ÇAĞALA ZAMANI
Ayşe henüz bir yaşına bile gelmemişti. Babası Özer, kayısı bahçesinde traktörün devrilmesi sonucu aracın altında kalarak hayatını kaybetmişti. Acı haberi alan dedesi Hacı ile annesi Fadime, küçük Ayşe’yi komşularına emanet edip telaşla bahçeye koştular.
Bahçede büyük bir kalabalık vardı. Köylüler toplanmış, kimisi sessizce bekliyor, kimisi dua ediyordu. Traktör henüz kaldırılmamıştı; Özer’in cansız bedeni hâlâ traktörün altında duruyordu. Muhtar, kimsenin traktöre dokunmamasını isteyerek jandarmaya haber verildiğini, savcı ve jandarma gelmeden cenazenin çıkarılamayacağını söyledi.
Fadime, kayınbabası Hacı’ya yaslanmış, feryatlar içinde ağlıyordu. Daha iki yıllık evliydi. Şimdi ise genç yaşta dul kalmış, kızı babasız, kayınbabası da evlatsız kalmıştı.
Savcı ve jandarma geldikten sonra gerekli işlemler yapıldı. Ardından Özer’in cenazesi köy camisinde yıkanıp kefenlendi. Cenaze namazının ardından köy mezarlığında toprağa verildi.
Dedesi Hacı, Ayşe’yi çok seviyordu. Onu her gördüğünde: “Oğlumun bana yadigârı,” derdi.
İlk günlerde Fadime çok ağladı, büyük acılar yaşadı. Ancak zaman geçtikçe kendisini daha iyi hissetmeye başlamıştı. Çünkü Özer ile severek evlenmemişti. Ailesinin baskısıyla bu eve gelin gelmişti. Annesi ile babası:
“Kaynana derdin yok, yaşlı bir kayınbaban var. Rahat edersin,” diyerek onu bu evliliğe zorlamışlardı.
Oysa Fadime’nin sevdiği başka biri vardı. O genç de Fadime’yi seviyordu. Fadime evlendikten sonra genç adam köyü terk edip şehre gitmiş, fakat hâlâ evlenmemişti.
Aradan iki ay geçmişti ki Fadime, gizlice o gence haber gönderdi. Onunla evlenmek istediğini bildirdi. Bir süre sonra anlaştılar.
Bir gece yarısı, Fadime kayınbabası Hacı’ya bir mektup yazdı. Mektubu duvarda asılı aynanın kenarına iliştirip sessizce evi terk etti.
Mektubunda, Ayşe’yi dedesine bıraktığını, çünkü onun torununu çok sevdiğini yazıyordu. Küçük kıza iyi bakmasını istiyor, kendisinin ise daha genç olduğunu ve bu şekilde yaşayamayacağını söylüyordu. Gitmek zorunda kaldığı için özür diliyor, helallik isteyerek mektubunu bitiriyordu.
Hacı, artık bu evde küçük torunuyla baş başa kalmıştı. Uzun süre sessizce oturup düşündü. Sonunda ne yapacağına karar verdi. Komşu kadınlardan yardım isteyecek, torununu elinden geldiğince en iyi şekilde büyütecekti.
Ayşe’ye hem analık hem babalık yaptı. Onu, okula başlayacağı yaşa kadar bir dediğini iki etmeden büyüttü. Dünyada Hacı’nın bir tek torunu vardı ve onu her şeyden çok seviyordu.
Ayşe de dedesine büyük bir sevgiyle bağlıydı. Onun yanında kendini güvende hissediyor, dedesiyle geçirdiği zamanlardan büyük mutluluk duyuyordu. Hacı kayısı bahçesine gittiğinde Ayşe de çoğu zaman onunla birlikte giderdi. Küçük kız, dedesinin saatlerce nasıl emek verdiğini dikkatle izlerdi.
Hacı, bahçenin bütün işleriyle tek başına yetişemediği için zaman zaman yardımcı işçiler tutardı. Bahçesine gözü gibi bakardı; sulamasını, ilaçlamasını ve bakımını hiç aksatmazdı. Bu yüzden çevredeki en güzel kayısı bahçelerinden biri ona aitti. Hasat zamanı geldiğinde herkes onun kayısılarını över, tadına ve kalitesine hayran kalırdı.
Ayşe ilkokulu bitirdikten sonra evin bütün sorumluluğunu üstlenmeye başlamıştı. Artık dedesine ev işi yaptırmıyor, yemekten temizliğe kadar her işle kendisi ilgileniyordu. Yaz ayları gelip de dedesi bahçe işleriyle uğraşmaya başladığında ona yardım ediyor, bahçeciliğin bütün inceliklerini öğreniyordu.
Kayısı ağaçlarının nasıl sulanacağını, hangi mevsimde nasıl budanacağını, hangi dönemde hangi ilaçların kullanılacağını artık neredeyse dedesi kadar iyi biliyordu. Hacı Dede yaşlanıyordu ama torununun çalışkanlığı ve becerisi onu hem gururlandırıyor hem de içini rahatlatıyordu.
Ayşe, kasabadaki ortaokula gidip geliyor, eve döndüğünde hem ev işlerini yapıyor hem de derslerine çalışıyordu. Ortaokulu bitirdiğinde Hacı Dede, onun liseye devam edebilmesi için hazırlıklara başlamıştı. Torununa güveniyor, iyi bir eğitim alması için elinden gelen her şeyi yapıyordu.
Köyden birçok öğrenci kasabadaki liseye gidip geliyordu. Ayşe de bu yolculuklar sırasında Ömer’le yakınlaşmıştı. Önceleri sadece arkadaşlardı. Bazen birlikte ders çalışıyor, bazen de fırsat buldukça köy yollarında yürüyüp sohbet ediyorlardı.
Ömer, köyün fakir ailelerinden birinin oğluydu. Babası, büyük zorluklarla da olsa oğlunu okutmaya kararlıydı. Başkalarının bahçelerinde ırgatlık yaparak ailesini geçindiriyordu. Çoğu zaman Hacı Dede’nin bahçesinde çalışır, Ömer de fırsat buldukça babasına yardım ederdi.
Bahçede geçen uzun günler, Ayşe ile Ömer’i birbirine daha da yakınlaştırmıştı. Zamanla arkadaşlıkları sevgiye dönüşmüştü. İkisi de birbirini çok seviyordu.
Liseyi bitirdiklerinde önlerinde yeni bir hayat vardı. Ancak Ömer’in üniversiteye gidecek maddi imkânı yoktu. Bu yüzden köyde kalmıştı. Ayşe ise dedesinin tüm ısrarlarına rağmen üniversiteye gitmek istememişti. Hacı Dede’yi yalnız bırakmaya gönlü razı olmuyordu.
Ayşe, güzelliğiyle köydeki diğer gençlerin de dikkatini çekmeye başlamıştı. Fakat onun gönlünde yalnızca Ömer vardı. Eskiden rahatça birlikte dolaşabilirlerken artık köyde laf söz çıkmasın diye gizlice buluşuyorlardı.
Geçen yıl liseyi bitirmişlerdi. Bu yaz ise köy işleriyle her zamankinden daha fazla uğraşıyorlardı. Yaz sonuna doğru bir gün Ömer, cesaretini toplayıp Ayşe’ye:
“Ben seni dedenden isteteceğim. Benimle evlenir misin?” dedi.
Ayşe bu teklifi kabul etti. Ancak aklında büyük bir soru vardı: Dedesi ne diyecekti?
Hacı Dede onu çok seviyordu. Ayşe de dedesine büyük bir bağlılık duyuyordu. Ondan ayrılmak istemiyordu. Ama diğer yanda da Ömer’e duyduğu sevgi vardı.
Yaz sonuna doğru köyde işler yavaş yavaş bitmişti. Kayısılar toplanmış; bir kısmı islim yapılmış, bir kısmı gün kurusuna ayrılmış, kalanlar ise taze olarak tüccarlara satılmıştı.
Hacı Dede ticarette titiz bir adamdı. Vadeli iş yapmaz, senetle alışverişe yanaşmazdı. Kayısısının değerini bilir, fiyatını kendi belirlerdi. Tüccarlar da onun hem karakterini hem de kayısısının kalitesini bildikleri için pazarlıkta fazla diretmezlerdi.
Bir akşam, Ömer’in annesi ile babası Hacı Dede’nin evine geldiler. Ayşe, geliş sebeplerini tahmin ediyordu ama Hacı Dede’nin hiçbir şeyden haberi yoktu. İçinden, “Herhalde borç para isteyecekler,” diye geçirdi. Oysa bahçede çalıştıkları günlerin ücretini daha iki gün önce eksiksiz ödemişti. Yine de misafirlerini en iyi şekilde karşıladı. Onları divana buyur etti, ardından Ayşe’ye çay ve ikram hazırlamasını söyledi.
Bir süre havadan sudan konuşuldu. Çaylar içildi, sohbet koyulaştı. Sonra konuşmalar yavaşladı ve odada kısa bir sessizlik oluştu.
Bu sessizliği Ömer’in babası bozdu.
Boğazını temizleyip söze girerek geliş nedenlerini anlattı. Oğulları Ömer’in Ayşe’yi sevdiğini, eğer uygun görürse torununu ona istemeye geldiklerini söyledi.
Hacı Dede bir anda ciddileşti. Bir süre düşündükten sonra bu isteği kabul etmedi.
“Ayşe daha küçük,” dedi. “Evlenmek için daha erken.”
Sözleri netti ama gerçek düşüncesi başkaydı. Asıl mesele Ayşe’nin yaşı değildi. Ömer’in yoksul bir aileden gelmesi ve en önemlisi de torunundan ayrılmak istememesiydi.
Misafirler fazla uzatmadan kalkıp gittiler. Evde ağır bir sessizlik kaldı. Ayşe, dedesinin kararına üzülmüş ama o an hiçbir şey söyleyememişti.
Ömer ise haberi alır almaz büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. O gece dayanamadı. Sessizce Hacı Dede’nin evinin bahçesine girdi. Ayşe’nin odasının camına hafifçe vurdu.
Ayşe perdeyi aralayıp Ömer’i görünce heyecanlandı. Ömer, onunla konuşmak istediğini söyledi. Uzun uzun konuşamadılar. Sadece ertesi gün buluşmak için sözleştiler.
Ertesi gün Ayşe ile Ömer, köyden uzak, kimsenin kolay kolay göremeyeceği bir yerde buluştular. Ömer’in yüzünden üzüntüsü belli oluyordu.
“Deden beni istemedi,” dedi kırgın bir sesle. “Demek ki bizi hiçbir zaman kabul etmeyecek.”
Ayşe ise onu sakinleştirmeye çalıştı. “Sabret,” dedi. “Belki ileride fikrini değiştirir. Belki zamanı gelince beni sana verir.”
Ömer başını salladı. “Olmazsa seni kaçırırım,” dedi kararlı bir şekilde.
Ayşe hemen itiraz etti. “Öyle şey olmaz. Ben dedeme bunu yapamam.”
Ömer, Ayşe’nin gözlerinin içine bakarak: “Ben seni ölene kadar beklerim,” dedi.
Ayşe de hiç düşünmeden: “Ben de seni bekleyeceğim,” diye karşılık verdi.
Bir süre daha konuştular, sonra ayrıldılar.
Ayşe eve döndüğünde dedesini kapının önünde bekler halde buldu. Hacı Dede sert olmayan ama meraklı bir sesle: “Neredeydin kızım?” diye sordu.
Ayşe kısa bir duraksamadan sonra: “Bahçeye doğru gitmiştim. Ağaçlara baktım,” dedi.
Hacı Dede aslında onun nereye gittiğini anlamıştı. Ancak torununu daha fazla üzmek istemediği için hiçbir şey söylemedi.
Ayşe oradan ambara geçti. İçeriyi kontrol ederken yıllardır dokunulmayan traktörü gördü. Babasının ölümünden beri aynı yerde duran traktör, tozlar içinde sessizce bekliyordu.
Bir an durup uzun uzun baktı. Sonra aklına bir fikir geldi.
Hemen geri dönüp dedesinin yanına gitti. Ambardaki traktörü tamir ettirip yeniden kullanabileceklerini söyledi. Böylece bahçe işlerinin daha kolay olacağını anlattı.
Hacı Dede ilk başta bu fikre sıcak bakmadı. O traktör ona oğlunun ölümünü hatırlatıyordu. Ancak Ayşe’nin ısrarı ve mantıklı sözleri sonunda onu ikna etti.
Birkaç gün sonra ilçeden bir kamyon kiraladılar. Traktörü kamyona yükleyip tamirciye götürdüler.
Bu arada Ayşe de traktör ehliyeti almak için kursa yazıldı. Belirli günlerde ilçeye gidiyor hem derslere katılıyor hem de traktörün tamir durumunu kontrol ediyordu.
Aylar sonra traktör yeniden çalışır hale gelmişti. Ayşe de ehliyetini almıştı. Artık gerektiğinde traktörü kullanabiliyor, dedesine bahçe işlerinde daha fazla yardım ediyordu.
Ayşe’nin ilçeye gidip geldiği günlerden birinde, kayısı tüccarı Hasan’ın oğlu Remzi onu görmüştü. Ayşe’nin güzelliği ve ağırbaşlı hali dikkatini çekmişti. Eve döndüğünde babasına uzun uzun ondan bahsetti.
Hasan bir süre düşündükten sonra: “Hacı’nın torunu ha…” dedi. “Onunla eski hukukumuz vardır. Eskiden bazı yıllar kayısısını ben alırdım. Son yıllarda peşin satış yaptığı için alışverişimiz azaldı ama yine de gidip konuşalım bakalım.”
Remzi babasının bu sözlerine sevinmişti. Çünkü Ayşe’yi gördüğü ilk andan beri onu aklından çıkaramıyordu.
Hasan birkaç gün sonra köye geldi. Hasan’ın köye gelişinin iki nedeni vardı. Hem Ayşe ile ilgili düşüncelerini Hacı Dede’ye açmak istiyor hem de bu yıl onun kayısılarını satın almayı düşünüyordu.
O günlerde kayısı ağaçları çiçeklerini dökmüş, tomurlanmaya başlamıştı. Hasan, Hacı Dede’nin evine gidip düşüncesini anlattı. Remzi’nin Ayşe’yi çok beğendiğini, eğer uygun görürlerse onu gelin olarak almak istediklerini söyledi.
Hacı Dede bir süre sessiz kaldıktan sonra: “Ben bir kızla konuşayım, bakalım ne diyecek. Hayırlısı olsun,” dedi.
Hasan daha sonra kayısı meselesini açtı. Bu yıl mahsulü almak istediğini söyleyince Hacı Dede: “Hele çağala zamanı gelsin,” dedi. “O zaman bahçeye bakarsın. Dolu mu olur, don mu vurur belli olmaz. O vakit konuşuruz. Ama şimdiden söyleyeyim, paramı peşin isterim.”
Hasan, Hacı Dede’nin huyunu bildiği için fazla üstelemedi.
Bu arada Ayşe artık traktörü büyük bir ustalıkla kullanıyordu. Direksiyona her geçtiğinde babası aklına geliyor, bu yüzden traktörü son derece dikkatli sürüyordu.
Bir gün Hacı Dede aniden rahatsızlandı. Ayşe paniğe kapılsa da kendini toparladı. Hemen traktörü hazırlayıp dedesini ilçedeki doktora götürdü.
Doktor muayeneden sonra: “Kalbi artık eskisi kadar güçlü değil,” dedi.
“Kendine dikkat edecek. Stresten uzak duracak, iyi beslenecek ve bol bol dinlenecek.”
Ayşe eczaneden ilaçları aldıktan sonra dedesiyle birlikte köye döndü.
O günden sonra bahçeyle neredeyse tamamen Ayşe ilgilenmeye başladı. Traktörle bahçeye gidiyor, gerektiğinde kasabaya ve ilçeye tek başına gidip geliyordu.
Remzi ise babasını sıkıştırmayı sürdürüyordu. Hasan günler sonra tekrar köye geldi. Hem geçmiş olsun dileklerini iletmek hem de Ayşe’nin fikrini öğrenmek istiyordu.
Hacı Dede açık açık konuştu: “Ayşe bu konuda kesin kararlı,” dedi. “Evlenmek istemiyor.”
Hasan yine de vazgeçmedi. “Hele çağala zamanı gelsin, bir daha düşünsün, nasılsa o zaman yine geleceğim.” dedi. “Bizim evin tek gelini olacak. Elini sıcak sudan soğuk suya sokmayacak. Hem bu köy yerinden kurtulup ilçeye gelecek.” Bunları söyledikten sonra köyden ayrıldı.
Ömer ise bütün bu olanları duymuştu. Hemen Ayşe ile buluştu. Köyün dışında sakin bir yerde uzun uzun konuştular.
Ayşe, Ömer’in ellerini tutarak: “Ben senden başkasına varmam,” dedi. “Hem dedemi bırakıp başka yere gitmem.”
Bu sözler Ömer’in içine su serpmişti.
Fakat Remzi, tekliflerinin reddedildiğini öğrenince saplantılı düşüncelere kapılmaya başlamıştı. Kendi kendine planlar kuruyordu. Sonunda Ayşe’yi kaçırmaya karar verdi.
Bir arkadaşını yanına alıp babasının arabasıyla köye geldi. Bahane olarak da anlaşacakları kayısı bahçelerini görmek istediğini söyledi. Köyde dolaşıp hem bahçeleri kontrol ediyor hem de gizlice Ayşe hakkında bilgi topluyordu.
Kısa süre içinde Ayşe’nin çoğu zaman traktörle tek başına bahçeye gidip geldiğini öğrendi. Planını buna göre yaptı.
Bir sabah erkenden, hava henüz yeni aydınlanırken, Ayşe traktörle bahçeye giderken yolunu kestiler. Remzi ile arkadaşı, Ayşe’yi traktörden indirip zorla arabaya bindirmeye çalıştı.
Tam o sırada Ömer olanları gördü. Hiç düşünmeden koşarak yanlarına geldi. Büyük bir öfkeyle Remzi’ye saldırdı. Çıkan arbede sırasında Remzi’yi fena halde hırpaladı ve Ayşe’yi onların elinden kurtardı.
Yüzü gözü kan içinde kalan Remzi, korkuyla arabasına atlayıp arkadaşıyla birlikte ilçeye doğru kaçtı.
Ayşe ile Ömer bahçeye gitmekten vazgeçip doğrudan eve döndüler. Olan biteni Hacı Dede’ye anlattılar.
Hacı Dede duydukları karşısında hem öfkelendi hem de büyük bir korku yaşadı. Elleri titreyerek Hasan’ı aradı. “Arada sen olmasan,” dedi öfkeyle, “oğlunu hapislerde çürütürdüm!” Sonra telefonu yüzüne kapattı.
Ancak sinir ve heyecan kalbini yeniden sıkıştırmıştı. Ayşe hemen dedesinin ilaçlarını getirip onu sakinleştirmeye çalıştı. Bir süre sonra Hacı Dede biraz kendine geldi. Başını kaldırıp Ömer’e baktı. “Sağ ol evlat,” dedi. “Bugün benim yüzümü yere düşürmedin.”
Ömer mahcup bir şekilde başını eğdi. “Yapmam gerekeni yaptım Hacı Dede,” dedi. “Sana da çok geçmiş olsun.” Bunları söyledikten sonra sessizce evden ayrıldı.
Hacı Dede’nin sağlığı günden güne kötüye gidiyordu. İçten içe ömrünün sonuna yaklaştığını hissediyordu. Onu en çok üzen şey ise torunu Ayşe’yi bu dünyada tek başına bırakacak olmasıydı.
Kendi kendine sık sık düşünüyordu: Acaba Ayşe’yi istediklerinde Ömer’e verse miydim?”
Aslında Ömer’in yoksulluğunu bahane etmişti. Gerçek sebep, torunundan ayrılmak istememesiydi. Şimdi ise yaptığı bencilliğin vicdan yükünü taşıyordu.
Ayşe bir yandan bahçeyle ilgileniyor, bir yandan da dedesinin yanında daha fazla kalmaya çalışıyordu. Bahçenin işlerini büyük ölçüde Ömer ile babasına bırakmıştı. Onlar da emanet edilen mala kendi malları gibi sahip çıkıyor ne Ayşe’yi ne de Hacı Dede’yi üzüyordu.
Kayısılar artık iyice büyümüş, iri çağalalara dönmüştü. Birkaç hafta sonra hasat başlayacaktı.
Bir gün Hacı Dede, son günlerini yaşadığını daha derinden hissederek Ayşe’den muhtarı çağırmasını istedi.
Muhtar eve geldiğinde Hacı Dede, Ayşe’yi mutfağa gönderdi. Kapının kapanmasını bekledikten sonra ağır ağır konuşmaya başladı.
“Muhtar…” dedi yorgun bir sesle, “Ben Ayşe’yi sana emanet ediyorum.”
Muhtar sessizce onu dinliyordu.
“Onunla ilgilen. Güzel bir yuva kurmasına yardım et. Sevdiği gençle evlendir… Ömer’le evlendir. O iyi bir delikanlı. Torunuma iyi bakacağına eminim.”
Bir an nefeslenip devam etti: “Hem babasıyla birlikte bahçeye de sahip çıkarlar. Benim bu dünyada kimsem yok… Bir tek Ayşe’m var. Malım mülküm kime kalacak? Onlar evlenince hep birlikte mutlu olurlar inşallah…”
Tam o sırada Ayşe çayı demlemiş, yanında yaptığı böreklerle birlikte tepsiyi hazırlayıp odaya girmişti.
Hacı Dede, torununa bakarak: “Otur kızım,” dedi.
Ayşe sessizce oturdu.
“Sana söylemek istediğim şeyler vardı… Ama ben bunları sana değil, muhtara söyledim. O sana her şeyi anlatacak.”
Artık nefes almakta zorlanıyordu. Göğsü sıkışıyor, sesi giderek zayıflıyordu.
“Seni ona emanet ediyorum…” dedi güçlükle. “Sen… Ömer’le evleneceksin…”
Bunlar onun son sözleri oldu. Gözlerini yumarak derin bir nefes aldı. Ardından bir daha nefes alamadı.
Ayşe ile muhtar aynı anda ayağa fırladılar. Ayşe hemen dedesinin yanına koştu. Başını onun göğsüne yasladı.
“Dede… Dedem…” diye hıçkırarak ağlamaya başladı. Ev, Ayşe’nin acı dolu feryatlarıyla sessizliğe gömüldü.
Muhtar, Hacı Dede’nin vefat haberini köye duyurdu. Kısa süre içinde komşular eve doldu. Köylüler el birliğiyle cenazeyi hazırladılar. Hacı Dede, köy camisinde kılınan cenaze namazının ardından, yıllarca emek verdiği toprakların bulunduğu köy mezarlığında son yolculuğuna uğurlandı.
Bütün bu süreç boyunca Ömer, Ayşe’yi bir an olsun yalnız bırakmadı. Sessizce yanında duruyor, acısını paylaşmaya çalışıyordu.
Günler geçmesine rağmen Ayşe dedesinin yokluğuna alışamıyordu. Evin her köşesinde onun izi vardı. Bahçeye gidiyor, ağaçlarla ilgileniyor, kendisini işe vererek acısını hafifletmeye çalışıyordu.
Haftalar geçti. Hacı Dede’nin kırkı çıkmıştı.
Bir gün muhtar eve geldi. Ayşe ile uzun uzun sohbet etti. Önce bahçenin durumunu sordu.
Ayşe: “Bahçedeki işler bitti,” dedi. “Kayısıları depoladık. Şimdi tüccarları bekliyoruz.”
Muhtar başını salladı. “Sen satış işine karışma,” dedi. “Ben dedenizin istediği fiyat üzerinden İzmirli bir tüccarla peşin para karşılığında anlaştım. Kayısıları ona vereceğiz.”
Sonra biraz durup asıl geliş nedenini anlattı. “Asıl seninle ilgili konuşmaya geldim,” dedi. “Biliyorsun deden seni bana emanet etti. Son nefesinde de seni Ömer’le evlendirmemi istedi. Sen ne diyorsun kızım?”
Ayşe gözlerini yere indirip sessizce: “Dedem ne dediyse odur,” dedi.
Bu sözler muhtar için yeterliydi. Muhtar hemen Ömer’in babasına haber gönderdi. Birkaç gün sonra Ömer’in ailesi gelip Ayşe’yi muhtardan istedi. Muhtar da Hacı Dede’nin vasiyetini yerine getirerek Ayşe’yi Ömer’e verdi.
O akşam söz kesildi, dualar edildi, şerbetler içildi.
Kayısılar satılmış, bahçedeki işler tamamlanmıştı. Bir süre sonra muhtarın öncülüğünde köyde güzel bir düğün yapıldı ve iki genç evlendi.
Ayşe önce Ömer’in evine gelin gitti. Ancak birkaç gün sonra Ömer, annesi ve babasıyla konuşup ortak bir karar aldılar. Ayşe ile Ömer, Hacı Dede’nin evine taşınacaktı. İsterlerse Ömer’in anne ve babası da onlarla yaşayabilirdi.
Fakat Ömer’in babası bunu kabul etmedi. “Ben size her türlü yardım ederim,” dedi. “Ömrüm yettiğince de sizi yalnız bırakmam. Ama sizin kendi yuvanız olsun.”
Böylece Ayşe ile Ömer, Hacı Dede’nin evinde yeni bir hayat kurdular.
Aylar geçti. Mevsimler değişti. Bir yıl daha dönüp dolaşıp çağala zamanına geldi.
Ayşe hamileydi ve doğumu yaklaşmıştı. Bir gece sancıları başlayınca hemen kasabadaki sağlık ocağından ebe getirildi.
Sabaha karşı Ayşe bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Küçük bebeği kucağına alan Ayşe, gözleri dolarak Ömer’e döndü: “Adını Çağla koyalım,” dedi.
“Dedem çağla zamanı vefat etmişti. Kızımız da çağla zamanı doğdu. Onun anısına adı Çağla olsun. Kayısı gibi gelişip büyüsün, olgunlaşsın, tatlı bir insan olsun…”
Ömer gülümseyerek başını salladı. “Öyle olsun,” dedi.
O gün, Hacı Dede’nin emek verdiği evde yeni bir hayatın sesi yankılanıyordu.



































