulunmak hadsizliğinden Allah Teâlâ’ya sığınırım.

Yukarıda arz ettiğim gibi konunun İslami veçhesini Kur’ân-ı Kerîm’in tefsirini yapan üstatların yorumlarından ve mevcut yazılı tefsirlerden aktarmaya çalışacağız.

Kur’ân-ı Kerîm, dijital teknolojiyi doğrudan adlandırmasa da bilgi, mahremiyet, emanet, adalet ve israf gibi evrensel ilkeleriyle dijital dünyayı anlamlandırmak ve ahlaki bir süzgeçten geçirmek için temel bir rehber sunar. Teknolojinin kendisi nötrdür; onu ne amaçla ve nasıl kullandığımız bizim sorumluluğumuzdadır.

Konu başlıklarını sırasıyla yazalım:

1. Mahremiyet ve İffet

Kişisel alanların ve gizliliğin ihlali yasaklanmıştır (Nûr Sûresi, 27-28. ayetler):

“Ey iman edenler! Kendinizi tanıtıp izin almadan ve içinde oturanlara selam vermeden kendi evlerinizden başka evlere girmeyin. Sizin için daha iyi olanı budur; umulur ki düşünüp anlarsınız. Eğer o evlerde bir kimse bulamazsanız -size izin verilmedikçe- oralara girmeyin. Size ‘(Kabul edemiyoruz,) dönün’ denirse hemen dönün; bu sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah bütün yaptıklarınızı bilmektedir.”

Sosyal medyada mahremiyetin sınırlarını korumak, veri gizliliğine ve başkalarının özel hayatına saygı duymak esastır.

2. El, Göz, Kulak ve Akıl İnsanlara Birer Emanettir

“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ Sûresi, 36. ayet)

Dijital ekranlar karşısında geçirilen zamanın ve sanal alemde yapılan her eylemin hesabı verilecektir. İsrâ Sûresi 36. ayetin tefsiri şöyledir:

“On birinci ödev kişinin bilmediği bir şeyin peşine düşmemesi, bilgisiz hüküm vermemesidir. Ayette insanın bilmediği bir konuda söz söylemesi, hüküm vermesi, bilgisizce davranması, bilmediği, tanımadığı kişiler hakkında ileri geri konuşması; daha özel olarak yalancı şahitlik yapması, iftira atması, kısaca bilgi sahibi olmadan tahmine göre herhangi biri için maddi veya manevi zarara yol açacak şekilde konuşması ve hareket etmesi yasaklanmaktadır.

 

İnsan ya duyduğu ya gördüğü ile veya akıl ve vicdanıyla hareket eder; yani bilgilerimiz ya habere ya gözleme ya da akla dayanır. Ayette bu bilgi kaynaklarının doğru kullanılması gerektiği, bunlardan sorumlu olunduğu ifade edilmektedir. Kuşkusuz bu yasak, insan ilişkileriyle ilgili olup bilimsel ve fikrî konularda kurallara uygun olarak tahminler yürütmek, görüş belirtip içtihatlarda bulunmak meşru, hatta gereklidir.

 

Nitekim Hz. Peygamber, Kitap ve Sünnet’te delil bulunmaması hâlinde şahsi görüş (re’y) istikametinde uygulamalarda bulunmayı tasvip etmiştir (Şevkânî, III, 257).

İslam hukukunda kıyasın delil sayılamayacağını kabul edenlerin dayanaklarından biri de bu ayettir. Çünkü ayet uygulamada kesin bilgiyi emretmektedir; oysa kıyas zanna dayanır. Ancak bu görüş azınlıkta kalmıştır…”

 

 

3. İsraf ve Vakit Bilinci

Ömrün boş yere harcanması (tilki uykusu, dijital bağımlılık) yerilmiştir. Teknolojiyi hayırlı işlerde kullanmak gerekirken, bağımlılık düzeyinde vakit öldürmek israftır.

4. İletişim Etiği (Sözün Gücü)

Güzel söz ve bağışlama prensibi (Bakara Sûresi, 263. ayet), internetteki tartışma kültürüne ve siber zorbalığa rehberlik eder. Klavye dili de ahlak süzgecinden geçmelidir. Müfessirlerin yorumu şu şekildedir:

“…Allah Teâlâ için verdikten sonra başa kakmaya ve eziyet etmeye gerek de yoktur. Çünkü bu zoraki ve mecburi değil; isteyerek, gönüllü olarak yapılan bir iştir. Kul bunu ancak sevap elde edebilmek ve ilahi rızaya erebilmek için yapar. İstese yapmayabilir. Çünkü yardım isteyen veya yardım edilmesi gereken insanlara karşı tatlı dilli olmak, gönül alıcı güzel bir söz söylemek, herhangi bir kusur varsa onu da bağışlamak, başa kakarak ve eziyet ederek verilen sadakadan daha hayırlıdır. Boşa zahmet çekmeye gerek yoktur.

 

Bu hususla ilgili olarak Yüce Rabbimiz, bir diğer ayet-i kerimede şu tavsiyede bulunmaktadır… Şüphesiz Allah c.c. ganîdir; kullarının verecekleri sadaka ve yapacakları iyiliklere ihtiyacı yoktur. O, sadakaya muhtaç fakirleri ve garipleri bol bol rızıklandırmaya, zengin olanları da fakir ve başkalarına el açar duruma düşürmeye kadirdir. Yine Allah halîmdir; her günah işleyeni anında cezalandırmaz. Başa kakan ve eziyet edenlere de tövbe edip yanlışlarından dönmeleri için mühlet verir. Allah Teâlâ, kendi yolunda yapılan harcamaların başa kakma ve ezadan arındırılması ve kulların yaptıkları iyiliklerin mükâfatından mahrum kalmamaları için bu hususa ayrıca dikkat çekici bir örnekle açıklık getirmektedir.”

 

 

 

Bu ibretamiz hakikatlere “âmessna” demek boynumuzun borcu, imanımızın gereğidir.

Sonuç ve Stratejik Tedbirler

Sonuç olarak devletlerin dijital teknolojiler çağında siber güvenlik, veri mahremiyeti ve yerli üretim alanlarında stratejik tedbirler alması gerekir. Millî güvenliği korumak, kritik altyapıyı savunmak ve ekonomik bağımsızlığı sağlamak için yasal, teknik ve idari adımlar atılması hayati önem taşır:

Siber Güvenlik ve Altyapı: Kritik tesislerin ve kamu verilerinin güvenliği için Bilgi ve İletişim Güvenliği Tedbirleri gibi millî genelgeler eksiksiz uygulanmalıdır. Enerji, finans ve sağlık gibi kritik altyapılar dış siber saldırılara karşı yerli yazılımlarla korunmalıdır. Veri merkezleri ülke sınırları içinde tutularak bulut egemenliği sağlanmalıdır.

Kanuni Düzenlemeler ve Veri Mahremiyeti: Kişisel verilerin korunması kanunları uluslararası standartlara uygun şekilde güncellenmelidir. Cihanşümul dijital platformların mahalli kanunlara uyması ve şeffaf hesap verebilirlik mekanizmaları kurması sağlanmalıdır. Dezenformasyon ve yapay zekâ kaynaklı sahte içeriklerle (deepfake) mücadele için caydırıcı kanuni düzenlemeler yapılmalıdır.

Bu özetten sonra, söz Kur’ân’ın:

“Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın.” (Hucûrat Sûresi, 6. ayet mealen)

Müfessirlerin ortak kanaati ve tefsirine göre, ayetin güvenilmez kimselerin getirdikleri haberleri doğruluğunu araştırmadan kabul etmenin uygun olmadığı yönündeki manası ve hükmü geneldir; her zaman ve mekânda geçerlidir.

Sosyal ve hukuki hayatın düzenli yürümesi, haksızlık ve huzursuzlukların önüne geçilmesi bakımından çok önemli olan bu talimatın vahyedilmesi ibretli bir olay üzerine olmuştur. Hadis kaynaklarının teyidi bulunmamakla beraber nüzul sebeplerini anlatan kitaplarla tefsirlerde olay şöyle nakledilmektedir:

 

Velîd b. Ukbe, Benî Mustalik kabilesinin zekât vergisini toplamak üzere gönderilir. Velîd yolda iken birisi, bu kabileden silahlı bir grubun yola çıktığı haberini getirir. Velîd, onların savaşmak için çıktıklarını düşünerek geri dönüp Peygamberimize durumu anlatır. O da haberin doğru olup olmadığını araştırmak ve gereğini yapmak üzere Hâlid b. Velîd’i gönderir. Hâlid kabileye yakın bir yerde konaklayarak durumu araştırır; söz konusu grubun ezan okuyup namaz kıldıklarını, İslam’a bağlılıklarının devam ettiğini tespit eder ve Medine’ye döner. Sonunda onların, zekât tahsildarı geciktiği için durumu öğrenmek veya zekâtı kendi elleriyle Hz. Peygamber’e teslim etmek üzere yola çıktıkları anlaşılır (Müsned, IV, 279; Kurtubî, XVI, 296 vd.).

Dijital dünyanın tuzaklarından kendimizi ve ailemizi korumalıyız. Çünkü unutmamamız gerekir ki bir gün ömür ekranımız sonsuza değin kapanacak ve yapıp ettiklerimizden hesaba çekileceğiz.

Vesselam.

 

 

 

 

 

 

 

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Sertif PARLAK yazıları

Çok okunanlar