SON DAKİKA
Özhanlar Mobilya
Reklam
ESKİMEYEN YAZILAR

17 Nisan 1978 Malatya Olayları ve Hamit Fendoğlu Suikastının Perde Arkası

17 Nisan 1978 Malatya Olayları ve Hamit Fendoğlu Suikastının Perde Arkası
A- A+

 

HAMİDO: “Ha Hak’tan, Mi Milletten, Do Doğruluktan Yana Olmayı Temsil Eder”

17 Nisan 1978 akşamı, Ankara’dan gönderilen bombalı bir paketin evinde infilak etmesi sonucu Hamit Fendoğlu; gelini Hanife, torunları Kürşat ve Bozkurt ile birlikte hayatını kaybetti. Bu olay, Malatya’da "Malatya Olayları" olarak bilinen ve günlerce süren toplumsal infiale yol açtı. Şehirde ciddi hasar oluşurken, çok sayıda iş yeri tahrip edildi ve can kayıpları yaşandı. Fendoğlu ve ailesi, Malatya’nın Bulgurlu Köyü’nde düzenlenen ve devletin zirvesinin katıldığı bir törenle toprağa verildi.

 

Hamit Fendoğlu, 1919 yılında Malatya’da köklü bir ailenin ferdi olarak dünyaya geldi. Küçük yaşlardan itibaren baskın karakteriyle dikkat çeken Fendoğlu, çevresinde otoriter ama adaletli tavırlarıyla tanındı. Gençlik yıllarında spora, özellikle boksa ilgi duydu ve 1974 yılında Malatya Boks İhtisas Kulübü’nü kurarak gençlerin yetişmesine öncülük etti. Siyasi kimliğini ise Demokrat Parti (DP) saflarında şekillendirmeye başladı. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin ardından Yassıada’da yargılanan isimler arasında yer aldı ve burada maruz kaldığı ağır muameleler, onun siyasi duruşundaki sertliği ve kararlılığı daha da pekiştirdi.

 

 

Bu yazı, İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans araştırmacısı Canan Katılmış tarafından hazırlanan, danışmanlığını Prof. Dr. Abdulkadir Baharçiçek’in yürüttüğü “Yerel ve Genel Siyaset Üzerindeki Etkileri Açısından Hamit Fendoğlu” başlıklı yüksek lisans tezine dayanılarak kaleme alınmıştır.

Türkiye’de bazı siyasetçiler vardır; adları seçim pusulalarında görünür, fotoğrafları afişlere asılır, dönemleri geçince de yavaş yavaş arşivlerin tozlu raflarına çekilirler. Bir de bazı isimler vardır ki onlar, resmî unvanlarından daha çok halkın hafızasında yaşar. Onların adı bir şehirle birlikte anılır, bir dönemin sertliğiyle, kalabalıkların coşkusuyla, kahvehane sohbetleriyle, cenaze kalabalıklarıyla, öfkeyle, sadakatle ve yarım kalmış bir hikâyeyle iç içe geçer. Hamit Fendoğlu, Malatya için böyle bir isimdir. Ve Canan Katılmış’ın tezi, tam da bu nedenle, yalnızca bir siyaset adamının hayat hikâyesini anlatmaz; aynı zamanda bir şehrin siyasal dönüşümünü, Türkiye’nin çok partili hayat içindeki sancılarını ve yerel bir karakterin ulusal siyasette nasıl yankı bulduğunu da gösterir.

Katılmış, çalışmasının daha başında Hamit Fendoğlu’nu, Türk demokrasi tarihinin en sert dönemlerine tanıklık etmiş bir siyasi figür olarak konumlandırır. Ona göre Hamit Fendoğlu, hizmetleri ve siyasi kişiliği sayesinde bölgesel etki alanını genel siyasete taşımış, “Hamido” adıyla yalnız Malatya’da değil, Türkiye siyasal hayatında da tanınır hale gelmiştir. Tez, bu hikâyeyi bir biyografiden ibaret kurmaz; tam tersine, 1950 sonrası çok partili hayat, 1960-80 arasının “puslu yılları”, Malatya’nın politik yapısı, yerel kutuplaşma, yerel seçimler, ideolojik kamplaşmalar ve nihayet suikastın sonuçları üzerinden genişleyen bir tarihî çerçeve içinde ele alır. Bu yüzden Hamido, bu metinde ne yalnızca bir belediye başkanıdır ne de sadece bir milletvekili; o, bir dönemin ruhunu üzerinde taşıyan, yereli ve merkezi birbirine bağlayan bir düğüm noktasıdır.

Tezin kurduğu çerçeveye göre Türkiye’de demokratikleşme süreci hiçbir zaman düz bir çizgide ilerlemedi. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e, tek partiden çok partili hayata, oradan 1960-80 darbeler dönemine uzanan yol; sürekli kesintiye uğrayan, baskı ve gerilimle örülen bir siyasal zemindi. Canan Katılmış, Hamit Fendoğlu’nun hikâyesini tam da bu zemine yerleştirir. Ona göre Fendoğlu’nun siyasi hayatını anlamak için yalnız kendi biyografisine değil, Türkiye’nin demokratikleşme sancılarına, Cumhuriyet Halk Partisi etrafında örülen tek parti düzenine, çok partili hayata geçiş baskılarına ve Malatya’daki yerel güç dengelerine bakmak gerekir. Çünkü Hamido bir boşlukta doğmadı; onu siyaset sahnesine iten şey, şahsi hırs kadar, tarihsel bir gerilimin açtığı alandı.

Bu gerilimin bir ucu Malatya’dır. Tez, 1950-80 arası Malatya’yı yalnız nüfus ve seçim tablolarıyla değil, sosyal yapı, basın, siyasal gruplar ve kutuplaşma ekseninde okur. Bu bölümde şehir, sıradan bir Anadolu kenti olarak görünmez; aksine, Türkiye’deki büyük ideolojik fay hatlarının küçük ölçekte görüldüğü bir saha haline gelir. Uzun yıllar CHP’nin güçlü olduğu, yerel yönetimlerde sol çizginin ağırlık taşıdığı, siyasal aidiyetlerin aile ve mahalle düzeyine kadar indiği bir yerde Hamit Fendoğlu’nun yükselişi, kişisel bir başarıdan daha büyük anlam taşır. O yükseliş, aslında Malatya’nın siyasi eksen değişiminin hikâyesidir.

Katılmış’ın tezindeki en dikkat çekici yanlardan biri, Hamit Fendoğlu’nu “nevi şahsına münhasır” bir siyasi karakter olarak ele almasıdır. Bu ifade yalnızca bir süs değildir. Çünkü tez boyunca Fendoğlu, alışılmış kalıplarla tarif edilmeyen bir isim olarak görünür. Onun siyaset anlayışı partilerle sınırlı değildir; halkla kurduğu doğrudan ilişki, kendine has dili, sert mizacı, cömertliği, meydanlara yatkın üslubu ve haksızlık karşısında susmayan tavrı, klasik politikacı tipinden farklı bir portre çizer. Tezde yer alan değerlendirmelere göre Hamido, Malatya ve çevresinde özellikle köylerde mertliği ve dürüstlüğü ile tanınmış, kendine has doğallığı nedeniyle sevilmiş ve saygı görmüştür. Basında onun için en çok kullanılan sıfatların cesur, cömert, dürüst ama aynı zamanda kavgacı olması, bu çelişkili gibi görünen karakter bütünlüğünün halk nezdinde onu daha da görünür kıldığını düşündürür.

Bu kişilik anlatısında tezin önemli dayanaklarından biri de sözlü tanıklıklardır. Mukaddes Fendoğlu ile kişisel görüşme, Naci Şavata ile kişisel görüşme ve aile çevresinden aktarılan bilgiler, Hamido’nun yalnızca siyasi kürsüdeki değil, gündelik hayattaki karakterini de ortaya koyar. Tezde Mukaddes Fendoğlu’nun anlatımıyla, Hamit Fendoğlu’nun milletvekilliği boyunca kişisel servet peşinde koşmadığı, var olan malını mülkünü halk için, memleket için ve siyasi mücadele uğruna harcadığı belirtilir. Hatta ihtiyaç sahiplerine yetişebilmek için babadan kalma arazilerini sattığı ifade edilir. Bu anlatı, Hamido’nun siyasal kişiliğinde ekonomik çıkarın değil, toplumsal itibar ve hizmet duygusunun belirleyici olduğunu gösterir.

Tam da bu nedenle Hamido’nun halktaki karşılığı yalnız parti sadakatiyle açıklanamaz. Teze göre o, siyasete atılırken ekonomik kaygı taşımayan, varlıklı iki aşiretin çocuğu olmasına rağmen bu varlığı siyasal yolculuğunda harcamaktan çekinmeyen bir isimdir. Bu tarafı, onu klasik patronaj siyasetinden ayırır. Çünkü kimi siyasetçiler makamdan servete yürür, kimileri servetten makama gelir; Hamit Fendoğlu ise tezde çizilen portrede, servetini makam uğruna değil, halkla kurduğu bağı ve memleket davasını sürdürmek uğruna yitiren bir adam gibi görünür. Bu da onun neden ölümünden sonra bile “saygıyla anılan bir siyaset adamı” olarak kaldığını açıklar.

Canan Katılmış’ın metninde Hamido’nun siyasi yöneliminin fikrî arka planı da önemlidir. Tez, Malatya’ya gönderilen nitelikli öğretmenlerin ve aydınların, şehirdeki milliyetçi-muhafazakâr düşünce iklimine katkı sağladığını, Hamit Fendoğlu’nun da bu iklim içinde yetiştiğini vurgular. İsmet İnönü’nün Malatya’ya “günübirlik işlerde ayrıcalık” tanımadığını, ancak “Türkiye’nin en iyi hocalarını” şehre gönderdiğini söylediğine dair anlatı; bir yandan Malatya’nın eğitimli kadrolarla beslenen fikrî zeminini, diğer yandan Hamido’nun bu zeminden beslendiğini gösterir. Turgut Özal, Recai Kutan ve Turhan Fevzioğlu gibi isimlerle birlikte aynı fikir dünyasının etkisinde yetişen bir kuşağın parçası olarak anılması, Fendoğlu’nun kaba güce yaslanan sıradan bir taşra adamı değil, belirli bir düşünsel iklimin içinden çıkmış politik karakter olduğunu düşündürür.

Bu fikir dünyasının belirgin bileşenleri de tezde açıkça tartışılır: din anlayışı, muhafazakârlık, milliyetçilik ve sola bakış. Katılmış’ın çalışmasında Hamit Fendoğlu’nun dini meseleleri seven, İslami kimliğe yakın duran; ama aidiyet bakımından hiçbir zaman tam anlamıyla başka bir hatta geçmeyen bir politikacı olduğu anlatılır. Milliyetçilik ise onun siyasal kimliğinde daha köklü bir iz bırakır. Tezde yer alan aile tanıklıklarından birinde, onun doğup büyüdüğü coğrafyayı değil, Türkiye’yi seven bir siyaset adamı olduğu; bir milliyetçi ve vatansever olarak anıldığı belirtilir. Bu ifade, Hamido’nun sadece mahalli kimliklerle değil, ülke ölçeğinde bir aidiyet duygusuyla hareket ettiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Buna karşılık sola bakışı ise nettir ve serttir. Katılmış’ın tezinde, onun siyasete girme nedenleri arasında İsmet İnönü’ye ve CHP düzenine duyduğu öfkenin önemli yer tuttuğu aktarılır. Tek parti döneminde ailesine tahakkuk ettirilen Varlık Vergisi’nin bu öfkenin kaynaklarından biri olduğu iddia edilir. Hatta Hamido’nun CHP karşıtlığının sembolik boyutlara ulaştığını gösteren bir ayrıntı da verilir: belediye başkanı olduktan sonra makamını zemzem suyu ile yıkatması ve “50 yıllık kir ancak bu şekilde temizlenir” demesi. Bu sahne, yalnızca sert bir siyasi jest değildir; aynı zamanda tek parti dönemine karşı birikmiş taşra öfkesinin dramatik bir sembolü gibidir.

Siyasete fiilen girişinde ise Demokrat Parti belirleyici olur. Tezde belirtildiği üzere Hamit Fendoğlu, DP döneminde siyasete yoğun ilgi duymaya başlar; DP’yi desteklediği ve gösterilere katıldığı için hakkında dava açılır. Siyasi kimliği, çok partili hayata geçişin Anadolu’da yarattığı heyecanla şekillenir. Bu noktada tezde yer alan en canlı anlatımlardan biri, onun kır atının üzerinde, bir elinde DP amblemi, diğer elinde Türk bayrağıyla Malatya ve çevre illerde gezmediği köy bırakmamasıdır. “Yeter söz milletin”, “milli irade”, “milli hâkimiyet” gibi sloganlarla köylere ulaşan bu siyasal dil, Hamido’yu yerelde sıradan bir taraftar değil, sahadaki örgütleyici ve taşıyıcı figür haline getirir. DP’nin halkçı dili, Hamido’nun mizacıyla birleşince, ortaya partiyi aşan bir halk ilişkisi çıkar.

Tezde onun Yassıada dönemine ilişkin dikkat çekici vurgu da vardır. Hamit Fendoğlu, Yassıada olaylarında savcıya karşı Celal Bayar ve Adnan Menderes’i savunmuş, bu nedenle idamla yargılanmıştır. Bu ayrıntı, onun siyaset tarzında sadakatin ne kadar merkezi olduğunu gösterir. Hamido’nun bu çizgisi daha sonra da sürer; çünkü o, siyaseti yalnız fikirler üzerinden değil, onur, bağlılık ve söz verme kültürü üzerinden kuran bir aktör gibi görünür. Tezde onun bu tavrının halkta karşılık bulmasının sebeplerinden biri de budur: insanlarla yalnız siyasal değil, duygusal ve ahlaki bir bağ kurması.

1965 seçimleri, Hamit Fendoğlu açısından belirgin bir dönüm noktasıdır. Katılmış’ın çalışmasına göre Hamido, 1965’te Adalet Partisi’nin adayı olarak Malatya milletvekili seçilmiş ve 1969’a kadar TBMM’de görev yapmıştır. Onun yerel etkisinin ulusal düzeyde görünür hale gelmesi de esas olarak bu yıllarda olur. Tez, 1965-77 arasını Hamit Fendoğlu’nun yerel ve genel siyaset üzerindeki etkisinin en belirginleştiği dönem olarak tanımlar. Yani Hamido’nun siyasetteki asıl ağırlığı, ne sadece DP günlerinde ne de yalnız belediye başkanlığında; ikisinin arasına yayılan yaklaşık on iki yıllık yoğun etkide görülür.

Bu milletvekilliği yılları aynı zamanda onun kavgacı imajının iyice görünür olduğu dönemdir. Tezde, meclis kavgaları ve sert çıkışları nedeniyle basında sürekli “kavgacı” ithamıyla yer aldığı, fakat yakın çevresinin bunu “haksızlığa susmamak” şeklinde yorumladığı belirtilir. Burada Canan Katılmış, Hamido’nun sertliğini kişisel huysuzluk olarak değil, siyasal tavrın bir parçası olarak okur. Onun kabadayı tarifi de tam burada anlam kazanır: zayıfı ezmeyen, garibanın yanında duran, ülkesine ve memleketine hizmet için her şeyini feda eden bir adam. Böylece “kavgacı” sıfatı, tezde bir aşağılamadan çok, halkın gözünde itiraz eden ve geri çekilmeyen karaktere dönüşür.

Ancak bu sert çizgi onu AP içinde kalıcı kılmaz. Sıklıkla gündeme gelen meclis kavgaları ve bazı siyasi gelişmeler, teze göre onun Adalet Partisi’nden ihraç edilmesine yol açar. Ardından Ferruh Bozbeyli’nin kurduğu Demokratik Parti’ye geçer; 1973 milletvekili genel seçimlerinde bu partiden aday olur ancak seçilemez. Bir süre aile çiftliklerinde çiftçilikle uğraşarak siyasetten uzak kaldığı belirtilir. Fakat bu geri çekiliş uzun sürmez. Çünkü Malatya gibi siyasetin kişilikler üzerinden aktığı bir şehirde Hamido gibi bir ismin tam anlamıyla sessiz kalması mümkün değildir. Tez, onun bu dönemde bile şehir hafızasındaki etkisini koruduğunu hissettirir.

1965-1969 yılları arasında Adalet Partisi (AP) listesinden Malatya Milletvekili olarak parlamentoda görev yapan Fendoğlu, Meclis kürsüsündeki doğrudan hitabeti ve tavizsiz tutumuyla sağ seçmenin sembol isimlerinden biri haline geldi. Ancak asıl başarısını, 1977 yerel seçimlerinde bağımsız aday olarak girdiği Malatya Belediye Başkanlığı yarışını kazanarak elde etti. "Bu topraklara borçluyuz" anlayışıyla hareket eden Fendoğlu, belediye başkanlığı döneminde şeffaf yönetim modelini benimsedi ve halkla doğrudan temas kurarak projeler geliştirdi.

1975 Malatya olayları, bu hayat çizgisindeki bir başka sert dönemeçtir. Tezde Hamit Fendoğlu’nun 15 Şubat 1975’te Malatya’da meydana gelen saldırılarda yer aldığı gerekçesiyle Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandığı, sonrasında tutuklandığı ve Sivas’ın Gürün ilçesinde cezasını çektiği belirtilir. Serbest kaldıktan sonra ise yeniden sahaya döner. Bu ayrıntı, Hamido’nun siyasal çizgisinde bedel ödemenin ve çatışma alanlarının ne kadar merkezi olduğunu gösterir. Onun hayatı, sakin bir politik kariyer değil; sürekli kesintiye uğrayan, yeniden başlayan, çatışma üreten ve çatışmanın içinden güçlenerek çıkan bir çizgidir.

1977 yerel seçimleri yaklaşırken Hamido yeniden sahnededir. Katılmış’ın tezinde, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş ve Süleyman Demirel gibi liderlerin onu kendi partilerine davet ettiği, ancak onun bu teklifleri reddettiği anlatılır. Daha sonra farklı sağ çevrelerden destek alarak Malatya’dan bağımsız aday olur. Bu, çok kritik bir noktadır. Çünkü Hamit Fendoğlu’nun siyasal gücü burada bir parti tabelesinin gölgesinde değil, bizzat kendi isminin ağırlığında sınanır. 11 Aralık 1977 seçimlerinde kazanan da bu kişisel ağırlık olur. Katılmış’ın tezine göre 1978 seçimlerinden sonra Malatya’da bir ilk yaşanır; sağda duran Hamit Fendoğlu bağımsız aday olarak belediye başkanı seçilir ve bu seçimle birlikte Malatya’nın siyasi tabanı sağa kayar. Sonraki tüm yerel seçimlerde sağ partilerin kazanması da bu dönüşümün kalıcı hale geldiğini gösterir.

Bu nokta, tezin en güçlü tezlerinden biridir. Canan Katılmış, Hamit Fendoğlu’nun Cumhuriyet tarihinden 1965’lere kadar “CHP kenti” olan Malatya’nın siyasal yapısının dönüşümüne öncülük ettiğini savunur. Yani Hamido’nun etkisi, sadece seçim kazanan bir belediye başkanı olmasında değil; Malatya’nın siyasi yönünü değiştiren kırılma figürü olmasındadır. Onun belediye başkanı seçilmesiyle başlayan sağ hegemonya, daha sonra İbrahim Fendoğlu’nun, Anavatan Partisi’nin, MHP’nin ve başka sağ partilerin kazandığı seçimlerle sürer. Böylece Hamido, bir dönemin sonucu olmaktan çıkıp, sonraki dönemlerin kurucu etkisine dönüşür.

Ne var ki bu hikâye, yerel seçim zaferiyle bitmez. Tam tersine, belgesel tadını veren asıl kırılma burada başlar. 17 Nisan 1978’de, henüz dört aylık belediye başkanıyken, Hamit Fendoğlu’na Ankara Emek Postanesi’nden, Yassıada’daki hücre arkadaşı Kasım Önadım adı kullanılarak bombalı bir paket gönderilir. Paket patlar. Tezde aktarıldığına göre Hamido, gelinine ve torunlarına zarar gelmesin diye bombanın üzerine kapanır; ama buna rağmen gelini ve iki torunu ile birlikte hayatını kaybeder. Eşi Mukaddes Fendoğlu aynı sırada evde olmasına rağmen başka bir odada olduğu için kurtulur. Bu sahne, Türkiye siyasi tarihinin yalnızca kanlı değil, aynı zamanda trajik sahnelerinden biridir: Bir adam, ailesini korumak isterken öldürülür; bir şehir, henüz yeni seçtiği belediye başkanını birkaç ay içinde kaybeder.

17 Nisan 1978 akşamı, Ankara’dan gönderilen bombalı bir paketin evinde infilak etmesi sonucu Hamit Fendoğlu; gelini Hanife, torunları Kürşat ve Bozkurt ile birlikte hayatını kaybetti. Bu olay, Malatya’da "Malatya Olayları" olarak bilinen ve günlerce süren toplumsal infiale yol açtı. Şehirde ciddi hasar oluşurken, çok sayıda iş yeri tahrip edildi ve can kayıpları yaşandı. Fendoğlu ve ailesi, Malatya’nın Bulgurlu Köyü’nde düzenlenen ve devletin zirvesinin katıldığı bir törenle toprağa verildi.

Suikastın ardından tezin en canlı tanıklıklarından biri Naci Şavata’nın sözleridir. Şavata, bir suikast girişimi ihtimali üzerine duyumlar aldıklarını, bu kadar çirkin bir saldırıyı düşünmediklerini, silahlı bir saldırı bekledikleri için her ortama ruhsatlı silahlarla girdiklerini anlatır. Bu ifade, 1970’lerin siyasal iklimini tek başına özetler gibidir: Ölüm beklenmektedir ama ölümün posta paketiyle geleceği akla gelmemektedir. Aynı bölümde Hamit Fendoğlu’nun oğlu Adnan Fendoğlu’nun suikast sırasında Gaziantep’te asker olduğu, aynı olayda babasıyla birlikte eşi ve iki küçük oğlunu kaybettiği bilgisi verilir. Mukaddes Hanım ve Adnan Fendoğlu’nun daha sonra Bulgurlu’ya taşındıkları belirtilir. Yani bu cinayet yalnızca kamusal değil, aynı zamanda ailevi bir yıkımdır.

Canan Katılmış, çalışmasının bu bölümünde suikastı sadece kriminal bir hadise olarak değil, siyasal sonuçları bakımından da inceler. Ona göre Hamido cinayeti, çok sayıda faili meçhul cinayet için bir başlangıç noktası gibi durur; fakat tez, bunu olayın faillerini aydınlatmak için değil, Fendoğlu’nun Türk siyasetindeki etkisini ve öldürülmesinin siyasal yankılarını değerlendirmek amacıyla ele alır. Bu yaklaşım önemlidir. Çünkü Katılmış, dosyayı adli bir rapor gibi değil, siyasal hafızanın bir belgesi gibi okur. Suikastın ardından yaşananlar, Malatya’da toplumsal infial doğurmuş, yerelde ve ülkede gerilimi artırmış, Hamido’nun ölümünü yalnız bir belediye başkanının ölümü olmaktan çıkarmıştır.

Bugün geriye dönüp bakıldığında Hamit Fendoğlu’nun neyi temsil ettiği sorusu, bu tezin merkezindeki asıl sorudur. Katılmış’ın vardığı sonuç açıktır: Hamit Fendoğlu, gerek benzersiz kişiliği ve siyasi kimliği, gerek Türk siyasetindeki önemi ve etkisi nedeniyle araştırılması ve tanınması gereken değerli bir siyaset adamıdır. Bu cümle, akademik bir sonuç cümlesi olmanın ötesinde, aynı zamanda bir hafıza çağrısıdır. Çünkü Hamido, yalnız geçmişte kalmış bir isim değildir; Malatya’da siyasetin nasıl kişilik etrafında kurulduğunu, çok partili hayatın Anadolu’da nasıl karşılık bulduğunu ve devletle halk arasındaki mesafenin bazen bir tek adamın diliyle nasıl kapandığını anlamak için de önemli bir örnektir.

Hamido’nun adı bugün anıldığında, aslında bir siyasetçiden fazlası anılır. Malatya’nın CHP’den sağ siyasete kayan ekseni, kır at üstünde köy köy dolaşan bir propaganda dili, Yassıada’dan taşraya taşınan kırgınlık, meclis sıralarında kavgaya dönüşen itiraz, makamını zemzem suyuyla yıkatan sembolik öfke, bombalı bir paketle yarım bırakılan belediye başkanlığı, ardından yas ve infial içinde çalkalanan bir şehir… Bütün bunların toplamı Hamit Fendoğlu’dur. Ve Canan Katılmış’ın tezinden çıkan en güçlü sonuç da budur: Bazı siyasetçiler makamlarıyla hatırlanır, bazıları ise halkın onlara verdiği adla. Hamit Fendoğlu, Türkiye’nin resmi siyaset tarihinde bir isim, Malatya’nın toplumsal hafızasında ise daima Hamido olarak kalmıştır.

 

Hamit Fendoğlu’nun mirası, bugün Malatya’da adının verildiği caddeler, parklar ve hakkında hazırlanan bilimsel eserlerle yaşatılmaya devam ediyor. Adalet, mertlik ve halka hizmet prensiplerini hayatının merkezine koyan Fendoğlu, Türk siyasi tarihinin sarsılmaz ve karakteristik figürlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Kaynak notu: Bu makale, yalnızca Canan Katılmış tarafından hazırlanan “Yerel ve Genel Siyaset Üzerindeki Etkileri Açısından Hamit Fendoğlu” başlıklı yüksek lisans tezindeki bilgiler, değerlendirmeler, atıflar ve tez içinde kullanılan kaynak ağı esas alınarak oluşturulmuştur.

Metin Derleme: malatyayenises.com / malatyagazete.com

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

ESKİMEYEN YAZILAR yazıları

Çok okunanlar