
EDİTÖR / malatyayenises.com Haber Merkezi
AK Parti Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan, bir televizyon kanalında katıldığı canlı yayında İsrail’in son dönemde Türkiye’ye yönelik açıklamalarını ve bölgede yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Konunun daha geniş bir fotoğraf içerisinde ele alınması gerektiğini belirten Babacan, İsrail’in tutumunun biri iç siyaset, diğeri ise uzun vadeli bölgesel strateji olmak üzere iki temel ayağı bulunduğunu ifade etti.
Babacan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu açısından İran’la gerilimin, Gazze’deki saldırıların, Batı Şeria, Kudüs, Suriye ve Lübnan’a uzanan politikaların İsrail’in iç siyasetiyle de bağlantılı olduğunu savundu.
“NETANYAHU AÇISINDAN SEÇİMİN ANAHTARI BU GERGİNLİKTEN GEÇİYOR”
Netanyahu’nun önümüzdeki ekim ayında yapılacağını belirttiği seçimlere yönelik bir iç siyasi hesap içerisinde olduğunu söyleyen Babacan, Gazze’de yaşananları “soykırım” olarak nitelendirerek, savaş ve gerilim ortamının İsrail kamuoyunda iç konsolidasyon sağlamak amacıyla kullanılacağını ileri sürdü.
Babacan, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bunu daha geniş fotoğrafta okumak lazım. Aslında iki hususu, iki bacağı var bu işin. Bir tanesi İsrail’in kendi iç siyasi dinamikleri. Netanyahu açısından hem savaşın devamı, İran savaşının, hem Gazze soykırımının, hem Batı Şeria’ya bu işin uzatılmasının, hem Kudüs’e uzatılmasının, hem Suriye’ye uzatılmasının hem de Lübnan’a uzatılmasının bir geniş hikâye, yani bölgesel bir geniş hikâye, Netanyahu’nun önümüzdeki ekim ayındaki seçimi için önemli.”
Netanyahu’nun seçim sürecinde gerilim dozunu artırabileceğini söyleyen Babacan, “Netanyahu açısından seçimin anahtarı bu gerginliğin, bu agresifliğin, bu soykırımcılığın tabiri caizse daha da İsrail halkı açısından iç konsolidasyonunun sağlanmasından geçiyor” ifadelerini kullandı.
Babacan, önümüzdeki iki aylık süreçte benzer söylemlerin devam edeceğini öngördüğünü belirterek, Katz ve Netanyahu’nun yanı sıra İsrail’deki aşırı sağcı siyasetçiler arasında da daha sert söylemler üzerinden bir yarış yaşanabileceğini savundu.
Netanyahu’nun seçim sonrasında oluşturmayı planladığı olası koalisyon açısından da aşırı sağcı politikacıların söylemlerinin önem taşıdığını belirten Babacan, İsrail iç siyasetinde gerilimi yükselten açıklamaların sürebileceğini söyledi.
“TÜRKİYE O CEPHEYE SET ÇEKEBİLEN ÜLKE”
İsrail’in seçim sürecine giderken Türkiye’yi önemli bir siyasi başlık haline getirdiğini ifade eden Babacan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye’nin İsrail’in bölgesel politikalarına karşı duran aktör olduğunu savundu.
Babacan, Türkiye’nin bunu diplomasi, saha politikaları ve proaktif hamleler üzerinden gerçekleştirdiğini belirterek, “Türkiye, İsrail açısından şu an o cepheye karşı durabilecek, set çeken Sayın Cumhurbaşkanımız ve Türkiye. Başka da yok, başka da bir ülke yok. Yani bunu hem diplomaside yapıyor, hem sahada yapıyor hem de attığı proaktif hamlelerle yapıyor” dedi.
Bu kapsamda “Mekke İttifakı” ve “Terörsüz Bölge, Terörsüz Türkiye” vizyonuna dikkat çeken Babacan, Türkiye’nin söz konusu yaklaşımı somutlaştırdığını ifade etti.
“İSRAİL’İN RAHATSIZLIĞININ BİR GÖSTERGESİ”
Babacan, “Mekke Anlaşması” olarak ifade ettiği anlaşmanın imzalandığı hafta ile “Terörsüz Türkiye” sürecinde çerçeve yasanın TBMM’de rekor oyla kabul edildiğini söylediği dönemin hemen ardından İsrail’den gelen açıklamaların zamanlamasına dikkat çekti.
Babacan, “Mekke Anlaşması’nın imzalandığı hafta, Terörsüz Türkiye sürecinde çerçeve yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde rekor oyla kabul edildiği haftanın hemen ertesinde bu adım. İsrail’in ne kadar rahatsız olduğunun bir göstergesi sanırım” ifadelerini kullandı.
“DAHA UZUN ERİMLİ BİR SİYASAL PROJEKSİYON VAR”
İsrail’in tutumunun ikinci ayağında daha geniş ve uzun vadeli bir siyasi projeksiyon bulunduğunu belirten Babacan, Netanyahu’nun birkaç ay önce dile getirdiğini söylediği “Orta Doğu ve Akdeniz’de düşman gördüklerimize karşı bir altıgen ittifakı oluşturmalıyız” şeklindeki yaklaşımını hatırlattı.
Babacan, bu “altıgen” üzerinden İsrail’in farklı coğrafyalarda yürüttüğü politikaları sıraladı.
AFRİKA BOYNU’NA DİKKAT ÇEKTİ
Babacan’a göre bu jeopolitik planın bir köşesinde Afrika Boynuzu bulunuyor.
Sudan’daki gelişmeler, Somali-Etiyopya ilişkileri ve Somaliland meselesine dikkat çeken Babacan, İsrail’in Afrika Boynuzu’nda jeopolitik bir etki alanı oluşturmaya çalıştığını savundu.
Babacan, Somaliland meselesinde İsrail’in yaklaşımını ve bölgedeki siyasi gelişmeleri bu çerçevede değerlendirdi.
DOĞU AKDENİZ VE KIBRIS VURGUSU
“Altıgenin” bir diğer ayağının Doğu Akdeniz ve Kıbrıs olduğunu ifade eden Babacan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail ve Yunanistan’ın içerisinde bulunduğu, Fransa’nın da dışarıdan dahil olduğunu söylediği bir yapıdan söz etti.
Türkiye’nin buna karşı Doğu Akdeniz’de uzun süredir kendi stratejisini geliştirdiğini belirten Babacan, Libya ile başlayan sürecin Mısır ve orta vadede Suriye ile geliştirilebilecek deniz yetki alanı politikalarıyla devam edebileceğini söyledi.
Babacan, Türkiye’nin münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı konusunda yürüttüğü siyasetin İsrail’in istemediği bir tablo oluşturduğunu savundu.
Türkiye’nin bu politikada Kıbrıs’ı da merkezi bir noktaya yerleştirdiğini belirten Babacan, geçmişte Henry Kissinger’ın Kıbrıs’ı büyük güçler jeopolitiğinin merkezlerinden biri olarak değerlendirdiğini hatırlattı.
Babacan, Türkiye’nin mevcut Kıbrıs politikasının İsrail ve ilgili bölge ülkelerinde rahatsızlık oluşturduğunu öne sürdü.
“NETANYAHU’NUN AÇIKLAMALARINDA KIBRIS VURGUSUNU GÖRMEYE BAŞLADIK”
Netanyahu ve İsrail Başbakanlık Ofisi’nin açıklamalarında Kıbrıs’a ilişkin ifadelerin daha fazla yer almaya başladığını söyleyen Babacan, Türkiye’ye yönelik “Kıbrıs’ın yarısını işgal etti” şeklindeki söylemlerin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Babacan, kısa süre önce bir heyetle Kıbrıs’a gittiklerini ve burada İsrail’in ekonomik faaliyetlerine ilişkin gözlemlerde bulunduklarını anlattı.
İsrail kaynaklı yatırımların özellikle gayrimenkul ve arazi alımları üzerinden yoğunlaştığını söyleyen Babacan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi içerisindeki bazı siyasetçilerin dahi İsrail’in bölgeye yoğun ilgisinden duydukları rahatsızlığı dile getirmeye başladığını ifade etti.
Babacan, “Bu şunu gösteriyor: Kıbrıs bu işin jeopolitik ve jeostratejik merkezi lokasyonu olacak” dedi.
KUZEY AFRİKA, FAS VE SEBTE HATTI
Babacan’ın değerlendirmelerinde bir diğer bölge ise Kuzey Afrika oldu.
Fas’ta iki hafta önce yaşandığını belirttiği gelişmelere ve Fas-İspanya arasındaki Sebte meselesine değinen Babacan, Cebelitarık’ı da içerisine alan bir hat üzerinde İsrail ve ABD tarafının bir yapı oluşturmaya çalıştığını ileri sürdü.
İsrail’in bu süreci teşvik ettiğini savunan Babacan, Netanyahu’nun oğlunun da daha önce bu yönde açıklamalarda bulunduğunu söyledi.
HİNDİSTAN-PAKİSTAN HATTINI DEĞERLENDİRDİ
Babacan, İsrail’in stratejik hamlelerini değerlendirirken Pasifik bölgesine doğru uzanan Hindistan-Pakistan hattına da dikkat çekti.
Pakistan’ın “Mekke İttifakı” olarak adlandırdığı yapının önemli parçalarından biri haline geldiğini söyleyen Babacan, bunun hemen ardından Netanyahu’nun Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi aradığını ifade etti.
Babacan, İsrail’in Hindistan’la uzun süredir devam eden angajmanını daha da hızlandırmaya çalıştığını savundu.
ORTA DOĞU’DA İKİ AYAKLI TABLO
Babacan, sözünü ettiği stratejinin merkezinde Orta Doğu’nun bulunduğunu belirterek bölgedeki gelişmeleri iki ayrı başlıkta değerlendirdi.
Birinci başlıkta Körfez ülkelerini ele alan Babacan; İsrail-İran hattının yanı sıra Katar ve Suudi Arabistan’ın bir tarafta, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ise diğer tarafta değerlendirilebileceği bir bölgesel tablodan söz etti.
İkinci ve daha önemli gördüğü başlığa ise Suriye, Irak, Lübnan ve Ürdün’ü yerleştirdi.
Ürdün’ün kamuoyunda bu süreçte fazla konuşulmadığını söyleyen Babacan, ülkenin İsrail’in güneyden yürüttüğü politikalardan ciddi şekilde rahatsız olduğunu ileri sürdü.
“TERÖRSÜZ TÜRKİYE, TERÖRSÜZ BÖLGEYLE BİRLİKTE OKUNMALI”
Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” yaklaşımının yalnızca ülke sınırları içerisindeki gelişmelerle değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen Babacan, bunun “Terörsüz Bölge” perspektifiyle birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.
Türkiye’de terörün sona ermesinin kendisi açısından ne kadar önemliyse Suriye’de de sona ermesinin aynı şekilde önemli olduğunu belirten Babacan, YPG’nin feshedilmesine yönelik gelişmelerin yakın zamanda gündeme gelebileceği yönünde beklentisini dile getirdi.
Babacan, aynı sürecin Irak ve Irak-İran hattını da kapsaması gerektiğini söyledi.
Ancak bunun yeterli olmayacağını belirten Babacan, bölgesel güvenlik perspektifinin Suriye’nin güneyi ve Lübnan hattına kadar uzanması gerektiğini ifade etti.
IRAK VE LÜBNAN’DAN TÜRKİYE’YE ZİYARETLER
Babacan, yakın dönemde Irak Başbakanı ile Lübnan Cumhurbaşkanı’nın aynı hafta içerisinde, yaklaşık bir gün arayla Türkiye’ye geldiklerini ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüştüklerini hatırlattı.
Lübnan Cumhurbaşkanı’nın ziyaretinin doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmeye odaklandığını belirten Babacan, bu temasları Türkiye’nin bölgesel güvenlik yaklaşımıyla ilişkilendirdi.
Babacan, “Biz Türkiye’yi Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge olarak birbiriyle bağdaşık bir bölgesel güvenlik perspektifi üzerinden kodluyoruz. Yani çıkardığımız ve attığımız adımların temel hikâyesi de aslında bu” değerlendirmesini yaptı.
“TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ VE EGEMENLİK HAKLARINI GÖZETEN BİR NORM”
Türkiye’nin bölgesel politikasında yalnızca güvenlik yaklaşımının bulunmadığını söyleyen Babacan, aynı zamanda Suriye, Irak ve İran’ın egemenlik hakları ile toprak bütünlüğünün korunmasını esas alan bir yaklaşım geliştirildiğini savundu.
İlgili ülkelerdeki farklı sosyolojik yapıların devletlerin egemenliği altında birlikte yaşayabilmesini ve ülkelerin “iç cephelerinin tahkim edilmesini” Türkiye’nin gözettiğini belirten Babacan, Ankara’nın bu konuda bölgesel bir norm üreten aktör haline geldiğini söyledi.
“SEÇİM BİTER AMA İSRAİL’İN POLİTİKASI DEVAM EDEBİLİR”
İsrail’in Türkiye’ye yönelik açıklamalarının bir bölümünün Netanyahu’nun seçim döneminde iç kamuoyuna yönelik siyasi söyleminden kaynaklandığını belirten Babacan, esas meselenin orta ve uzun vadeli İsrail stratejisi olduğunu söyledi.
Ekim ayında yapılacağını belirttiği seçimlerden sonra İsrail’de hangi koalisyonun kurulacağının görüleceğini ifade eden Babacan, Netanyahu’nun mevcut durumda siyasi olarak sıkışmış olduğunu savundu.
Ancak Netanyahu’nun görevde olup olmamasından bağımsız olarak İsrail devletinin orta ve uzun vadeli stratejisinin devam edeceğini öngören Babacan, Netanyahu’nun “altıgen ittifakı” ya da kendi ifadesiyle “Sünni ve Şii şer ekseni” şeklinde tanımladığı yaklaşımdan vazgeçilmeyeceği değerlendirmesinde bulundu.
Babacan, İsrail’in “yayılmacı, saldırgan ve soykırımcı” olarak nitelendirdiği politikalarının devam edeceğini düşündüğünü belirterek Türkiye’nin stratejik hazırlıklarını buna göre yaptığını ifade etti.
İRAN DIŞİŞLERİ BAKANI’NIN AÇIKLAMASINI HATIRLATTI
Babacan, Türkiye’nin bölgesel hamlelerine örnek verirken İran Dışişleri Bakanı’nın yakın zamanda Irak’a ilişkin yaptığı bir açıklamaya değindi.
İranlı Bakan’ın, “Bizim toprak bütünlüğümüzün sağlanmasında Türkiye’nin önemli bir rolü oldu” şeklinde bir cümle kullandığını aktaran Babacan, bu açıklamanın dikkat çekici olduğunu söyledi.
Babacan’ın değerlendirmesine göre İsrail tarafından Suriye’de Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Halep’te denenen bazı girişimlerin benzeri, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının ilk günlerinde Irak-İran hattında da uygulanmaya çalışıldı.
Babacan, İran içerisinde bulunan bazı küçük terör yapılanmalarının harekete geçirilmeye çalışıldığını ve Irak üzerinden destek sağlanıp sağlanamayacağının değerlendirildiğini ileri sürdü.
Barzani, Talabani ve “örgüt hattı” olarak ifade ettiği yapılardan İran’a destek ulaştırılabileceğine ilişkin bir ihtimal bulunduğunu söyleyen Babacan, Türkiye’nin bu noktada doğrudan devreye girerek söz konusu girişimin önünü aldığını savundu.
“TÜRKİYE BÖLGESEL MESELEYE BÜTÜNCÜL BAKIYOR”
Türkiye’nin bölgesel güvenlik politikasının savunma sanayisi, dış politika ve diplomasiyle birlikte yürütüldüğünü söyleyen Babacan, Türkiye’nin kendi güvenlik gereksinimlerini karşılamaya ve savunma sanayisini güçlendirmeye devam ettiğini ifade etti.
Dış politikada “oldukça realist” bir yaklaşım izlendiğini belirten Babacan, diplomasinin de eş zamanlı sürdürüldüğünü söyledi.
Babacan, 7 Temmuz günü Türkiye’de düzenlendiğini belirttiği NATO zirvesini “yakın tarihin en önemli ve gerçekten etkili, etki uyandıran NATO zirvelerinden biri” olarak nitelendirdi.
Türkiye’nin NATO üyesi olmasına rağmen Rusya ve İran dahil farklı aktörlerle görüşebildiğine dikkat çeken Babacan, bölgedeki farklı devlet ve gruplarla temas kurabilen temel aktörlerden birinin Türkiye olduğunu savundu.
“TÜRKİYE GELECEĞE HAZIRLANIYOR”
Konuşmasının sonunda İsrail’in mevcut politikalarını Türkiye’nin gelecek döneme yönelik stratejik hazırlıkları üzerinden değerlendiren Babacan, Türkiye’nin yalnızca yakın geleceğe değil, orta ve uzun vadeye de hazırlandığını söyledi.
Babacan sözlerini şu değerlendirmeyle tamamladı:
“Türkiye geleceğe hazırlanıyor. Yakın geleceğe de hazırlanıyor, orta ve uzun geleceğe de hazırlanıyor. İsrail de bu geleceğin hızlanması konusunda elinden geleni yapıyor.”
KAYNAK / malatyayenises.com



































