SON DAKİKA
Özhanlar Mobilya
Reklam
ESKİMEYEN YAZILAR

Alparslan Türkeş:  Siyasetin Sert Yüzü, Fikrin Uzun Gölgesi

Alparslan Türkeş:  Siyasetin Sert Yüzü, Fikrin Uzun Gölgesi
A- A+

 

  • Alparslan Türkeş’in hikâyesi tek bir sıfatla anlatılabilecek bir hikâye değildir. O, Alpdoğan’ın tezinde bazen “büyük adam”, bazen “lider”, bazen “aydın”, bazen “başbuğ”, bazen de “milliyetçi teorisyen” olarak görünür. Fakat bunların hepsini birleştiren ortak çizgi, onun Türk toplumunun kaderine fikir, teşkilat ve hareket üzerinden müdahale etmeye çalışan bir aktör oluşudur. Hayal ile gerçeği ayırmak, toplumsal sorunları dışarıdan kopyalanan fikirlerle değil, Türk toplumunun kendi gerçekliği içinden çözmek ve siyaseti kitleleşme üzerinden kurmak… Tezin anlattığı Türkeş, tam da burada belirir: Bir dönemin değil, bir uzun süren etkinin adı olarak.

 

  • Belki de tezin en ilginç saptamalarından biri, Türkeş’in Türk milliyetçiliğini entelektüel ve kültürel bir çevre düşüncesi olmaktan çıkarıp, eylem boyutu olan bağımsız bir düşünce biçimine dönüştürdüğü yönündeki tespittir. Alpdoğan burada, Türkeş’in özellikle gençliği siyasete taşıma çabasını vurgular. Metinde açıkça, Türkiye’de gençliğin siyasete taşınması konusunda Türkeş kadar yoğun çaba sarf eden başka bir isimden söz etmenin güç olduğu belirtilir.

 

  • Reçetenin en dikkat çekici yönlerinden biri, milliyetçiliğin yalnız tarih ve kimlik üzerinden değil; ekonomi, sanayi, tarım, eğitim ve teknik gelişme üzerinden kurulmasıdır. Alpdoğan’ın aktardığı çerçevede Türkeş, güçlü bir toplumun modern bir sanayi ağına sahip olması gerektiğini savunur; ancak sanayileşmenin tarımı ihmal etmeden ilerlemesi gerektiğini de vurgular.

 

YAZAN: Fatih Furkan Alpdoğan 

KAYNAK: Alparslan Türkeş: Lider Portresinin Sosyolojik Boyutları (İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Malatya, 2021)
DANIŞMAN: Doç. Dr. Yaşar Kaya



 

Bir siyasi figürü anlatmanın iki kolay yolu vardır: Ya onu kuru bir biyografi içine sıkıştırırsınız ya da sloganların arasına bırakır gidersiniz. Fatih Furkan Alpdoğan’ın hazırladığı Alparslan Türkeş: Lider Portresinin Sosyolojik Boyutları adlı tez ise bu iki kolaycılığın tam karşısında duruyor. Çalışma, Türkeş’i yalnızca parti kürsülerinin konuşmacısı ya da seçim meydanlarının lideri olarak değil; Türkiye’nin sosyal yapısına, milliyetçilik tartışmalarına, gençlik hareketlerine ve siyasal tahayyülüne etki eden tarihsel bir figür olarak ele alıyor. Tezin omurgası da bunu açıkça gösteriyor: “liderin portresi ve entelektüel boyutları”, “millet ve milliyetçilik olguları”, “Türkeş’in sosyal teorisi: Demokratik Milliyetçilik.” Bu yönüyle çalışma, bir hayat hikâyesinden çok daha fazlasını; bir zihniyetin, bir hareketin ve bir toplumsal iklimin anatomisini kuruyor.

Alpdoğan, daha girişte tezinin temel problemini açık biçimde koyuyor: Türkiye’de uzun yıllardır etkisini sürdüren “ülkücü” dünya görüşünü açıklığa kavuşturmak, Alparslan Türkeş’i bilimsel alanda doğru yere yerleştirmek ve onun Türk sosyal hayatındaki yerini sosyoloji literatürüne taşımak. Bu bakımdan çalışma, yalnızca Türkeş’i anlatmayı değil; Türkeş etrafında şekillenen siyasal ve sosyal dilin nasıl kurulduğunu da anlamayı hedefliyor. Yazara göre asıl mesele, bir lideri övmek ya da yermek değil; onun hangi tarihsel eşiklerde, hangi toplumsal ihtiyaçlar içinde ve hangi kavramsal çerçevelerle anlam kazandığını göstermek.

Tezin ön sözünde kullanılan çerçeve de dikkat çekici. Alpdoğan, “büyük adam”, “lider” ve “aydın” kavramlarını yalnızca tanımlamakla yetinmiyor; Türkeş’in Türk milleti tarafından zaman zaman bu üç sıfatla da anıldığını belirtiyor. Burada Thomas Carlyle’ın “Büyük Adam” yaklaşımı, liderliğin köklü tarihsel karakteri ve aydının toplumsal yararı önceleyen konumu birlikte anılıyor. Böylece Türkeş, sıradan bir parti genel başkanı olarak değil, toplumun yönelimlerine etki eden tarihsel bir karakter olarak çerçeveleniyor. Bu çerçeve, tezin başından sonuna kadar korunuyor: Türkeş’in şahsı kadar, onun etrafında oluşan imaj da araştırmanın konusu haline geliyor.

Bu noktada Türkeş’in portresi, yalnız siyasi olaylarla değil, entelektüel birikimle de tamamlanıyor. Tezde onun liderliğini anlamak için askeri eğitimden okuma alışkanlığına, çocukluk dönemindeki eğitiminden tarih ve medeniyet merakına kadar geniş bir zemin kuruluyor. Çocuklukta aldığı eğitim sayesinde Arapça bilmesi, askeri okul yıllarında tarih ve medeniyet meselelerine yönelmesi, yalnız bir disiplin adamı değil aynı zamanda yoğun biçimde okuyan bir zihin oluşu, bu portrede belirginleşiyor. Üstelik çalışmada Türkeş’in kütüphanesindeki kitapların ağırlıkla sosyal ve tarihî konularda olduğuna, Kuleli yıllarında Montesquieu’dan Victor Hugo’ya, Reşat Nuri’den Halit Ziya’ya kadar geniş bir okuma yelpazesi kurduğuna ve şiir alanında Namık Kemal, Tevfik Fikret, Hüseyin Rahmi gibi isimlerden etkilendiğine dikkat çekiliyor. Bu, siyaseti yalnız teşkilat kurmak olarak değil, düşünce inşa etmek olarak anlayan bir lider tipine işaret ediyor.

Tezin anlattığı Türkeş, aynı zamanda çelişkileri ve sert dönüşleri olan bir Türkiye tarihinin içinden yürüyen bir isimdir. Giriş bölümünde çizilen yaşam örüntüsü bunun özetidir: 1917’de Lefkoşa’da başlayan hayat; 1930’larda askerlik, 1944’te Türkçülük davası, 1960’ta Milli Birlik Komitesi, 1965’te parti genel başkanlığı, 1970’lerde sosyal hareket liderliği ve bakanlık, 1980’lerde yargılanan bir siyasal figür ve 1990’larda yeniden merkezîleşen bir akıl. Bu çizgi, Türkeş’i sabit bir kimlik içine hapsetmiyor; tersine her dönemin geriliminden yeniden biçimlenen bir aktör olarak kuruyor. Bir gün askeri disiplinin temsilcisi, başka bir gün mahkeme salonlarının sanığı, ardından yeniden teşkilatın ve partinin kurucusu. Alpdoğan’ın metni, bu gelgitleri bir istikrarsızlık değil, Türkiye’nin siyasal yapısına içkin sert kırılmaların yansıması olarak okuyor.

Bu yüzden tez, Türkeş’i sadece “lider” sıfatıyla değil, “başbuğ” unvanının sosyolojik anlamıyla da inceliyor. Başbuğluk, metinde tarihsel anlamları olan bir unvan olarak tanımlanıyor; ancak Türkeş’le birlikte bunun yeni bir liderlik anlamı kazandığı savunuluyor. İlk kez Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi teşkilatının Ankara Kızılay’daki Zafer Anıtı’na çelenk koyduğu sırada “Başbuğ Türkeş” sloganlarının atıldığı, Türkeş’in başlangıçta bu söyleme mesafeli durduğu, ancak zamanla bu unvanın adeta adıyla bütünleştiği aktarılıyor. Tezde bu durum, yalnız bir hitap biçimi değil; ülkücü hareketin kendi liderini tarihsel, sembolik ve duygusal olarak konumlandırma biçimi olarak ele alınıyor. Üstelik Alpdoğan, “başbuğ” sıfatını besleyen unsurlar arasında yalnız siyasal rolü değil, okuma sevgisini ve entelektüel derinliği de sayıyor.

Çalışmanın en kuvvetli yanlarından biri, Türkeş’i yalnızca siyaset yapan biri değil, fikir üreten biri olarak ele almasıdır. Nitekim tezin özeti ve üçüncü bölümü, onun sosyal teorisini “Demokratik Milliyetçilik” başlığı altında inceler. Burada Türkeş’in gelişmenin önündeki engellere dönük tespitleri, “müreffeh Türkiye” hedefine ulaşmak için çizdiği yol haritası ve bu yol haritasının sosyal, ekonomik ve kültürel dayanakları ele alınır. Teze göre, “Demokratik Milliyetçilik”, Türkeş’in Türk milliyetçiliğini sadece bir aidiyet söylemi olarak değil, bir toplum modeli ve kalkınma programı olarak gördüğünü ortaya koyar. “Kudretli Müreffeh Büyük Türkiye” ve “100 milyonluk müreffeh Türkiye” tahayyülü, bu siyasal tahayyülün sloganı değil, toplumsal reçetesidir.

Bu reçetenin en dikkat çekici yönlerinden biri, milliyetçiliğin yalnız tarih ve kimlik üzerinden değil; ekonomi, sanayi, tarım, eğitim ve teknik gelişme üzerinden kurulmasıdır. Alpdoğan’ın aktardığı çerçevede Türkeş, güçlü bir toplumun modern bir sanayi ağına sahip olması gerektiğini savunur; ancak sanayileşmenin tarımı ihmal etmeden ilerlemesi gerektiğini de vurgular. Endüstri ile tarımı birlikte modernleştirme, milli eğitimi toplumsal ihtiyaçlara göre düzenleme, tarih şuuru güçlü bireyler yetiştirme ve teknik bilgiyle kalkınma, bu modelin temel taşları arasında sunulur. Böylece milliyetçilik, sadece geçmişe dönük bir özlem değil; üretim, bilgi ve refah üzerinden geleceğe yönelen programlı bir siyasal dil haline gelir.

Tez bu noktada Dokuz Işık’ı yalnızca bir parti doktrini değil, Türkeş’in sosyal teoriye dönüştürmek istediği bir çerçeve olarak okur. Milliyetçilik, ülkücülük, ahlakçılık, toplumculuk, ilimcilik, köycülük, hürriyetçilik ve şahsiyetçilik, gelişmecilik, endüstri ve teknikçilik; Alpdoğan’ın metninde birbirinden kopuk kavramlar değil, tek bir toplumsal hamlenin sütunları olarak anlam kazanır. Özellikle hürriyetçilik başlığında Türkeş’in özgürlüğü yalnız siyasal alanda değil; söz, vicdan, yazı, bilim ve korkudan kurtuluş bağlamında ele alması, onun milliyetçiliğini otoriter bir kabuğa sıkıştırmayan taraflardan biri olarak sunulur. Köycülük ise, taşranın ve üretici toplum kesimlerinin kalkınmanın öznesi haline gelmesi gerektiği düşüncesiyle birlikte değerlendirilir.

Belki de tezin en ilginç saptamalarından biri, Türkeş’in Türk milliyetçiliğini entelektüel ve kültürel bir çevre düşüncesi olmaktan çıkarıp, eylem boyutu olan bağımsız bir düşünce biçimine dönüştürdüğü yönündeki tespittir. Alpdoğan burada, Türkeş’in özellikle gençliği siyasete taşıma çabasını vurgular. Metinde açıkça, Türkiye’de gençliğin siyasete taşınması konusunda Türkeş kadar yoğun çaba sarf eden başka bir isimden söz etmenin güç olduğu belirtilir. Modernitenin temel unsurlarından biri olan siyasetin kitleleşmesini önemsediği, Türk milliyetçiliği mücadelesini toplumun geneline yaymak ve Türk gençliğini yeni bir ufka yönlendirmek istediği kaydedilir. Bu bakımdan Türkeş, sadece parti kuran değil; nesil örgütlemeye çalışan bir siyasal kurucu olarak görünür.

İşte tam bu yüzden, MHP ve Ülkü Ocakları tezin son bölümünde yalnızca örgüt adı olarak değil, sosyal teori ile pratik arasındaki bağ olarak ele alınır. Ülkücü görüş, Türkeş’in sosyal sermayesinin ve liderlik anlayışının yansıması olarak okunur. Alpdoğan’a göre bu yapılanmalar, Türkeş’in tahayyül ettiği “müreffeh Türkiye” idealine giden yolda sadece siyasal araçlar değil; aynı zamanda sosyal mobilizasyon kanallarıdır. Tez, Türk aydınının da burada özel bir yere sahip olduğunu vurgular: Dünyadaki değişimi milletle bağ kurarak, Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda yönlendirebilen bir aydın tipi, bu teorinin tamamlayıcı unsurudur.

Çalışmanın sonuç bölümüne yaklaşıldığında Alpdoğan’ın vardığı nokta berraklaşır: Türkeş’in hayatı boyunca savunduğu en büyük ideal Türk milliyetçiliğidir; fakat burada savunulan milliyetçilik, yalnızca duygusal bir aidiyet değil, toplum kurucu bir “biz” duygusudur. Sonuç kısmında milliyetçilik, anlamlı birlikteliğin ürünü olan milletleri kuran ve tarihe yön veren ana saiklerden biri olarak tarif edilir. Böylece Türkeş, yalnız bir dönem siyasetçisi değil; Türk siyasetinin yön tayin edici isimlerinden, sosyal ve kültürel dokuya etki eden figürlerinden biri olarak konumlandırılır. Alpdoğan’ın vardığı temel sonuç da budur: Türkeş, Türk siyaseti ve tarihi açısından büyük önem arz eden, sosyolojik olarak incelenmesi gereken bir karakterdir.

Bu makaleyi belgesel bir dille toparlamak gerekirse, Alparslan Türkeş’in hikâyesi tek bir sıfatla anlatılabilecek bir hikâye değildir. O, Alpdoğan’ın tezinde bazen “büyük adam”, bazen “lider”, bazen “aydın”, bazen “başbuğ”, bazen de “milliyetçi teorisyen” olarak görünür. Fakat bunların hepsini birleştiren ortak çizgi, onun Türk toplumunun kaderine fikir, teşkilat ve hareket üzerinden müdahale etmeye çalışan bir aktör oluşudur. Hayal ile gerçeği ayırmak, toplumsal sorunları dışarıdan kopyalanan fikirlerle değil, Türk toplumunun kendi gerçekliği içinden çözmek ve siyaseti kitleleşme üzerinden kurmak… Tezin anlattığı Türkeş, tam da burada belirir: Bir dönemin değil, bir uzun süren etkinin adı olarak.

Tezin kullandığı kaynak omurgası

Fatih Furkan Alpdoğan’ın çalışması, yalnız anlatıya değil, geniş bir yazılı kaynak tabanına dayanıyor. Tezde Semih Yalçın’ın Alparslan Türkeş çalışması; Alparslan Türkeş’in kendi eserleri olan Dokuz Işık: Milli Doktrin, Temel Görüşler ve Dış Politikamız ve Kıbrıs; ayrıca Türkeş’in liderliği, başbuğluğu ve fikrî yönüne dair Dilek, Uzman, Hocaoğlu, Ekşi, Yeniçeri gibi isimlerin çalışmaları kullanılıyor. Kaynakçada ayrıca milliyetçilik, siyasal düşünce ve liderlik alanına yayılan daha geniş bir literatür bulunduğu görülüyor. Bu da tezi, yalnız biyografik değil, sosyolojik ve kuramsal bir çalışma haline getiriyor.

 

Çok okunanlar