SON DAKİKA
Özhanlar Mobilya
Reklam
ESKİMEYEN YAZILAR

Türkiye'de milliyetçilik ve kalkınma: Türkeş'in kurmak istediği düzenin izinde

Türkiye'de milliyetçilik ve kalkınma: Türkeş'in kurmak istediği düzenin izinde
A- A+

Yazar: Neşe Tarhan Alsaç
Kaynak: Türkiye’de Milliyetçilik ve Kalkınma: Alparslan Türkeş’in Çalışmaları ve Günümüze Etkileri - Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü - İstanbul, 2009.
Danışman: Prof. Dr. Fuat Ercan

 

Türkiye’de siyasal hareketler çoğu zaman sloganlarıyla hatırlanır; kimi zaman bir yürüyüşle, kimi zaman bir meydanla, kimi zaman da bir liderin yüz çizgilerinde sertleşen tarih duygusuyla. Oysa bazı çalışmalar vardır ki hareketin yalnız görünen yüzüne değil, zemininin altına bakar. Neşe Tarhan Alsaç’ın yüksek lisans tezi de tam burada durur. Bu çalışma, Alparslan Türkeş’le biçimlenen MHP’yi yalnız bir parti, yalnız bir ideoloji, yalnız bir gençlik hareketi olarak değil; Türkiye’deki toplumsal dönüşüm, sermaye birikimi ve kalkınma tartışmalarının içine yerleşmiş bir “parça” olarak ele alır. Alsaç’ın daha en baştan kurduğu cümle nettir: Toplumsal olgular, içinde bulundukları zaman ve mekândan, bütünden ve tarihsellikten koparılarak anlaşılamaz. Bu yüzden MHP’yi anlamak için yalnız seçim sonuçlarına ya da sokaktaki görünürlüğüne değil, kapitalist sermaye birikim sürecinin Türkiye’de aldığı biçime de bakmak gerekir.

Bu tez, klasik anlamda bir “lider biyografisi” yazmıyor. Tam tersine, biyografiyi bir kapı olarak kullanıp daha büyük bir yapıya, yani Türkiye’de milliyetçilik ile kalkınma arasındaki ilişkiye giriyor. Alsaç’ın özetinde bu tavır açıkça görülür. Yazar, Alparslan Türkeş’le biçimlenen MHP hareketinin çoğu kez yalnızca bir kitle hareketi olarak görüldüğünü, oysa ortaya koyduğu programın içeriğinin ve içinde bulunduğu toplumsal bütünün göz ardı edildiğini söyler. Kendi çalışması ise, bu hareketi sermaye birikim mekanizması içinde incelemeyi amaçlar; böylece hareketin toplumsal tabanını, taleplerini ve toplumsal bütünden ayrı düşünülemeyeceğini göstermeye çalışır. Burada dikkat çekici olan şey, Alsaç’ın MHP’yi yalnız siyasal alana sıkışmış bir örgütlenme olarak değil, ekonomik ve toplumsal ilişkilere eklemlenen bir yapı olarak okumasıdır. 

Yazarın ön sözü de bu yöntemin duygusal ve düşünsel arka planını verir. Alsaç, çalışmasının bir sosyal olguyu zaman, mekân ve tarihsellik içinde, bütünsel bir çerçeveyle anlama çabası olduğunu söyler. Ona göre Türkeş’le şekillenen MHP, kapitalist sermaye birikim süreci içinde canlı bir mekanizmanın canlı bir unsurudur. Bu yaklaşım, makalenin de omurgasını kurar: Burada mesele Türkeş’in ne dediğini sıralamak değil, söylediklerinin hangi toplumsal zemine yaslandığını anlamaktır. Çünkü düşünce, kendisini ancak ilişki kurduğu ekonomik, siyasal ve kültürel yapıların içinde açık eder. 

Bütün ile parça arasındaki gerilim

Alsaç’ın tezi, daha girişte sosyal bilimlerde sık yapılan bir hataya işaret eder: “bütün” ile “parça”nın birbirine karıştırılması. MHP’nin çoğu zaman yalnız siyasal alandaki yeri ya da ona bağlı gençlik hareketleri üzerinden okunduğunu, bunun ise daha büyük işleyişi görünmez kıldığını savunur. Yazara göre bu, Türkiye’de siyasal ve ekonomik alanların birbirinden geçirimsiz iki ayrı dünya gibi ele alınmasının bir sonucudur. Oysa iki alan birbirinden koparıldığında yanlış sonuçlara varılır. Alsaç’ın hedefi, tam da bu kopukluğu aşmaktır; yani MHP’yi, 1960’lardan itibaren sanayi sermayesinin egemenliğinin belirginleştiği, toplumsal değişmenin hızlandığı ve belirli sermaye fraksiyonlarının taleplerinin programlaştırıldığı bir Türkiye bağlamında okumaktır. 

Bu nedenle tez, teorik çerçevesini kapitalist sermaye birikim süreci üzerinden kurar. Alsaç, Türkeş’in söylem ve programlarının ilk bakışta kapitalizmle ilişkisi olmayan kültürel kodlarla örülü göründüğünü, ancak kalkınma olgusu açıklık kazandıkça toplumsal bütünün yeniden şekillendirilmek istendiğinin ortaya çıktığını yazar. Ona göre MHP’nin programı, kapitalizmin dışında bir dünya kurmaktan çok, kapitalizmin bir başka versiyonunu teklif eder. Bu yüzden yazar, Ercan, Türkay, Ollman, Carr ve Shaw gibi isimlerden hareketle tarihsellik, bütünsellik, diyalektik yöntem ve sermaye birikimi üzerine uzun bir tartışma kurar. Yani Alsaç’ın makro çerçevesinde Türkeş’in kalkınma anlayışı yalnız ekonomik bir reçete değil, toplumsal ilişkileri yeniden kurma iddiasıdır. 

Türkeş’in sahneye çıkışı ve partinin yeni dili

Tezin dördüncü bölümü, kuramsal çerçeveden Türkeş ve MHP’ye geçer. Burada önce Türkeş’in siyasal güzergâhı çizilir: 31 Mart 1964’te CKMP’ye giren Türkeş, parti genel müfettişliğine getirilir; bir yıl sonra, 31 Temmuz 1965’te genel başkan seçilir. CKMP’nin adı, Türkeş’in teklifiyle Şubat 1969’da Milliyetçi Hareket Partisi olur. Türkeş 1965’te Ankara’dan, 1969 ve 1973’te Adana’dan milletvekili seçilir. Alsaç’ın anlatısında bu tarih çizgisi yalnız bir yükseliş öyküsü değildir; asıl önemli olan, partinin muhalif sağ çizgiden ideolojik bir milliyetçi çizgiye geçmesidir. Yazar, Zeki Özdemir’e dayanarak, MP’den CKMP’ye uzanan hatta sağda muhalif bir söylem bulunduğunu, 1965 sonrası Türkeş liderliğinde ise milliyetçi bir ideolojik çizginin belirginleştiğini aktarır. Böylece parti, sadece üçüncü bir alternatif değil, yeni bir siyasal dilin taşıyıcısı haline gelir. 

Burada dikkat çeken nokta, bu dönüşümün sadece parti tabelasında yaşanmamış olmasıdır. Alsaç’ın tezi, MHP’nin kurduğu dili “kültürel kodlar”la birlikte ele alır. Ona göre Türkiye’de toplumsal değişmenin hızlandığı, köyden kente akışın arttığı, sanayi sermayesinin egemenleştiği ve eski orta sınıf dengelerinin çözüldüğü yıllarda MHP, belirli bir toplumsal kesimin kaygı ve taleplerini programlaştırır. Yani milliyetçilik, yalnız bir duygu siyaseti değil; belirsizlik, çözülme ve yerinden edilme duygusuna karşı bir toplumsal yeniden kuruluş teklifi olarak görünür. Tezin sert yanı da burada yatar: Alsaç, hareketi sadece ideolojik değil, sermaye birikim mekanizmasının içindeki bir siyasal biçim olarak değerlendirir.

Kalkınma: hareketin ana amacı

Alsaç’ın çalışmasında en merkezi başlık, hiç kuşkusuz kalkınmadır. Yazar, Türkeş’in söylemleriyle biçimlenen milliyetçi düşüncede kalkınmanın “temel amaç” olduğunu açıkça söyler. Fakat bu kalkınma, tek parçalı değildir. Tezin ana ayrımı, maddi kalkınma ile manevi kalkınma arasındadır. Bir tarafta üretim biçiminde değişimle açıklanan maddi kalkınma; diğer tarafta sosyal ilişkilerde içselleştirilmesi gereken manevi kalkınma yer alır. Alsaç’ın aktardığı Kurt Karaca çizgisi, “sömürülmemek ve millet olarak varlığını sürdürebilmek için kalkınmayı tamamlamak ve bir endüstri ülkesi haline gelmek zorunludur” der. Böylece kalkınma, sadece refah artışı değil; bağımsızlık, varoluş ve milli güç meselesi olarak tarif edilir. 

Bu yaklaşım, Türkeş’in dünyasında milli gelir, üretim, sanayi ve teknik kapasite gibi kavramlarla birlikte düşünülür. Alsaç’a göre Türkiye’nin azgelişmişliği, milli gelir seviyesi ve kişi başına düşen mal-hizmet miktarı üzerinden okunur; kalkınma ise bu rakamların yükseltilmesiyle ilişkilendirilir. Ancak tez, bu teknik ekonomik tarifin arkasındaki siyasal yönelimi de gösterir: Kalkınmak, dışa bağımlılığı azaltmak ve milli gücü tahkim etmek demektir. Bu yüzden Türkeş’in kalkınmacılığı, basit bir ekonomik program değil; milliyetçiliğin maddi omurgasıdır. 

Ağır sanayi, fabrikayı yapan fabrika ve milli üretim seferberliği

Tezin en dikkat çekici sayfaları, Türkeş’in ekonomik kalkınmayı nasıl kurguladığını anlattığı bölümlerdir. Burada açık hedef, sanayileşmedir; ama sıradan bir sanayileşme değil, ağır sanayi hamlesidir. Alsaç’ın aktardığı formülle söylersek, yatırım politikasının esası “fabrika yapan fabrikalar kurmak”tır. Bu ifade, hareketin teknik dilini sembolleştiren cümlelerden biridir. Çünkü amaç yalnız ithal malları azaltmak değil; üretim araçlarını da üreten bir sanayi altyapısı kurmaktır. Teze göre Dokuz Işıkçı iktisat modeli, milleti oluşturan altı sosyal dilimin teşkilatlandırılmasını ve kalkınma seferberliğinin bu yapı üzerinden yürütülmesini öngörür. Fiyat istikrarı, tasarrufların sanayi yatırımlarına yönlendirilmesi, sermaye piyasası mevzuatı ve işçi yardımlaşma kurumu gibi düzenlemeler de bu hamlenin teknik ayakları olarak sıralanır. 

Burada ilginç olan, modelin yabancı sermayeyi bütünüyle reddetmemesidir. Alsaç’ın aktardığına göre yabancı sermaye daha olumlu şartlandırılmalı; montajcılık yerine imalata ve özellikle hayati önemdeki parçaların üretimine yönlendirilmelidir. Dış ticaret rejimi de sanayileşme yararına düzenlenmelidir. Yani Türkeş’in kalkınma modeli, içe kapalı bir otarşi değil; dış kaynağı milli sanayileşme lehine disipline etmeye çalışan bir model olarak görünür. Bu da tezin en önemli saptamalarından biridir: MHP’nin ekonomik tahayyülü, sanıldığı kadar “salt romantik” değil; teknik ayrıntılarla ve üretim mantığıyla örülüdür.

Enerji, madenler ve denize açılan endüstri

Alsaç’ın içindekiler bölümü bile Türkeş’in kalkınma tahayyülünün ne kadar ayrıntılı olduğunu gösterir: enerji sorunu ve madenler, denizcilik ve gemi inşa sanayii, emek ordusu, mülkiyet, kültürel bütünlük, eğitim, bankacılık, üretim birlikleri, Köy Kent Projesi… Bu başlıklar, hareketin yalnız soyut bir “milli kalkınma” sloganı atmadığını; Türkiye için sektörel bir tasarım önerdiğini ortaya koyar. Özellikle enerji ve madenler, Türkiye’nin ağır sanayi hamlesi için vazgeçilmez kaynaklar olarak düşünülür. Denizcilik ve gemi inşa sanayii ise, ülkeyi sadece karaya sıkışmış bir ekonomi olmaktan çıkarıp bölgesel bir güç alanına taşımanın araçları olarak belirir. Tezin buradaki bütün anlatısı, Türkeş’in kalkınmayı bir teknoloji ve altyapı meselesi olarak gördüğünü doğrular. 

Emek ordusu: yalnız işçi değil, kalkınmanın askeri

Tezin en çarpıcı kavramlarından biri “emek ordusu”dur. Alsaç, bu başlık altında emek gücünün sadece üretimde kullanılan sıradan bir unsur olmadığını; kalkınma projesinin asli taşıyıcılarından biri olarak görüldüğünü gösterir. Başka bir deyişle işçi, köylü ve emekçi kesimler yalnız desteklenmesi gereken gruplar değil; kalkınma savaşının bizzat askerleridir. Hatta tezde, emeğin karşılığı olan ücretin bile yatırım alanlarına akması için yöntemler geliştirildiği, emek gücünün böylece sermaye birikim mekanizmasına çeşitli kanallardan dâhil edildiği belirtilir. Bu yönüyle Türkeş’in modelinde emek, hem üretici hem tüketici hem de tasarruf sahibi bir özne olarak tasarlanır. Alsaç’ın satır aralarında görülen şey, kapitalist birikimin yeni bir milliyetçi disiplinle yeniden düzenlenmesidir.

Bu noktada nüfus meselesi de devreye girer. Teze göre Türkeş, dengeli artan ve istihdam sağlanan nüfusu maddi gelişimin önemli araçlarından biri sayar; nüfus artışını engelleyerek milli geliri artırma politikalarını hatalı bulur. Yer altı ve yer üstü kaynaklarının kullanımı bakımından artan nüfusun ekonomik kalkınma için itici kuvvet olacağını savunur. Bu bakış, emek ordusu fikrinin demografik tarafını oluşturur: İnsan, bu modelde maliyet değil, doğru örgütlenirse kalkınmanın motorudur. 

Mülkiyet: mutlak değil, toplum yararına bağlı

Alsaç’ın tezinde mülkiyet meselesi, Türkeş’in kalkınma modelinin en kritik gerilimlerinden biridir. Bir yandan ferdi mülkiyetin önemine vurgu yapılır; diğer yandan mülkiyetin toplum yararına kullanılmaması durumunda devletin devreye girmesi gerektiği savunulur. Teze göre asıl olan, mülkiyetin toplum yararına kullanılmasıdır. Yalnız mülk sahibinin çıkarlarına hizmet eden, toplum yararını hiçe sayan ya da hiç kullanılmayan mülkiyet biçimlerinde devlet, değerini ödemek kaydıyla el koyabilir ve işler hale getirebilir. Bu, serbest piyasa savunusundan farklı; fakat tam anlamıyla kamucu da olmayan, devlet müdahalesine açık milliyetçi kalkınmacı bir çizgidir.

Türkeş’in “millet sektörü” fikri de burada belirir. Alsaç’a göre millet sektörü, ekonomik yapının millileşmesini sağlayacak, üretim araçları ve mülkiyetin tabana dengeli biçimde dağılmasına katkıda bulunacak bir mekanizma olarak düşünülür. İşçi, köylü, esnaf, memur, serbest meslek sahibi ve işverenlerden oluşan altı sosyal dilimin ahenk içinde çalışması hedeflenir. Bu sistemde kooperatifler ve şirketler önemlidir; devlet mülkiyeti ile ferdi mülkiyetin uyumu aranır. Hatta fabrikaların gerektiğinde devlet eliyle kurulup işçilere vadeli ortaklık verilmesi, çalışanların sermayeye katıldıkları oranda artık değerden pay almaları gibi fikirler de tezin aktardığı öneriler arasındadır. Bu tablo, kalkınma modelinin yalnız sanayi kurma planı değil, toplumsal mülkiyet ilişkilerini yeniden tarif etme girişimi olduğunu gösterir. 

Manevi kalkınma: ahlak, kültür ve Türk-İslam ülküsü

Ama Alsaç’ın tezini yalnız ekonomik bir kalkınma metni yapan da bu değildir. Çalışmanın ayırt edici tarafı, Türkeş çizgisinde maddi kalkınmanın her zaman manevi kalkınmayla birlikte düşünülmesidir. Tezde bu durum açık cümlelerle aktarılır: Türkiye’nin kalkınma hareketi öncelikle “ahlak inşasından” başlatılmalıdır. Milliyetçi Hareketçiler için yeni bir ahlak anlayışının memlekette hakim kılınması, milli birlik ve beraberlik içinde iktisadi kalkınma savaşına girişmenin şartı olarak görülür. Burada ahlak, bireysel dindarlık ya da soyut bir erdem söylemi değil; millet olma duygusunu, toplumsal dayanışmayı ve disiplinli çalışma ahlakını besleyen bir toplumsal harçtır. 

Bu manevi kalkınma başlığı altında kültürel bütünlük ve Türk-İslam ülküsü de belirir. Alsaç’ın msearch sonuçlarında görülen satırlara göre, milliyetçi düşüncede kültür savaşı başka milletlerin dil, din, örf ve geleneklerini yıkıp yerine kendi kültürünü yerleştirme savaşı olarak görülür. Bu yüzden kültür politikası, sadece alfabe ya da müfredat tartışması değildir; nesillerin zihnini, gönlünü ve bedenini yetiştirme davasıdır. Milli eğitim kurumlarının ilk okuldan üniversiteye kadar Türklük şuurunu verecek biçimde düzenlenmesi gerektiği savunulur. Üniversite gençliğinin teorik bilgi alırken milli kültür ve milli dünya görüşü bakımından boş bırakıldığı söylenir. Yani sanayi kurmak kadar “insan tipi” kurmak da kalkınmanın zorunlu unsuru sayılır. 

Seçkin zümre, aydın ve genç dimağlar

Tezin ilerleyen sayfalarında aydın ve gençlik, Türkeş’in kalkınma tahayyülünün merkezine yerleşir. Alsaç, geçerli eğitim sistemiyle yetişen aydın zümrenin halktan koptuğunu, bunun da Türkiye’nin kalkınamamasının önemli sebeplerinden biri olarak görüldüğünü aktarır. Halkla aydının el ele vermediği yerde kalkınmanın da eksik kalacağı düşüncesi vardır. Bu nedenle gençlik hem kurulacak yapıyı inşa edecek hem de onu koruyacaktır. Dündar Taşer’den aktarılan satırlar, kalkınmanın semizleyip geviş getirmek için değil, kuvvetli ve haysiyetli bir devlet kurmak için yapıldığını söyler. Bu, gençliğin sadece ekonomik üretkenlik değil, siyasi ve ideolojik devamlılık için de vazgeçilmez görüldüğünü gösterir. 

Alsaç’ın girişte yaptığı bir başka vurgu da tam buraya bağlanır: Diğer siyasi partiler seçmene seslenirken Türkeş “genç dimağlar”a seslenmiştir. Bu, rastgele bir ifade değil; ülkücü gençliğin partinin teorik program arayışı olmadan, sürece uyumlu biçimde hareket ettiğine dair bir tespitle birlikte verilir. Dolayısıyla gençlik, burada sadece seçmen kitlesi değildir; ideolojik programın canlı taşıyıcısıdır. MHP’nin kendine özgü kültürel kodlarla hareketi, gençliği hem seferber edilecek hem de eğitilecek bir kaynak haline getirir. 

Kalkınmanın finansmanı: işçi dövizinden bankacılığa

Alsaç’ın tezinin en somut kısımlarından biri de kalkınmanın nasıl finanse edileceği meselesidir. Burada dış siyaset, yurt dışındaki göçmen işçiler, bankacılık, üretim birlikleri ve Köy Kent Projesi aynı başlık altında toplanır. Teze göre yurt dışındaki işçilerin göndereceği dövizler önemli görülür; devlet bu işçilerin kuracakları teşebbüslerin arsa ve bina payını üstlenip bunu cüzi kira ya da yıllık taksitlerle geri alabilir. Böylece yatırım maliyetinin önemli bir kalemi hafifletilir ve işçi dövizleri sanayi yatırımlarına yönlendirilir. İşçi dövizlerinin “taltif edilmesi” gerektiğine dair vurgu, göçmen emeğinin dışarıda elde ettiği gelirin içeride milli kalkınmaya bağlanmak istendiğini gösterir. 

Bankacılık ve kredi meselesi de özellikle köylü ve üretici açısından ele alınır. Alsaç’ın aktardığına göre tarım kredi hacmi artırılmalı ve bir sisteme bağlanmalıdır; bankaların köylüye dönük faaliyetlerinin yetersizliği üreticiyi tefecilerin eline bırakmaktadır. Bu nedenle üretici ve tüketici birlikleri halinde teşkilatlanma, ucuz ve kolay kredi olanakları, modern pazarlama usulleri ve kooperatifleşme ön plana çıkarılır. Hatta her çiftçinin kooperatiflere üye olması ve bu kooperatiflerin birbirine yakın birkaç köyün merkezinde kurulacak “Tarım Kentleri” içinde örgütlenmesi hedeflenir. Burada kredi, örgütlenme ve yerleşme politikası aynı kalkınma dili içinde buluşur. 

Köy Kent projesi: tarım kentleri ve üretim birlikleri

Tezin en dikkat çekici ve bugün için en somut görünen önerilerinden biri, Köy Kent ya da tarım kentleri fikridir. Alsaç, 45 bin civarında köye sahip bir ülkede her köye ayrı ayrı altyapı, sosyal ve kültürel hizmet götürmenin finansman imkanlarının dışında kaldığını söyler. Buna karşı çözüm olarak yeni bir yerleşme biçimi önerilir: tarım kentleri. Köy üretim birlikleri ikiye ayrılır: Köy Sanayi Üretim Birlikleri ve Köy Tarım Üretim Birlikleri. İlki, yatırım ve tasarruf sandıkları yoluyla sanayi yatırımları yapacak, her tarım kentinin etrafında “makine yapan makine” fabrikaları kurulacak, bu fabrikaların sahibi de köylüler olacaktır. İkincisi, daha çok toprak reformu ve tarımsal örgütlenmeyle ilgilidir. Alsaç’ın sunduğu bu bölüm, Türkeş çizgisindeki kalkınma düşüncesinin yalnız slogan değil, mekân üretmeye kadar uzanan bir toplumsal mühendislik tasarımı taşıdığını gösterir. 

Siyasal düzen ve devlet fikri

Tezin içindekilerinde kalkınma başlığının hemen ardından “Siyasal Düzen”, “Siyasal Yapı” ve “Devlet” bölümlerinin gelmesi tesadüf değildir. Çünkü Alsaç’ın çalışmasında ekonomik kalkınma ile siyasal düzen birbirinden ayrılmaz. Güçlü devlet fikri, kalkınmanın hem önkoşulu hem de sonucudur. Dündar Taşer’den aktarılan cümlelerin ima ettiği de budur: mesele sadece müreffeh bir cemiyet değil, kuvvetli ve haysiyetli bir devlettir. Bu nedenle gençlik, eğitim, kültür, üretim, kredi ve mülkiyet gibi başlıkların hepsi nihayetinde devletin gücünü tahkim edecek bir milli kalkınma seferberliğine bağlanır. Tez, bu yönüyle, Türkeş çizgisindeki kalkınmacılığı nötr bir iktisat tasarımı değil, siyasal düzen kurucu bir proje olarak okur.

Tezin vardığı yer: bir parti değil, toplumsal bir parça

Neşe Tarhan Alsaç’ın çalışmasının en güçlü tarafı, MHP’yi toplumsal bütünden koparmaması. Tezin hem girişinde hem özetinde aynı fikir dönüp duruyor: Siyasal niteliği olan bir kitle hareketi, toplumsal bütünden ayrı incelenemez. MHP’nin programı, 1960’lardan itibaren hızlanan toplumsal değişmenin, sanayi sermayesinin egemenleşmesinin ve kaybeden orta sınıfların kaygılarının içinden okunmalıdır. Bu nedenle tez, Türkeş’in kalkınma vizyonunu “sadece ekonomik” diye değil, sermaye birikim sürecine eklemlenmiş ve onu farklı bir milliyetçi dil içinde yeniden biçimlendirmek isteyen bir siyasal program diye ele alır. Yazarın sert tanımıyla, burada incelenen şey Türkiye’de şekillenen faşizm hareketinin toplumsal tabanı ve talepleridir; ama bu tanım, tezin kendi kavramsal çerçevesinin ürünüdür ve makalenin merkezinde de bu kavramsal iddianın büyüklüğü yer alır.

Belgesel bir dille söylersek, Alsaç’ın anlattığı hikâye şudur: Alparslan Türkeş’in milliyetçiliği, yalnız geçmişe dönük bir kimlik çağrısı değildir. O, fabrika bacalarıyla, kredi kooperatifleriyle, işçi dövizleriyle, ağır sanayiyle, madenlerle, tarım kentleriyle, genç dimağlarla, ahlak inşasıyla, milli eğitimle ve güçlü devlet tasavvuruyla birlikte kurulan bir gelecek teklifidir. Bu teklifte kalkınma, ekonomik bir terim olmaktan çıkar; milletin maddi ve manevi yeniden düzenlenmesi anlamına gelir. Belki de bu yüzden Alsaç’ın tezi, Türkeş’i yalnız bir siyasi aktör olarak değil, Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve ideolojik dönüşüm arayışları içinde konuşan bir kurucu figür olarak görünür kılar. Ve tam da bu nedenle, bu tez bir parti okumasından çok, Türkiye’nin “nasıl kalkınmalı” sorusuna milliyetçi bir cevabın belgeselidir.

Tezin dayandığı başlıca kaynak omurgası

Bu makalenin dayandığı tez, teorik çerçevesini ve anlatısını geniş bir kaynak tabanıyla kuruyor. Görünen kaynak omurgasında Fuat Ercan, Mehmet R. Türkay, Bertell Ollman, E.H. Carr, William H. Shaw ve Maurice Dobb gibi isimler teorik arka planı kurarken; Frederic List kalkınma düşüncesi açısından özel bir eşik olarak yer alıyor. Türkeş çizgisinin teorileştirilmesinde Kurt Karaca’nın Milliyetçi Türkiye kitabı önemli bir referans oluyor. Ayrıca Alparslan Türkeş’in Nifak Zamanı Değil, 1944 Milliyetçilik Olayı, Yeni Ufuklara Doğru, Dış Meselelerimiz, Dış Politikamız ve Kıbrıs, Temel Görüşler, Kahramanlık Ruhu, Milli Doktrin Dokuz Işık, Dokuz Işık ve Türkiye, Türkiye ve Dünya, Bunalımdan Çıkış Yolu, Türkiye’nin Meseleleri ve Savunma gibi eserleri, tezin ana malzemesi arasında yer alıyor. Kaynakça ayrıca Rıdvan Turan, Max Weber ve başka çok sayıda kuramsal ve tarihsel çalışmayı da içeriyor. Dolayısıyla Alsaç’ın metni, sadece bir siyasal hatırat değil; iktisat, tarih, sosyoloji ve siyaset düşüncesi arasında kurulan disiplinlerarası bir inceleme niteliği taşıyor.

Çok okunanlar