
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile Mekke’de imzalanan Mekke Savunma Anlaşması’nın ardından açıklamalarda bulundu. Bölgesel meselelerin bölge aktörleri tarafından çözülmesi gerektiğine dikkat çeken Erdoğan, imzalanan üçlü anlaşmanın Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde düzenlenen meşru müdafaa hakkına dayandığını ve barış isteyen tüm kardeş ülkelere açık olduğunu kaydetti.
Mekke Savunma Anlaşması ve Kolektif Caydırıcılık
Mekke Savunma Anlaşması’nın ortaya çıkış sürecini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, adımın bölgesel gelişmelerin getirdiği sorumluluk bilinciyle atıldığını ifade etti. Anlaşmanın salt askeri bir pakt olarak görülmemesi gerektiğini belirten Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Bu anlaşmanın temel amacı caydırıcılık boyutunu güçlendirmek, taraflar arasındaki dayanışma ruhunu pekiştirerek güvenlik bilincini güçlendirmek ve bölgesel istikrarı korumaktır. Anlaşmanın temel yaklaşımı, taraflardan birinin güvenliğine yönelik herhangi bir tehdidin diğer imzacı taraflar açısından da güvenlik tehdidi olarak değerlendirilmesidir.”
Savunma sanayisinde ortak projeler geliştirilmesi ve terörle mücadelede işbirliğinin hedeflendiğini belirten Erdoğan, anlaşmanın dışlayıcı bir blok oluşturma amacı taşımadığını vurguladı.
ABD-İran Gerilimi ve Bölgesel Güvenlik Sorumluluğu
Anlaşmanın ABD ile İran arasındaki gerilimin anlık bir yansıması olarak görülmesinin yanlış olacağını kaydeden Erdoğan, sürecin uzun süredir yürütülen istişarelerin bir sonucu olduğunu bildirdi. Bölge sorunlarının dışarıdan dayatılan müdahalelerle çözülemeyeceğini hatırlatan Erdoğan, şunları söyledi:
“Mekke Anlaşması’ndan doğan üçlü mekanizmayı belirli bir uluslararası duruma karşı verilmiş anlık bir tepki olarak görmüyoruz. Aksine bunu, bölgedeki gelişmeler karşısında stratejik bir iradeden hareketle attığımız güçlü bir adım olarak değerlendiriyoruz. Dışarıdan ithal edilen çözümlerin felaket getirdiğini çok iyi biliyoruz. Bizim vizyonumuz yalnızca üç ülkeyle sınırlı değil; uygun koşulların oluşması halinde bölgedeki tüm ülkelerin aynı çatı altında bir araya gelmesini arzu ediyoruz.”
Enerji Arzı ve Hürmüz Boğazı’ndaki Durum
Körfez bölgesinin güvenliğinin küresel ekonomi ve uluslararası ticaret açısından taşıdığı öneme değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğinin hayati bir damar olduğunu kaydetti. Çatışma yerine diplomasiye öncelik verilmesi gerektiğini belirten Erdoğan, değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi:
“Hürmüz Boğazı yalnızca bölgesel değil, küresel öneme sahip bir bölgedir. Temennimiz ve beklentimiz mevcut gerilimin mümkün olan en kısa sürede sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın uluslararası ticarete güvenli, istikrarlı ve kesintisiz şekilde hizmet veren rolüne dönmesidir. Kalıcı çözüme çatışma yoluyla değil, diplomasi yoluyla ulaşılabileceğini biliyoruz.”
Türkiye-Suudi Arabistan Stratejik Ortaklığı
Suudi Arabistan ile ilişkilerin ortak tarih ve kardeşlik bağları çerçevesinde stratejik bir düzeyde ilerlediğini vurgulayan Erdoğan; ticaret, yatırım, savunma sanayisi, enerji ve turizm alanlarındaki ortak çalışmaların ivme kazandığını belirtti. Erdoğan, iki ülke arasındaki işbirliğinin önümüzdeki süreçte daha üst seviyelere çıkarılacağını ifade etti.
Lübnan ve Suriye’deki Son Gelişmeler
İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının derhal son bulması gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Lübnan’ın egemenliğinin korunması ve ateşkese ulaşılması yönündeki temasları desteklediklerini aktardı. Kısa süre önce Türkiye’de ağırlanan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam’a teknik destek ve işbirliği taahhüdünün iletildiği bildirildi.
Suriye’deki dönüşüm sürecine de değinen Erdoğan, ülkenin Aralık 2024’ten bu yana güvenlik ve toplumsal uzlaşı alanında mesafe kaydettiğini belirtti. Türkiye’nin güvenlik hassasiyetlerini yineleyen Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
“En önemli beklentimiz, bu yeni aşamanın kalıcı barış, istikrar ve Suriye’nin yeniden imarı için zemin hazırlamasıdır. Suriye’nin kuzeyinde veya ülkenin herhangi bir bölgesinde Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek herhangi bir örgüt ya da yapının varlığına izin vermeyeceğiz. Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için ne kadar önemliyse Türkiye’nin ulusal güvenliği de aynı ölçüde önemlidir.”
KAYNAK: malatyayenises.com



































