SON DAKİKA
Reklam
Reklam

“Anayasal diktatörlük”

The Guardian yazarı Simon Tisdall, dünya genelindeki savaşlar, insani krizler, otoriterleşme, ekonomik kırılganlık, iklim krizi ve nükleer silahlanmanın küresel düzen üzerinde ağır baskı oluşturduğunu savundu. Tisdall, tüm bu risklere rağmen uluslararası kurumların, genç kuşakların ve toplumsal dayanışmanın daha iyi bir gelecek için hâlâ umut sunduğunu yazdı.

“Anayasal diktatörlük”
A- A+
Reklam

EDİTÖR / malatyayenises.com Haber Merkezi 

The Guardian yazarı Simon Tisdall, “Dünya, haydutlar ve diktatörler tarafından uçurumun eşiğine sürükleniyor, ancak daha parlak bir geleceğe giden bir yol var” başlıklı köşe yazısında, 2026 yılı itibarıyla küresel sistemin savaşlar, ekonomik kırılganlık, otoriterleşme, insani krizler, iklim değişikliği ve nükleer silahlanma nedeniyle ciddi baskı altında olduğunu savundu.

Tisdall, mevcut tabloyu değerlendirirken devam eden savaşların, büyüyen insani krizlerin, demokrasilerdeki işlev kaybının, ırksal ve dini aşırılığın ve ekonomik eşitsizliklerin dünya genelinde giderek daha derin bir istikrarsızlık oluşturduğunu ileri sürdü.

Savaşların birbirine bağlandığını savundu

Tisdall, Ukrayna’dan Orta Doğu’ya, Güney Sudan’dan Myanmar’a kadar çok sayıda çatışma alanının aynı anda aktif olduğunu belirterek, bu savaşların giderek birbirine bağlanan daha geniş bir güvenlik krizine dönüşebileceği görüşünü dile getirdi.

Yazıda Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları, İran çevresindeki çatışmalar, Güney Sudan’daki şiddet, Myanmar’daki iç savaş ve İsrail’in 2023 sonrası yürüttüğü askeri operasyonların bölgesel etkileri birlikte ele alındı.

Tisdall, dünya genelinde çatışmalar nedeniyle yerinden edilen insan sayısının rekor seviyelere ulaştığını aktarırken, mevcut savaşların kontrol edilemeyen daha geniş bir küresel krize dönüşme riski taşıdığını savundu.

NATO, ABD ve Çin başlıkları

Yazıda 1945 sonrası uluslararası düzenin temel direklerinden biri olan ittifak sisteminin de ciddi baskı altında olduğu görüşü yer aldı.

Tisdall, Donald Trump’ın Avrupa ve NATO’ya yönelik gümrük vergileri, asker çekme söylemleri ve siyasi baskılarının Batı ittifakını zayıflattığını ileri sürdü.

Kanada ile ABD arasındaki gerilimlere, Venezuela ve Grönland tartışmalarına da değinen Tisdall, Çin, Kuzey Kore, Rusya ve İran arasındaki ilişkilerin de küresel güç dengelerini etkilediğini yazdı.

Japonya, Güney Kore, Filipinler, Avustralya ve Tayvan’ın Çin kaynaklı güvenlik kaygılarının arttığını belirten Tisdall, özellikle Tayvan çevresindeki gelişmeleri olası bir çatışma alanı olarak değerlendirdi.

İnsani krizler derinleşiyor

Tisdall, savaşların yanı sıra iklim krizi ve doğal afetlerin de göç, açlık ve hastalıkları artırdığını belirtti.

Yazıda, ABD ve İngiltere’nin yardım fonlarında yaptığı kesintilerin Birleşmiş Milletler öncülüğündeki insani yardım sistemini zayıflattığı savunuldu.

Dünya Gıda Programı verilerine atıf yapan Tisdall, Batı Şeria’da 900 bin Filistinlinin gıda güvensizliği yaşadığını yazdı.

Somali’de milyonlarca kişinin kuraklık ve El Niño bağlantılı seller nedeniyle açlık riskiyle karşı karşıya olduğunu belirten Tisdall, Kolombiya ve Afganistan’da da benzer insani tehditlerin bulunduğunu kaydetti.

Hong Kong’daki Jimmy Lai örneğini de gündeme getiren Tisdall, Lai’nin günde 23 saat hücre hapsinde tutulduğunu belirterek bunu ifade özgürlüğü ve insan hakları açısından değerlendirdi.

Ekonomik sistem için yeni kriz uyarısı

Küresel ekonomik görünümü de ele alan Tisdall, dünya piyasalarında 2008 krizini anımsatan yeni bir kırılganlık oluşabileceği görüşünü savundu.

Yazıda ABD’nin ulusal borcunun 40 trilyon dolara ulaştığı, Fransa, İngiltere ve Japonya’nın da yüksek kamu borçlarıyla karşı karşıya olduğu belirtildi.

Tisdall, yükselen enflasyon, cari açıklar ve yatırımların büyük teknoloji şirketlerinde yoğunlaşmasının ekonomik riskleri artırdığını ileri sürdü.

Bazı tahminlere göre Nvidia, Amazon, Google, Meta ve Microsoft’un ABD hisse senedi piyasasının yaklaşık yüzde 23’ünü oluşturduğunu aktaran Tisdall, bunun piyasalarda yoğunlaşmayı artırdığı görüşünü dile getirdi.

Enerji ve gıda fiyatlarında yeni artış riskine de dikkat çeken Tisdall, en kötü senaryoda küresel durgunluk ve daha fazla siyasi istikrarsızlık yaşanabileceğini savundu.

Nükleer silahlanma ve iklim krizi

Tisdall, iklim krizi ve küresel ısınmanın insanlık için uzun vadeli tehditler oluşturmaya devam ettiğini belirtti.

Nepal-Tibet sel felaketine atıf yapan Tisdall, benzer iklim olaylarının gelecekte daha fazla etkili olabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Nükleer silahlanmanın da dünya güvenliği açısından büyüyen bir risk olduğunu savunan Tisdall, nükleer silaha sahip 9 devletin tamamının cephaneliklerini genişlettiğini veya modernize ettiğini yazdı.

Çin’in bu süreçte öne çıktığını belirten Tisdall, Güney Kore ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin de nükleer seçenekleri değerlendirdiğini ileri sürdü.

Yazıda nükleer silahlanma yarışının uzaya taşınmasının da yeni güvenlik riskleri doğurduğu görüşü dile getirildi.

“Demokratik değerler baskı altında”

Tisdall, liberal demokrasilerin temel değerlerinin de dünya genelinde baskı altında olduğunu savundu.

Vladimir Putin ve Benjamin Netanyahu’ya yönelik savaş suçu iddiaları ve Uluslararası Ceza Mahkemesi kararlarını hatırlatan Tisdall, Donald Trump ile Marco Rubio’nun mahkemeye yönelik tutumlarını da eleştirdi.

Avrupa’da aşırı sağ hareketlerin yükselişine dikkat çeken Tisdall, Saksonya-Anhalt ve Fransa’daki siyasi gelişmeleri bu kapsamda değerlendirdi.

ABD’de Trump yönetiminin siyasal sistemi dönüştürmeye çalıştığını savunan Tisdall, bunu “anayasal diktatörlük” riski olarak nitelendirdi ve Amerikan demokrasisinin tehdit altında olduğunu ileri sürdü.

Umut için üç başlık

Tisdall, yazısının sonunda karamsar tabloya rağmen daha iyi bir gelecek için hâlâ bazı dayanakların bulunduğunu belirtti.

Birinci olarak, 1945 sonrası uluslararası düzenin temel kurumlarının ağır baskıya rağmen ayakta olduğunu ifade etti. Birleşmiş Milletler, Uluslararası Adalet Divanı, Avrupa Birliği, NATO ve G7 gibi yapıların mevcut krizi şimdiye kadar atlattığını yazdı.

İkinci olarak, otoriter liderliklerin kalıcı olmadığını savunan Tisdall, mevcut siyasi dönemin zaman içinde sona ereceğini ileri sürdü.

Üçüncü olarak ise genç kuşakların değişim taleplerine dikkat çekti. Hindistan’daki gençlik protestolarını örnek gösteren Tisdall, birçok gelişmekte olan ülkede gençlerin mevcut dünya düzenine tepki gösterdiğini ve daha farklı bir gelecek talep ettiğini yazdı.

Tisdall, yazısını dünyanın geleceğinin siyasi liderlerden çok sıradan insanların günlük dayanışma, cesaret ve sorumluluklarına bağlı olduğu görüşüyle tamamladı.

KAYNAK / malatyayenises.com

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.
Çok okunanlar