BEYDAĞI'NIN YİĞİT SESİ: HAMİT FENDOĞLU VE MALATYA'NIN PUSLU YILLARI
Türkiye’nin en çalkantılı dönemlerine tanıklık eden, siyasi arenadaki mertliği ve "Hamido" namıyla hafızalara kazınan Hamit Fendoğlu’nun hayat hikâyesi, sadece bir siyasetçinin portresi değil, aynı zamanda bir dönemin sosyopolitik panoramasıdır.
Bugün “Hamido” adı anıldığında, Malatya’da yalnızca bir siyasetçi hatırlanmaz. Bir dönemin dili, sertliği, taraflaşması, sadakati, korkusu ve cesareti de birlikte hatırlanır. Kimi zaman bir lakap, resmi tarihin soğuk kayıtlarından daha uzun yaşar. Hamit Fendoğlu’nun hikâyesi de tam burada durur: bir şehirde başlayıp bir memleketin karanlık sayfalarına geçen, ama orada unutulmak yerine daha da belirginleşen bir hayatın hikâyesi olarak. Ve belki bu yüzden, aradan geçen onca zamana rağmen, Hamido hâlâ yalnız geçmişin konusu değil; Türkiye’nin siyasal hafızasında cevabı tam verilmemiş soruların da adıdır.
Bu yazı, yüksek lisans araştırmacısı Yıldız Koçak tarafından, Doç. Dr. Mikail Kolutek danışmanlığında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı’nda 2025 yılında hazırlanan “Türk Siyasi Tarihinde Hamit Fendoğlu” başlıklı yüksek lisans tezinden hareketle kaleme alınmıştır. Tez, Hamit Fendoğlu’nun hayatını, kişiliğini, fikir dünyasını, Malatya’daki siyasal kutuplaşmayı, siyasi kariyerini ve suikastın yankılarını ele alır.
Türkiye’nin yakın siyasi tarihine bakarken bazı isimler yalnızca bir dönemin aktörü olarak kalmaz; aynı zamanda bir şehrin hafızasına, bir kuşağın diline ve bir memleketin kırılma anlarına karışır. Hamit Fendoğlu, Malatya için böyle bir isimdir. Resmî kayıtlarda belediye başkanı, milletvekili, partili siyasetçi ya da bağımsız aday olarak görünür; halkın dilinde ise daha kısa, daha canlı ve daha sert bir adı vardır: Hamido. Yıldız Koçak’ın tezi, tam da bu iki kimliğin arasındaki mesafeyi kapatmaya çalışır; belgelerle halk hafızasını, siyasi gelişmelerle yerel kişiliği, Malatya ile Ankara’yı aynı anlatı içinde buluşturur.
Koçak’ın çalışmasına göre Hamit Fendoğlu, 1919 yılında Malatya merkeze bağlı Bulgurlu köyünde dünyaya geldi. Annesi Besey Hanım, babası Hüseyin Bey’di. Ailesiyle birlikte erken yaşta Malatya şehir merkezine taşınması, onun hem köy hem şehir tecrübesini aynı bünyede taşımasına imkân verdi. Doğup büyüdüğü coğrafyayla ve mensubu olduğu İzollu Aşireti ile bağını koparmaması, ileride üstleneceği siyasi ve toplumsal rolün de temelini oluşturdu. Eğitim hayatına Malatya’daki Yeni Yol İlkokulu’nda başladı; Harf İnkılabı öncesinde Arap harfleriyle, sonrasında Latin alfabesiyle eğitim görmesi, erken Cumhuriyet’in dönüşümünü kendi hayat çizgisinde yaşayan bir kuşağın temsilcisi olduğunu gösterdi.
Bir İsimden Fazlası: Hak, Millet, Doğruluk
Malatya’nın yerel ağzıyla bütünleşen ve halkın ona duyduğu samimiyetin bir nişanesi olan "Hamido" ismi, Fendoğlu için alelade bir lakap değildi. Yakın çevresinin ifadelerine göre o, çocuk yaşlarından itibaren cesur ve otoriter mizacıyla "kabadayı" olarak anılmaya başlamıştır. Fendoğlu, bu ismi bizzat kendi felsefesiyle anlamlandırmıştı: "Ha" harfi Hak’tan yana olmayı, "Mi" harfi milletten yana durmayı, "Do" ise doğruluktan yana olmayı temsil ediyordu. Bu sembolik tanımlama, onun hem dini hem de milli değerlerle harmanlanmış kimliğinin bir özetiydi.
Bu hayat çizgisi yalnızca siyasetle örülmedi. Tezin işaret ettiği ayrıntılardan biri, Fendoğlu’nun sporla kurduğu ilişkidir. 1974’te kurduğu Boks İhtisas Kulübü, onun Malatya’daki etkisini yalnızca seçim meydanlarıyla sınırlamayan önemli bir örnektir. Bu kulüpte yetişen sporcuların daha sonra ulusal ölçekte tanınması, Fendoğlu’nun gençliğe ve disipline verdiği önemin, siyasi kişiliğinin arkasındaki toplumsal tasavvurla bağlantılı olduğunu düşündürür. Spor, onun dünyasında sadece bedensel faaliyet değil; aynı zamanda karakter, aidiyet ve dayanıklılık meselesidir.
Gençlik yıllarında Necip Fazıl Kısakürek’in Büyük Doğu dergisiyle şekillenen fikir dünyası, onu muhafazakâr-milliyetçi bir çizgiye taşımıştı. Sporla da yakından ilgili olan Fendoğlu, 1974 yılında Malatya Boks İhtisas Kulübü’nü kurarak gençlerin ahlaki ve fiziki gelişimine öncülük etmiş, buradan ulusal çapta başarılı sporcuların yetişmesini sağlamıştır.
Ancak Hamit Fendoğlu’nu Malatya hafızasında ayrı bir yere yerleştiren şey, kuşkusuz mizacıdır. Koçak’ın tezinde çizilen portre, halkla arasına mesafe koymayan; sert, doğrudan ve zaman zaman otoriter bir karakteri anlatır. Onun “Hamido” lakabıyla anılması, sadece bir sempati göstergesi değildir; aynı zamanda siyasetçinin halk nezdinde soyut bir makam olmaktan çıkıp tanıdık bir şahsiyete dönüşmesidir. Dürüst, mert ve sözünü esirgemeyen tarzı, onu rakiplerinden ayıran bir siyasi üsluba dönüşmüştür.
Bu sertliğin arkasında ise kabadayılığı sıradan bir güç gösterisi olarak görmeyen bir anlayış bulunur. Tezde aktarılan bazı değerlendirmelere göre Fendoğlu’nun kabadayılık anlayışı, zayıfı ezmekten değil, haksızlığa karşı durmaktan besleniyordu. Nitekim onun kendi hayatından aktarılan ifadelerde “fos kabadayı” eleştirisi, tam da güçsüze yönelen zorbalığa karşı kurulmuş bir ahlaki sınır gibidir. Eşi Mukaddes Fendoğlu’nun aktarımı da bu portreyi tamamlar: milletvekilliği boyunca maddi birikim peşinde koşmayan, siyaseti kişisel servete çevirmeyen bir figür tasviri öne çıkar.
Koçak’a göre Hamit Fendoğlu’nun siyasi görünürlüğünü kalıcı hale getiren esas unsur, çok partili siyasal hayata geçiş döneminde Demokrat Parti çizgisi içinde üstlendiği roldür. Tez, onun DP’nin Malatya’daki örgütlenmesinde aktif yer alışını, halkla kurduğu doğrudan temasın siyasal dile dönüşmesi olarak okur. Bu nokta önemlidir; çünkü Fendoğlu’nun siyasi karakteri, yalnızca mensubu olduğu partilerle değil, bizzat halkla kurduğu bağ üzerinden tarif edilir. Onun siyaset anlayışı, yukarıdan aşağı kurulan bir bürokratik temsil değil; meydandan, mahalleden ve doğrudan temastan beslenen bir mücadele biçimidir.
Siyaset Sahnesinde Bir "Direniş Simgesi"
Hamit Fendoğlu’nun siyasi yolculuğu, Demokrat Parti (DP) ile Malatya’nın köylerinde ve merkezinde teşkilatlanma çalışmalarıyla başladı. 1960 askeri darbesi sonrası Yassıada Mahkemeleri'nde maruz kaldığı ağır fiziksel ve psikolojik işkenceler, onun adalet duygusunu daha da keskinleştirdi. Arkadaşı Naci Şavata’nın aktardığına göre, Meclis’teki o meşhur tavizsiz ve "asi" tutumları, aslında Yassıada’da yaşadığı travmatik sürecin bir yansımasıydı. 1965-1969 yılları arasında Adalet Partisi (AP) milletvekili olarak TBMM’de görev yapan Fendoğlu, sosyalizm ve sol görüşlere karşı yürüttüğü sert muhalefetle tanındı. Meclis kürsüsündeki doğrudan ve keskin hitabeti, kimi zaman fiziksel çatışmalara kadar uzansa da halk nezdinde "doğru bildiğinden sapmayan mert bir lider" imajını pekiştirdi. Siyasi kariyerinin ilerleyen yıllarında partisinden ihraç edilince, şalvarını giyip kasketini takarak memleketine dönmüş ve bir süre çiftçilikle meşgul olmuştur
Bu doğrudanlık, zaman zaman Ankara ile sürtüşmeye de dönüşür. Tezde yer alan telgraf örneği, Hamit Fendoğlu’nun siyasal ilişkilerde onur, kırgınlık ve sadakat çizgisini birlikte taşıdığını gösterir. Affedildikten sonra doğan çocuğuna “Adnan” adını vermek için yaptığı başvuru ve Adnan Menderes’in “Küçük Adnan ömürlü olsun” cevabı, dönemin siyasal ilişkilerine kişisel bir ton da kazandırır. Bu küçük ayrıntı, Fendoğlu’nun siyasal bağlılıklarının yalnızca ideolojik değil, duygusal ve onursal bir boyut taşıdığını da gösterir.
Ne var ki Türkiye, 1960’lardan itibaren sakin bir siyasal iklim değil, giderek sertleşen bir gerilim alanıydı. Koçak’ın girişte çizdiği geniş çerçeve, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e, oradan çok partili döneme ve nihayet darbeler çağının karanlık eşiğine uzanır. Bu çerçevede Hamit Fendoğlu yalnızca bir yerel siyasetçi değil, 1960-1980 arası Türkiye’nin kırılgan düzeni içinde büyüyen, güçlenen ve tartışmalı hale gelen bir figür olarak görünür. Tezin özeti de onu, Türk demokrasi tarihinin çalkantılı yıllarında hem yerel hem genel siyasette etkili olmuş bir siyasal figür olarak tanımlar.
Malatya’daki siyasal kutuplaşma, bu hikâyenin arka planıdır. Tezin bölüm başlıkları bile bunu açıkça gösterir: “Malatya ve Siyasal Kutuplaşma”, “Yerel Basının Tutumu”, “Demografik Yapı”, “Genel ve Yerel Seçimlerde Seçmen Tercihleri.” Bu yapı, Fendoğlu’nun tek başına anlaşılabilecek bir biyografi olmadığını; mutlaka Malatya’nın toplumsal dokusu, siyasi gerilimi ve yerel basının diliyle birlikte okunması gerektiğini anlatır. Hamido’nun etkisi, kişisel karizma ile dönemin bölünmüş siyaset ikliminin birbirini beslediği bir alanda ortaya çıkar.
Siyasi kariyerinde kırılma noktalarından biri, Adalet Partisi’nden kopuş sürecidir. Tez, AP’den ihraç edilişinin ardından 1973 seçimlerinde Demokratik Parti’den milletvekili adayı olduğunu, ancak seçilemediğini; 1975 Malatya olaylarıyla bağlantılı olarak yargılandığını, tutuklandığını ve cezasını Gürün’de çektiğini aktarır. Sonrasında serbest kalır; siyasetten çekildiği dönemde ailesine ait çiftlikte çiftçilikle uğraşır. Yani bu anlatıda Hamido, sadece kürsülerin ve meydanların değil, toprağın ve taşranın da adamıdır. Siyaset sahnesinden çekildiği anlarda bile gözden kaybolmaz; sadece biçim değiştirir.
Ama Hamit Fendoğlu hikâyesinin en çarpıcı sahnelerinden biri, 1977 yerel seçimleridir. Koçak’ın tezi burada net bir tablo sunar: Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş ve Süleyman Demirel gibi birbirinden farklı siyasi hatların liderleri onu kendi partilerine davet eder; o ise bu teklifleri reddeder. Sonra yine aynı çizgilerin desteğini alarak bağımsız aday olur. 11 Aralık 1977 seçimlerinde Malatya Belediye Başkanlığı’nı kazanması, sıradan bir yerel seçim başarısından daha fazlasıdır. Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine dayanan tabloda Fendoğlu’nun 20.896 oy ve yüzde 60,40 oranıyla seçimi kazandığı, CHP adayının ise 13.726 oyda kaldığı görülür. Bu sonuç, onun yalnızca parti kimliğiyle değil, şahsi itibarıyla seçildiğini düşündürür.
Bu zaferin ardından Hamido artık yalnız Malatya’nın değil, bütün ülkenin yakından izlediği bir isimdir. Tezin sonuç bölümüne doğru kullanılan dil, bunu açıkça hissettirir: Dikkatler onun üzerindedir; o ise kendi bildiği yoldan yürümektedir. Belediye başkanlığı, onun için sadece idari bir makam değil, aynı zamanda kendi siyasi tavrını görünür kılan bir sahnedir. Koçak’ın tezi, onun belediye başkanlığını klasik bürokratik sınırlar içinde değil, kişiliğiyle özdeşleşen bağımsız bir icra biçimi olarak okur.
Ve sonra Ankara’dan bir paket gelir.
Hamit Fendoğlu’nun hayatını ve Türkiye’nin siyasal belleğini derinden sarsan suikast, bugün de bu hikâyenin merkezindedir. Tezin özetinde yer aldığı üzere, 17 Nisan 1978’de kendisine gönderilen bombalı paketin infilak etmesi sonucu hayatını kaybeder; gelini ve iki torunu da bu saldırıda yaşamını yitirir. Tezde aktarılan tanıklıklardan birinde olayın dehşeti daha da somutlaşır: Paketin, Yassıada günlerinden tanıdığı bir isimden geldiği düşünülür; çocuklara şeker gelmiş olabileceği sanılır; ancak paket açılırken Fendoğlu bombayı fark edip “Bomba!” diye bağırır ve torunlarıyla gelinini korumaya çalışır. Buna rağmen saldırı, ailenin dört ferdini hayattan koparır. Eşi Mukaddes Fendoğlu ise hayatta kalır.
17 Nisan 1978: Bir Ailenin ve Şehrin Yas Günü
Türkiye'yi sarsacak o karanlık gün, Ankara Emek Postanesi'nden gelen bir paketle başladı. Paketin üzerinde, Yassıada’dan arkadaşı Kazım Önadım’ın ismi yazılıydı. Fendoğlu, "Size şeker yollamışlar" diyerek yanına çağırdığı torunlarıyla birlikte paketi açarken bombayı fark etti. Sevdiklerini korumak için üzerine kapaklansa da infilak eden bomba; Hamit Fendoğlu’nu, gelini Hanife’yi, torunları Kürşat ve Bozkurt’u hayattan kopardı. Sadece eşi Mukaddes Hanım, başka bir odada olduğu için sağ kurtulabildi. Bu suikast, Malatya’da büyük bir infiale yol açtı. On binlerce insanın katıldığı protesto gösterileri kontrolden çıkarak "Malatya Olayları" olarak tarihe geçen şiddet eylemlerine dönüştü. Şehirde 960 iş yeri yakılıp yıkılırken, 8 kişi hayatını kaybetti ve Malatya’nın sosyal dokusu telafisi güç yaralar aldı.
Bu cinayet, Koçak’ın önsözünde ve değerlendirme bölümlerinde yalnızca bireysel bir suikast olarak değil, Türkiye’nin faili meçhul cinayetler zincirinde erken ve sarsıcı bir halka olarak konumlandırılır. Burada dikkatli olmak gerekir: Bu, tezin yorumlayıcı çerçevesidir. Koçak, Hamit Fendoğlu cinayetini 12 Eylül’e giden süreçte toplumsal infial üretmeyi amaçlayan, etkisi yereli aşan bir kırılma olarak okur. Aynı bölümde Ahmet Taner Kışlalı, Gaffar Okan, Necip Hablemitoğlu, Abdi İpekçi, Doğan Öz, Kemal Türkler ve Gün Sazak gibi isimlerle kurulan bağ, cinayetin Türkiye siyasal şiddet tarihindeki yerini tartışmalı ama güçlü bir hafıza eksenine yerleştirir.
Suikastın ardından Malatya’nın yaşadığı sarsıntı, sadece aileye ya da seçmen kitlesine ait değildir; şehir, kendi temsil biçimlerinden birini de kaybeder. Ekler bölümünde Fendoğlu ailesinin kabristanına, suikastta yaşamını yitiren gelin Hanife Fendoğlu ile torunlar Kürşat ve Bozkurt Fendoğlu’na, ölüm sonrası Malatya’da yaşanan olaylara ve basına yansıyan görüntülere de yer verilmesi, Koçak’ın bu hikâyeyi bir siyasi dosya kadar bir hafıza dosyası olarak kurduğunu gösterir. Cinayet yalnızca adli bir vaka değil, kuşaktan kuşağa devreden bir toplumsal yara olarak ele alınır.
Geriye dönüp bakıldığında Hamit Fendoğlu’nu tek bir sıfatla tanımlamak zorlaşır. O, aynı anda aşiret bağlarını taşıyan bir taşra lideri, Demokrat Parti geleneğinden beslenen bir siyasetçi, halkla doğrudan konuşan sert bir karakter, spor kulübü kuran yerel bir aktör, mecliste kavga eden bir milletvekili, çiftliğine çekilen bir yorgun adam, bağımsız aday olarak sandıktan çıkan bir belediye başkanı ve nihayet çözülmemiş bir siyasi cinayetin merkezi haline gelmiş bir isimdir. Koçak’ın tezi de zaten bu nedenle önem taşır: Hamit Fendoğlu’nu efsane ile belge, halk hikâyesi ile siyasal tarih, Malatya ile Türkiye arasında kurulan çok katmanlı bir figür olarak ele alır.
Bugün “Hamido” adı anıldığında, Malatya’da yalnızca bir siyasetçi hatırlanmaz. Bir dönemin dili, sertliği, taraflaşması, sadakati, korkusu ve cesareti de birlikte hatırlanır. Kimi zaman bir lakap, resmi tarihin soğuk kayıtlarından daha uzun yaşar. Hamit Fendoğlu’nun hikâyesi de tam burada durur: bir şehirde başlayıp bir memleketin karanlık sayfalarına geçen, ama orada unutulmak yerine daha da belirginleşen bir hayatın hikâyesi olarak. Ve belki bu yüzden, aradan geçen onca zamana rağmen, Hamido hâlâ yalnız geçmişin konusu değil; Türkiye’nin siyasal hafızasında cevabı tam verilmemiş soruların da adıdır.
Son Yolculuk ve Miras
Hamit Fendoğlu ve ailesi, Malatya’nın Bulgurlu Köyü’nde toprağa verildi. Cenaze töreni; Celal Bayar, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş gibi Türk siyasetinin dev isimlerini bir araya getirdi. Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar, törende yaptığı açıklamada bu cinayetin sadece bir şahsa değil, Türkiye’nin huzuruna karşı yapılmış bir "ihtilal hazırlığı" olduğuna dikkat çekmişti. Bugün Hamit Fendoğlu, hem Malatya’nın hem de Türkiye’nin hafızasında "zayıfa el kaldırmayan, garibanın yanında duran ve vatan aşkıyla yoğrulmuş bir kabadayı" olarak anılmaya devam etmektedir.
Metin Derlemesi: malatyayenises.com / malatyagazete.com


































