
Sarıoğlu, İnönü Üniversitesi’nin 2008’deki yönetim değişimini AVDET modeliyle değerlendirdi
EDİTÖR / malatyayenises.com Haber Merkezi
Prof. Dr. Hüseyin Sarıoğlu, “Dirizihin.com” adlı internet sitesinde “Muktedir Olunca Zalimine Benzememek!” başlıklı yazısında Prof. Dr. Cemil Çelik’in İnönü Üniversitesi Rektörlüğünü 7 Ağustos 2008’de Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’ndan devralmasının ardından yaşanan idari süreci, dönemin üniversite yönetimini ve akademik yapılanmasını etik ve kurumsal yönetim ekseninde değerlendirdi.
Sarıoğlu, yazısını daha önce kaleme aldığı “İki Kurum Tek Şahsiyet: Ahlak Öznesi Olmak Ne Demek?” ve “Seçenlerin mi yoksa Seçilenin mi Seçimi Daha Önemlidir?” başlıklı çalışmaların devamı olarak konumlandırdı. İncelemenin merkezinde ise Prof. Dr. Cemil Çelik’in 2008-2012 yıllarını kapsayan ilk rektörlük döneminin başlangıcı, yönetim kadrosunun oluşturulması ve ilk aylarda atılan kurumsal adımlar yer aldı.
Temel soru: Gücü eline alan yönetici nasıl davranır?
Sarıoğlu, yazısında insan karakterinin asıl sınavının kamusal alanda ve kurumsal iktidar mekanizmalarının içinde verildiğini savunarak, yöneticilerin sahip oldukları gücü nasıl kullandıklarının temel bir etik ölçüt olduğunu belirtti.
Bu çerçevede, geçmişte idari mağduriyet yaşadığı ifade edilen bir akademisyenin yönetim yetkisini ele geçirdiğinde geçmişin rövanşını alıp almadığı, yoksa kurumsal barışı ve adaleti mi öncelediği sorusu yazının merkezine yerleştirildi.
Sarıoğlu, geliştirdiğini belirttiği AVDET, yani “Anlam ve Değer Esaslı Terapi” yaklaşımında kişilerin kurumsal yapılardaki duruşlarının; güce, konjonktüre, vesayete ve idari yetkilere verdikleri tepkiyle değerlendirildiğini ifade etti.
2000 ve 2004 rektörlük seçimleri de ele alındı
Yazıda, İnönü Üniversitesi’nin 26 Haziran 2000 tarihinde gerçekleştirilen rektörlük seçimlerine ilişkin sayısal veriler de aktarıldı.
Sarıoğlu’nun yazısında yer alan bilgilere göre, 315 öğretim üyesinin katıldığı seçimde Prof. Dr. Eşref Yüksel 161 oyla birinci olurken, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu 104 oyla ikinci sırada yer aldı. Buna karşın, dönemin YÖK ve Cumhurbaşkanlığı takdiriyle Hilmioğlu’nun rektör olarak atandığı ifade edildi.
Yazıda, Hilmioğlu’nun 2004 yılındaki seçimlerde ise 200 oy aldığı, Prof. Dr. Süheyla Ünal’ın 107, Prof. Dr. Turgay Seçkin’in 60 oy aldığı kaydedildi.
Sarıoğlu, bu dönemleri “vesayetçi yönetim” kavramı üzerinden değerlendirirken, Şarlak ve Hilmioğlu dönemlerini kapsayan 12 yıllık süreçte 100’ün üzerinde akademisyenin kadro sorunları yaşadığını, bazı akademisyenlerin doçent olmalarına rağmen araştırma görevlisi kadrosunda tutulduğunu ileri sürdü. Yazıda bu yönetim anlayışı “kışla düzeni” benzetmesiyle eleştirildi.
Bu değerlendirmeler Prof. Dr. Hüseyin Sarıoğlu’nun yazısında yer alan görüş ve iddialara dayanıyor.
“Fiziği düzgün, keşke kimyası da düzgün olsaydı”
Yazıda en fazla öne çıkarılan başlıklardan biri 7 Ağustos 2008’deki devir-teslim süreci oldu.
Sarıoğlu’nun aktardığına göre, Prof. Dr. Cemil Çelik görevi devralmadan önce Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu ile makam odasında yaklaşık yarım saat süren bir görüşme yaptı.
Çelik’in bu görüşmede Hilmioğlu’na, “Fatih Bey, bana fiziği düzgün bir üniversite teslim ediyorsunuz, keşke kimyası da bu kadar düzgün bir üniversite teslim etseydiniz.” dediği aktarıldı.
Sarıoğlu, bu sözlerdeki “fizik” kavramının üniversitenin binaları, tıp merkezi altyapısı, bütçesi ve teknik olanaklarını; “kimya” kavramının ise kurumsal adalet, akademik huzur, güven duygusu, özgür düşünce ortamı ve insan ilişkilerini temsil ettiğini belirtti.
Yazar, bu ayrımı yalnızca bir metafor olarak değil, kurumsal yönetim anlayışının temel ölçütlerinden biri olarak değerlendirdi.
“Mahkeme kadıya mülk değil”
İnönü Üniversitesi Senato Salonu’nda daire başkanları ve davetlilerin katılımıyla gerçekleştirilen devir-teslim törenine de geniş yer verilen yazıda, Cemil Çelik’in makamların geçiciliğine vurgu yaptığı belirtildi.
Sarıoğlu’nun aktardığına göre Çelik, törende, “Mahkeme kadıya mülk değil, işte Fatih Bey görevi bize devretti, ömrümüz olursa ben de zamanı geldiğinde benden sonraki arkadaşa teslim edeceğim.” ifadelerini kullandı.
Yazıda ayrıca Çelik’in devir-teslim töreninden sonra selefi Hilmioğlu’nu üniversite binasının ana kapısına kadar uğurladığı ve kendisine çiçek takdim ettiği kaydedildi.
Sarıoğlu, bunu “edep ve erkân” kavramları üzerinden değerlendirdi.
Hilmioğlu’nun sözleri de aktarıldı
Sarıoğlu’nun yazısında, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun üniversiteden ayrılırken yakın çevresine söylediği ileri sürülen bir ifadeye de yer verildi.
Yazıda Hilmioğlu’nun, “Endişe etmeyin, bu Cemil Hoca düzgün bir adama benziyor, size zarar vermez.” dediği aktarıldı.
Bu söz, Sarıoğlu tarafından devir-teslim sürecinde sergilenen uzlaşmacı tavrın karşı tarafta oluşturduğu etki bağlamında yorumlandı.
Rektör yardımcıları eski seçim rakiplerinden seçildi
Sarıoğlu, Çelik’in göreve geldikten sonra oluşturduğu idari kadroyu da “rövanşizmin reddi” ve “liyakat” kavramları üzerinden değerlendirdi.
Yazıya göre, Prof. Dr. Süheyla Ünal ile Prof. Dr. Turgay Seçkin rektör yardımcılığı görevlerine getirildi.
Sarıoğlu, bu iki ismin geçmişte rektörlük seçimlerinde farklı bir akademik kanadı temsil ettiğini, buna rağmen yeni yönetimde görev almalarının kurumsal barış açısından önemli olduğunu savundu.
Yazıda Prof. Dr. Ramazan Özdemir’in 2008 seçim sürecinde Cemil Çelik lehine adaylıktan feragat ettiği, daha sonra Tıp Fakültesi Dekanlığı görevine getirildiği belirtildi.
Doç. Dr. İlhan İçen, Doç. Dr. Ünsal Özgen ve Doç. Dr. Mustafa Şenol’un rektör danışmanı, Doç. Dr. Kaya Saraç’ın ise Turgut Özal Tıp Merkezi Başhekimi olarak görevlendirildiği aktarıldı.
Yönetim değişiminde toplu tasfiye yapılmadığı savunuldu
Yazıda, göreve başlarken hiçbir parti, cemaat, dernek ya da ideolojik grupla makam pazarlığı yapılmadığı öne sürülen Çelik’in, yönetim yetkisini aldıktan sonra eski yönetim kadrolarını tamamen tasfiye etmediği belirtildi.
Sarıoğlu, idari görev değişimlerinin “incelikli istifalar, görev iadeleri ve göreve devam kararları” üzerinden yürütüldüğünü ifade etti.
Bu yaklaşımın, çalışanları rencide etmeden kurumsal devamlılığı koruma amacı taşıdığı savunuldu.
“Barış adası” hedefi
Yazıda, görev değişiminin ardından Havuzbaşı Tesisleri’nde izinde olmayan öğretim üyelerinin katılımıyla bir tanışma kokteyli düzenlendiği ve burada İnönü Üniversitesi’nin bir “barış adası” olması yönündeki yaklaşımın tekrarlandığı belirtildi.
Sarıoğlu, yaklaşık üç ay boyunca Malatya’nın ilçe ve köylerinden gelen hemşehri grupları ile sivil toplum kuruluşlarının tebrik ziyaretlerinin Senato Salonu’nda kabul edildiğini de yazdı.
Bu ziyaretlerin ardından Hekimhan, Akçadağ, Darende ve Pütürge ilçelerine iade-i ziyaretler gerçekleştirildiği aktarıldı.
Yazar, bu süreci kamu, halk ve üniversite arasındaki bütünleşme çabası olarak yorumladı.
AVDET modelinde “samimiyet” ve “makuliyet”
Sarıoğlu, yazısının önemli bir bölümünü AVDET modelinin kavramsal çerçevesine ayırdı.
Modelin iki ana sütununun “Samimiyet” ve “Makuliyet” olduğunu belirten Sarıoğlu, samimiyeti deruni niyet, pazarlıksız yaklaşım, insanı müstakil bir değer olarak görme ve ihsan erdemiyle ilişkilendirdi.
Makuliyeti ise akli tutarlılık, bilgi bankası oluşturma, yasal usullere uyma ve sürdürülebilir yönetim stratejileriyle tanımladı.
Yazıda, bu iki unsurun birlikte bulunmasının yöneticiyi hem kuru bürokrasiden hem de kontrolsüz duygusallıktan koruduğu savunuldu.
Hikmet, iffеt, şecaat, adalet ve ihsan
Sarıoğlu, yönetim pratiğini beş temel erdem üzerinden de değerlendirdi.
Hikmet, üniversiteyi bir baskı alanı değil özgür düşünce ve bilim üretim alanı olarak görmekle; İffet, makam gücünü kullanırken kadro dağıtma hırsına kapılmamak ve geçmişte kendisine karşı olanlara rövanş uygulamamakla ilişkilendirildi.
Şecaat, 28 Şubat dönemindeki vesayetçi baskılar karşısında eğilmemek ve şebekeleşmeye izin vermemek; Adalet, ideolojik ayrım yapmadan hak eden akademisyenlerin kadrolarını vermek; İhsan ise selefi görevden ayrılırken çiçekle uğurlamak ve kişisel kazancı kamu yararına kullanmak şeklinde örneklendirildi.
Sarıoğlu, Çelik’in daha önce kazandığı manevi tazminat parasıyla doğduğu köydeki Karagöz Çeşmesi’ni yeniden yaptırıp kamuya bağışladığını da bu başlık altında aktardı.
“100’den fazla akademisyenin özlük hakkı iade edildi” değerlendirmesi
Sarıoğlu’nun yazısında, önceki yıllarda kadro bekleyen 100’den fazla akademisyenin özlük haklarının Çelik döneminde iade edildiği yönünde de bir değerlendirme yer aldı.
Yazar, ideolojik ayrım gözetmeksizin hak eden akademisyenlere kadrolarının verilmesini “adalet” kavramıyla ilişkilendirdi.
Bu sayı ve değerlendirme de doğrudan Sarıoğlu’nun yazısına dayanıyor.
AVDET’in “deruni mimarisi”
Sarıoğlu, AVDET modelinde insan davranışının aşamalarını da ayrıntılı biçimde sıraladı.
Yazıda bu süreç, “İhtiyaç > His > Duygu > Düşünme/Bilgi > Niyet > İnanç > İrade > Kasıt > Azim > Eylem > Sonuç” şeklinde tanımlandı.
Bu modelin, yöneticinin niyetinden aldığı kararlara ve ortaya çıkan kurumsal sonuca kadar bütün süreçleri değerlendirmeyi amaçladığı ifade edildi.
Eski kadroları tasfiye etmeme tartışması
Yazının eleştirel bölümünde, eski yönetimin kadrolarını tamamen tasfiye etmemenin yönetimsel bir zaaf olup olmadığı sorusu da ele alındı.
Sarıoğlu, buna karşılık olarak eski kadroları yalnızca geçmişteki aidiyetleri nedeniyle tasfiye etmenin yeni bir adaletsizlik oluşturacağını savundu.
Yazar, bu yaklaşımı “birleşik kaplar” benzetmesiyle açıklayarak, geçmişte baskıya uğrayan kişinin yönetim gücünü elde ettiğinde aynı yöntemi kullanmasının “zalimine benzemek” anlamına geleceğini ileri sürdü.
Muhalif isimlerin yönetime alınması
Sarıoğlu, geçmiş seçimlerde farklı kanatlarda yer alan isimlerin yönetime dahil edilmesinin “pragmatik dengecilik” olarak yorumlanabileceği eleştirisini de değerlendirdi.
Yazara göre bu durum, kişisel iktidar halkası oluşturmak yerine kurumsal barışı ve kapsayıcılığı önceleyen bir yönetim anlayışı olarak ele alınmalı.
Sarıoğlu bu yaklaşımı, “Benim halkamda herkes aynı hizada olacak” anlayışıyla ilişkilendirdi.
“Fizik ve kimya” ayrımına ikinci vurgu
Yazıda fiziki altyapının tek başına yeterli olmadığı görüşü tekrarlandı.
Sarıoğlu’na göre, binalar ve teknik altyapı ne kadar gelişmiş olursa olsun, kurumsal adalet, akademik özgürlük, güven duygusu ve insan onuru zedelenmişse üniversitenin “kimyası” bozulmuş sayılıyor.
Yazar, bu nedenle fiziksel yatırımlar ile insani ve ahlaki kurumsal iklimin birlikte ele alınması gerektiğini savundu.
Üç aşamalı yöneticilik muhasebesi
Sarıoğlu, rektörler, dekanlar ve üst düzey yöneticiler için üç aşamalı bir AVDET danışmanlık modeli de önerdi.
İlk aşama “Durumu Açıklığa Kavuşturma / Teşhis” olarak tanımlandı ve yöneticinin göreve geliş niyetini sorgulaması gerektiği belirtildi.
İkinci aşama “Yeniden Anlamlandırma ve Analiz / Güçle Yüzleşme” başlığını taşıdı. Bu bölümde yöneticinin kendisine oy vermeyenlere, muhaliflere veya geçmişte kendisini dışlayanlara karşı adaletli davranıp davranamayacağı sorusu öne çıkarıldı.
Üçüncü aşama ise “İyileştirici Uygulamalar ve Bilgelik Çıpaları” olarak tanımlandı.
Üç “bilgelik çıpası”
Yazıda yöneticiler için üç temel hatırlatma başlığı sıralandı.
“Bütün Halka Çıpası”, özel iktidar halkaları oluşturmadan herkesi adaletle kucaklamayı;
“Mahkeme Kadıya Mülk Değil Çıpası”, makamların geçici olduğunu;
“Fizik ve Kimya Dengesi Çıpası” ise binalarla birlikte insani güven ikliminin de inşa edilmesi gerektiğini ifade ediyor.
OMÜ ve TÜBİTAK süreçlerine de gönderme
Sarıoğlu, Cemil Çelik’in yalnızca İnönü Üniversitesi Rektörlüğü dönemini değil, Ondokuz Mayıs Üniversitesi ve TÜBİTAK/BİDEB süreçlerini de aynı “tek şahsiyet” çerçevesinde değerlendirdi.
Yazıda, 28 Şubat döneminde başörtüsü yasağını uygulamayı reddederek müdürlükten istifa etmesinin, rektör olduktan sonra kendisine geçmişte karşı çıkanlara rövanş uygulamamasının ve yönetim yetkisini kurumsal barış için kullanmasının aynı ilkesel çizginin devamı olduğu savunuldu.
“Samimiyetsiz makuliyet” ve “makuliyetsiz samimiyet” uyarısı
Sarıoğlu, yazısının sonuç bölümünde samimiyet ve makuliyet arasındaki dengeye yeniden vurgu yaptı.
Yazar, “Samimiyetsiz makuliyet insanı soğuk bir kuralcılığa, kurumsal bir çarka ve ruhsuz bir bürokratizme mahkûm eder; makuliyetsiz samimiyet ise iyi niyetli kargaşalara ve hak ihlallerine yol açabilir.” değerlendirmesinde bulundu.
Sarıoğlu, gücü elinde tutmayan kişinin vesayet karşısında ilkesel duruş göstermesinin, yetkiyi eline geçirdiğinde ise geçmişin rövanşına yönelmemesinin “tek şahsiyet” ve “ahlak öznesi” olmanın temel göstergesi olduğunu savundu.
Yazının genelinde İnönü Üniversitesi’nin 2008’deki yönetim değişimi, rektörlük seçimleri, akademik kadro uygulamaları, kurum içi ilişkiler, üniversite-halk bütünleşmesi ve yönetim etiği; AVDET modelinin “Samimiyet”, “Makuliyet”, “Adalet”, “İhsan”, “Hikmet”, “İffet” ve “Şecaat” kavramları üzerinden ele alındı.
KAYNAK / malatyayenises.com



































