SON DAKİKA
Özhanlar Mobilya
Reklam
ESKİMEYEN YAZILAR

Türk sağında bir hat, bir duruş, bir siyasi aktör: Muhsin Yazıcıoğlu

Türk sağında bir hat, bir duruş, bir siyasi aktör: Muhsin Yazıcıoğlu
A- A+

Bu metin, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı bünyesinde Enes Turhan tarafından hazırlanan, Dr. Öğr. Üyesi Abdülkadir Zorlu danışmanlığındaki “Bir Siyasi Aktör Olarak Muhsin Yazıcıoğlu ve Büyük Birlik Partisi (1993–2009)” başlıklı yüksek lisans tezine dayanılarak kaleme alınmış, bir makaledir. Tez, Ekim 2019 tarihinde tamamlanmıştır. Çalışma; kavramsal literatür, siyasi tarih okumaları, Yazıcıoğlu’nun konuşmaları ve röportajları ile onu yakından tanıyan isimlerle yapılan mülakatlara yaslanır. 

Türkiye’de bazı siyasetçiler sadece kurdukları partilerle değil, temsil ettikleri ahlaki çizgiyle de hafızada yer eder. Muhsin Yazıcıoğlu, Enes Turhan’ın çalışmasında tam da bu yönüyle ele alınır: Bir parti genel başkanından daha fazlası, bir dava ve eylem adamı, bir aktivist, bir fikir taşıyıcısı ve bir siyasi aktör olarak. Turhan’ın tezi, Muhsin Yazıcıoğlu’nu yalnızca seçim sonuçları üzerinden değil; insan yönü, fikirleri, gençliğe bakışı, siyaset dili, ahlak anlayışı ve toplumdaki karşılığı üzerinden inceler. Çalışmanın merkezindeki soru şudur: Muhsin Yazıcıoğlu, Türk siyasi tarihinde hangi noktada durur ve neden hâlâ hatırlanır? 

Bu tezde Yazıcıoğlu, 12 Eylül öncesi ülkücü hareket içinde sivrilen, Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı ve Ülkücü Gençlik Derneği Kurucu Genel Başkanlığı gibi görevler üstlenen; 12 Eylül sonrasında ise kesintiye uğrayan siyasetine demokratik düzene geçildikten sonra devam eden bir figür olarak konumlandırılır. Turhan’a göre onu önemli kılan yalnızca bir hareketten gelip yeni bir parti kurması değildir; asıl önemli olan, toplumsal bölünme, ötekileştirme ve siyasal gerilim karşısında geliştirdiği tavırdır. Bu yüzden tez, Muhsin Yazıcıoğlu’nu klasik bir sağ siyasetçi tipolojisinin dışına taşıyarak, toplumla doğrudan bağ kuran bir lider portresi olarak kurar. 

Çalışmanın çerçevesi: demokrasi, siyaset, liderlik ve milliyetçilik

Enes Turhan, Muhsin Yazıcıoğlu’nu anlatmaya doğrudan biyografiyle başlamaz. Önce geniş bir teorik çerçeve kurar. Tezin ilk bölümü demokrasi, siyaset, siyasi partiler, siyasi liderlik, seçim davranışı, küreselleşme, kapitalizm, emperyalizm, anarşizm ve darbe kültürü gibi başlıkları inceler. İkinci bölümde ise Türkiye’de siyasal fikir hareketleri, milliyetçilik, Türk milliyetçiliği ve Turan ideali, muhafazakârlık, İslamcılık, sosyalizm ve 1960-1980 dönemi gençlik hareketleri ele alınır. Ayrıca Hüseyinzade Ali Bey, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Mehmet Akif Ersoy, Mustafa Kemal Atatürk, Erol Güngör, Nurettin Topçu ve Alparslan Türkeş gibi isimler üzerinden Türk milliyetçiliğinin düşünsel altyapısı tartışılır. Bu tercih tesadüf değildir; yazar, Muhsin Yazıcıoğlu’nu doğuran zihni ve tarihi iklimi anlamadan onun siyasi aktörlüğünün çözülemeyeceğini savunur. 

Tezin giriş bölümü de aynı mantıkla ilerler. Turhan, Türkiye’nin özellikle 1960 ile 1980 arasındaki dönüşümünü, darbeleri, gençlik hareketlerini, siyasetin kurumsallaşmasını ve milliyetçilik akımının toplum üzerindeki etkisini temel arka plan olarak sunar. Ona göre toplumsal değişimin yalnızca ekonomik veya teknolojik değil, aynı zamanda siyasi liderler ve fikir akımları üzerinden de okunması gerekir. Muhsin Yazıcıoğlu da işte bu tarihsel kırılmalar çağında, fikir ile eylemin kesiştiği yerde ortaya çıkar. 

Şarkışla’dan ülke siyasetine

Turhan’ın çalışmasında Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatı, yalnızca doğum tarihi ve siyasi kariyer basamakları üzerinden değil, yetiştiği sosyokültürel çevre üzerinden de anlatılır. Çalışmada yer verilen bilgiler, Yazıcıoğlu’nun 31 Aralık 1954’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Elmalı köyünde doğduğunu, Horasan kökenli bir aile muhitinde yetiştiğini ve çocukluk döneminden itibaren köy odası sohbetleri, el yazması kitaplar ve medrese kültürüyle temas ettiğini gösterir. Ailesinin çiftçilik yapan, gelenekle bağı güçlü bir yapısı vardır. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Şarkışla’da okuyan Yazıcıoğlu; at binmeyi seven, güreş yapan, hareketli mizacıyla öne çıkan bir genç olarak betimlenir. Bu yönleri, ilerleyen siyasi hayatında Anadolu sahiciliği diye okunacak karakter çizgisinin erken işaretleri gibi durur. 

Bu arka plan, tezde önemli bir anlam taşır. Çünkü Turhan, Muhsin Yazıcıoğlu’nu şehirli entelijansiyanın içinden çıkmış bir siyasetçi olarak değil; taşranın inanç, gelenek, aile ve millet tasavvurunu modern siyasi dile taşıyan biri olarak görür. Bu da onun hem halkta karşılık bulan yönünü, hem de zaman zaman elit siyaset çevreleri tarafından tam çözülemeyen karakterini açıklar. Yazıcıoğlu, bu anlatıda “yüzü kavruk bir Anadolu çocuğu” olarak görünür; fakat tez, bu ilk izlenimin ardında güçlü bir entelektüel damar bulunduğunu özellikle vurgular. 

Ülkücü hareketin içinden yükselen isim

Tezde Muhsin Yazıcıoğlu’nun siyasal yükselişinin ilk aşaması, Ülkücü Hareket ve Ülkü Ocakları üzerinden anlatılır. 1944 Irkçılık-Turancılık davasından 1960’lar ve 1970’lerdeki milliyetçi örgütlenmeye uzanan çizgide, Alparslan Türkeş’in kurduğu siyasi sistemin gençlik yapılanması olan Ülkü Ocakları özel bir yer tutar. Turhan, Ülkü Ocakları’nı sadece bir teşkilat değil, 12 Eylül’e kadar etkili olmuş bir gençlik mobilizasyonu olarak okur. Muhsin Yazıcıoğlu da bu hareketin içinden yetişmiş, Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı ve Ülkücü Gençlik Derneği Kurucu Genel Başkanlığı görevlerini üstlenmiş bir lider olarak öne çıkar. 

Bu dönemin değerlendirilmesinde Turhan, doğrudan anlatımla yetinmez; başka kaynaklara ve tanıklıklara da başvurur. Arslan Tekin’in Muhsin Başkan kitabı, Selim Çoraklı’nın Muhsin Yazıcıoğlu Adam Gibi Adam çalışması, Mehmet Güneş’in Bir Güzel İnsan Muhsin Yazıcıoğlu kitabı, Metin Turhan’ın Ülkü Ocakları çalışması, Süreyya Algül ve arkadaşlarının Türkiye Siyasal Hayatından Portreler kitabı ve çeşitli belgesel kayıtları, bu dönemin arka planını kuran başlıca kaynaklar arasında yer alır. Turhan, bunları yalnızca kaynakça süsü olarak değil, Yazıcıoğlu’nun hareket içindeki yerini sağlamlaştıran dayanaklar olarak kullanır. 

İslamî ton, milliyetçilik ve yeni bir sentez

Enes Turhan’ın tezi, Muhsin Yazıcıoğlu’nu salt klasik milliyetçi çizginin devamı olarak okumaz. Tam tersine, onun Türk milliyetçiliği içinde İslamî tonu daha görünür hale getiren isimlerden biri olduğunu ileri sürer. Bu çerçevede, yazarda ve kullanılan diğer çalışmalarda, MHP’nin belli dönemlerde kullandığı “Hira Dağı kadar Müslüman, Tanrı Dağı kadar Türk” gibi sloganlarla tabanını genişlettiği, Yazıcıoğlu’nun da Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Seyit Ahmet Arvasi, Erol Güngör ve Hoca Ahmet Yesevi çizgisini öne çıkararak hareketin İslamî tonunu artırdığı tespiti yer alır. Batılı ajansların onun ölümü sonrasında “Türkiye’de bir İslam milliyetçisi öldü” çerçevesinde haber yapması da tezde bu ideolojik çerçevenin uluslararası algıdaki karşılığı olarak yorumlanır. 

Turhan’ın tezinde bu konu bir kimlik tartışması olmaktan çok, bir siyaset dili meselesidir. Yazıcıoğlu’nda milliyetçilik, etnik saflaşma çağrısından ziyade, tarihsel ve manevi sürekliliğe dayalı bir toplum ve devlet tasavvuru olarak görünür. Yazar, onun Türk-İslam Ülküsü ifadesini yalnızca slogan düzeyinde değil, bir değer sistemi olarak ele aldığını belirtir. Bu yüzden tezin önsözünde de, Muhsin Yazıcıoğlu’nun savunduğu milliyetçilik anlayışı ile Türk-İslam ülküsü özellikle inceleme konusu yapılmıştır. 

12 Eylül: bir kırılma ve yeniden doğuş

Muhsin Yazıcıoğlu biyografisinin en sert dönemeçlerinden biri 12 Eylül’dür ve Turhan’ın tezi bu eşikten özellikle söz eder. Yazıcıoğlu, 12 Eylül öncesi ülkücü camiada öne çıkmış bir isimken, askeri darbe onun siyasetini kesintiye uğratır. Fakat tez, bu kesintiyi bir son değil, yeni bir siyasal evrenin başlangıcı olarak okur. Darbe sonrası cezaevi yılları, hem onun şahsi direncini hem de ideolojik hattını belirleyen bir dönemdir. Çalışmanın önsöz ve özet bölümlerinde dahi 12 Eylül’ün özel olarak anılması, bu kırılmanın yazar nezdinde ne kadar belirleyici olduğunu gösterir. 

Bu dönemin ardından Yazıcıoğlu’nun siyasete dönüşü, Turhan’a göre sadece eski konumuna dönmek değildir. Daha olgunlaşmış, daha seçici ve daha bağımsız bir siyaset anlayışıyla devam eden bir çizgi oluşur. Bu nedenle yazar, onun darbe öncesi gençlik liderliğini ve darbe sonrası demokratik düzene dönüşle birlikte sürdürdüğü siyasetini aynı hikâyenin iki farklı evresi olarak okur. 

İnsan olarak Muhsin Yazıcıoğlu

Turhan’ın tezi, Muhsin Yazıcıoğlu’nu anlatırken “insan” vurgusunu özellikle öne çıkarır. Dördüncü bölümün alt başlıklarından biri doğrudan “İnsan Olarak Muhsin Yazıcıoğlu”dur. Eklerde yer alan mülakatlarda bu başlık daha da somutlaşır. Örneğin bir tanıklıkta, Meclis’teki odasının sürekli insanlarla dolu olduğu; hastane sorunu, iş sorunu, maddi sıkıntı, atama problemi gibi meselelerle gelen birçok kişinin onun odasında çözüm aradığı; sıkıntısını kolay anlatamayanları en sona bırakıp onlarla özel olarak ilgilendiği aktarılır. Aynı tanıklıkta, onun “mazlumların ve mağdurların yarasına merhem olmayı kendine gaye edinmiş” biri olduğu vurgulanır. Bu yüzden cenazesine katılımın kalabalıklığı da siyasi şöhretle değil, insanların hayatına birebir temas etmiş olmasıyla açıklanır. 

Bu tanıklıklar, tezdeki genel anlatıyla örtüşür. Yazıcıoğlu’nun “insanı merkeze alan” bir siyasal mücadele verdiği, iyiliği ve güzelliği öne çıkaran bir mizaca sahip olduğu, merhamet, sevgi ve ilkelerine bağlılık özelliklerinin onu sıradan bir siyasetçi olmaktan çıkardığı tezin genel yargılarındandır. İlker Kayalıoğlu’nun aktarılan değerlendirmesi de bu portreyi destekler: Ona göre Muhsin Yazıcıoğlu, güce boyun eğmeyen, en zor şartlarda bile ülküsünden vazgeçmeyen ama aynı zamanda rakiplerinin dahi saygı duyduğu, sevgi dolu ve merhametli bir liderdir. 

Aydın, eylemci, siyasetçi

Tezin en güçlü taraflarından biri, Muhsin Yazıcıoğlu’nu tek sıfatla sabitlememesidir. Onu bir yandan insan, bir yandan aydın, bir yandan eylemci, bir yandan siyasetçi olarak ayrı ayrı inceler. Enes Turhan’a göre Yazıcıoğlu’nun entelektüel yönü, dışarıdan ilk bakışta anlaşılan bir taraf değildir; fakat gençlik yıllarında kaleme aldığı makaleler, düşünsel ciddiyetini açıkça ortaya koyar. Nitekim tezde, onun “Bir elinde Kuran, bir elinde bilgisayar olan bir gençlik istiyorum” cümlesi yalnızca meşhur bir alıntı olarak değil; teknoloji ile maneviyatı, bilgi ile inancı, gelecek tasavvuru ile kültürel aidiyeti aynı cümlede buluşturan bir zihniyetin özeti olarak verilir. 

Bu cümle, Turhan’ın çalışmasında yalnızca bir nostaljik hatıra değildir. Aksine, Yazıcıoğlu’nun gençliği kavga ve kamplaşmanın değil; sanatın, bilimin, bilinçli ve aydın bir toplumun taşıyıcısı olarak gördüğünün işaretidir. Bu yönüyle o, yalnızca bir “hareket adamı” değil; medeniyet tahayyülü kuran, gündelik siyasi çekişmelerin ötesine geçmeye çalışan bir siyaset adamı olarak konumlandırılır. Tezde yer verilen “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar birleşmiş, kaynaşmış bir Türk Dünyası hayal ediyorum” vurgusu da bu geniş ufkun işaretlerinden biri olarak değerlendirilir. 

MHP’den kopuş ve yeni partinin inşası

Enes Turhan’ın tezindeki kritik dönemeçlerden biri, Muhsin Yazıcıoğlu’nun MHP ile ayrılık süreci ve yeni bir parti oluşumuna yönelişidir. İçindekiler kısmında bu başlık özel olarak yer alır; bu da yazarın kopuşu biyografik ayrıntıdan çok siyasi aktörlük testi olarak gördüğünü gösterir. Turhan’a göre bu süreç, sadece kadro veya liderlik çekişmesi değildir. Daha derinde, siyaset anlayışına, parti içi ilişkilere, karar alma mekanizmalarına ve ilkesel tutuma dair farkların bir sonucudur. 

Tezin diğer bölümlerine ve bu konudaki paralel anlatılara bakıldığında, özellikle DYP-SHP Koalisyon Hükümeti’ne güvenoyu verilmesi ve Çekiç Güç meselesi gibi başlıklarda yaşanan fikir ayrılıklarının bu kırılmayı derinleştirdiği görülür. Türkeş ile Yazıcıoğlu arasındaki farklılaşma, yalnızca taktik değil, vicdani ve ideolojik bir ayrışma olarak anlatılır. Turhan’ın başvurduğu kaynaklar ve bu alandaki diğer akademik tezler, bu kopuşun Türk sağında yeni bir hat doğurduğunu düşündürür. 

Büyük Birlik Partisi: tabela değil idealler manzumesi

Turhan’ın çalışmasında BBP, sıradan bir parti kuruluş hikâyesi olarak verilmez. Tam tersine, Muhsin Yazıcıoğlu ve ekibinin hangi amaç ve ideallere yaslanarak bu partiyi kurduğu sorusu, tezin temel başlıklarından biri haline gelir. Özet bölümünde açıkça belirtildiği üzere, tez BBP’nin ülke meselelerine bakışını, kuruluş amacını ve dayandığı idealleri inceler. Bu da BBP’yi yalnızca siyasal temsil aracı değil, bir dünya görüşünün kurumsal formu olarak ele alma çabasını gösterir. 

Turhan, bu partinin siyasal etkisini de yalnızca oy oranı üzerinden okumaz. İçindekilerde “Muhsin Yazıcıoğlu iktidara gerçekten talip olmuş mudur?” ve “Muhsin Yazıcıoğlu’nu halk seçimlerde neden tercih etmemiştir?” gibi başlıkların yer alması, yazarın asıl meselesinin seçim başarısı değil, seçim başarısızlığının arkasındaki toplumsal ve siyasi nedenler olduğunu ortaya koyar. Bu bakımdan tez, sevilen ama yeterince oy alamayan lider paradoksunu özel olarak tartışır. 

Siyasi ahlak: sevilen ama oy verilmeyen lider

Tezin en dikkat çekici başlıklarından biri, Muhsin Yazıcıoğlu’nun siyasi ahlak anlayışıdır. Enes Turhan, bu konuyu yalnızca kavramsal olarak tartışmaz; tanıklıklarla, ödüllerle ve söylemlerle somutlaştırır. Aktarılan değerlendirmelerde, dürüst ve ilkeli siyaset denildiğinde Muhsin Yazıcıoğlu’nun ilk akla gelen isimlerden biri olduğu, bu nedenle 2001’de “Yolsuzlukla mücadele edenler ödülü”, 2006’da “Temiz Siyasetçi Ödülü”, 2008’de de “Yılın siyaset adamı” ödülünü aldığı belirtilir. Yazar, bu tabloyu şu çelişkiyi anlatmak için kullanır: Türk toplumu ona güvenmiş, sevmiş ve saygı duymuştur; ancak bu sevgi her zaman seçim zaferine dönüşmemiştir. 

Aynı bölümde yer verilen son seçim konuşması alıntısı, onun siyaset ahlakını birleştirici dil üzerinden kurduğunu gösterir. Kürt, Türkmen, Alevi, Sünni ayrımlarının ötesinde aynı bayrak ve ezan etrafında birlik vurgusu yapması; Türk dünyası ve İslam coğrafyasıyla ilgili hayallerini siyasi hedef olarak tarif etmesi; Avrupa Birliği ya da dış projeler yerine Türk-İslam medeniyeti ve birliği fikrini öne çıkarması, Turhan’ın gözünde onun ahlaki siyaset tahayyülünün özüdür. Bu yüzden tezin vardığı sonuçlardan biri şudur: Yazıcıoğlu, iktidarı tek başına amaçlaştıran bir siyasetçi değil; siyaseti idealini anlatmak için araç olarak kullanan bir liderdi. 

Din, tasavvuf ve toplum

Tez, Muhsin Yazıcıoğlu’nun dini kimliği ve tasavvuf-cemaat-toplum ilişkisine bakışını da özel olarak ele alır. Çalışmada, onun Türk ve Müslüman bir aile çevresinde büyüdüğü, bu çerçevede dini hassasiyeti yüksek bir kişilik geliştirdiği belirtilir. Daha da önemlisi, okudukları ve etkilendiği çevreler sayesinde “dini bütün ülkücü” diyebileceğimiz bir profile evrildiği, bu kimliğin hem şahsi hayatında hem de siyasi hareketinde yenileşme adımlarına vesile olduğu kaydedilir. Yazıcıoğlu’nun hayat felsefesini anlatırken kullanılan “Ay yıldızlı al sancakla şahlanan Türk beyi” benzetmesi de bu İslamî-milliyetçi sentezin simgesel ifadesidir. 

Bu noktada tezin değeri, onu bir dini figür veya cemaat siyasetçisi gibi değil; dini ve manevi hassasiyeti güçlü, ancak bunu toplumsal birlik ve ahlak ekseninde siyaset dili haline getiren biri olarak tarif etmesidir. Yani Muhsin Yazıcıoğlu’nda din, ayrıştırıcı bir araç değil; kimlik, ahlak ve toplumsal dayanışma zemini olarak karşımıza çıkar. 

Ölüm, yankı ve hafıza

Turhan’ın tezinde Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatı da ayrı bir başlık halinde incelenir. Yazar, onun şüpheli ölümü ve cenaze törenine farklı kesimlerden insanların katılımını üzerinde durulması gereken özel hususlar arasında sayar. Bu, çalışmanın siyasal sosyoloji açısından önemli bir tercihidir: Çünkü Yazıcıoğlu’nun toplumsal karşılığı sadece sağ-milliyetçi tabanla sınırlı görülmez. Farklı çevrelerden insanların cenazesinde buluşması, tezde, onun siyasal etki alanının parti sınırlarını aşan bir karakter taşıdığına işaret eder.

Turhan’ın bu bölümü desteklemek için yalnızca teoriye değil, doğrudan mülakatlara da başvurduğu görülür. Eklerde Fatih Furkan Yazıcıoğlu’ndan Taha Akyol’a, Mustafa Destici’den Hakkı Öznur’a, Yalçın Topçu’dan Remzi Çayır’a, Selçuk Özdağ’dan Serdar Arseven’e kadar geniş bir tanıklık ağı bulunur. Bu tanıklık çeşitliliği, tezin yalnızca tek bir siyasi çevrenin iç anlatısına yaslanmadığını, farklı üsluplar ve farklı hafıza katmanları üzerinden Muhsin Yazıcıoğlu portresi kurmaya çalıştığını gösterir. 

Edebi yön ve yazılı miras

Tezin son bölümlerinden biri, Muhsin Yazıcıoğlu’nun edebi yönüne, onu temsil eden vakıflara ve katılımcıların anılarına ayrılmıştır. Bu bölüm, Yazıcıoğlu’nun yalnızca miting meydanlarının veya siyasi kürsülerin insanı olmadığını; metin üreten, yazan, düşünen bir figür olduğunu vurgular. Nitekim Turhan, önsözde de onun TBMM kürsüsündeki konuşmaları, röportajları ve geleceğe dair yorumlarının analiz edildiğini belirtir. Bu bakımdan Muhsin Yazıcıoğlu, sadece “eylem adamı” değil; metinleri ve söylemleri olan, bu metinlerle bir düşünce hattı kuran bir siyasi aktördür. 

Bu yazılı mirası anlamlandırırken tez, Ömer Umur’un Türk Siyasi Tarihinde Büyük Birlik Partisi kitabı başta olmak üzere, Türk milliyetçiliği, demokrasi ve toplumsal değişim üzerine geniş bir kaynak havuzunu kullanır. Kaynakçada Şafak Ural, Özcan Yeniçeri, Kerem Ünüvar, Ayfer Genç Yılmaz, Murat Yılmaz, Ahmet Zeki Ünal ve başka çok sayıda yazar yer alır. Bu tablo, Enes Turhan’ın çalışmasının sadece bir hatırat toplamı değil; sosyolojik ve tarihsel bir çerçeveyle örülmüş akademik bir metin olduğunu gösterir. 

Bu tez bize ne söylüyor?

Sonuçta Enes Turhan’ın yüksek lisans tezi, Muhsin Yazıcıoğlu’nu Türkiye’de sevilen ama yalnızca duygusal nedenlerle hatırlanan bir isim olarak değil, çok katmanlı bir siyasi aktör olarak okumayı önerir. Ona göre Yazıcıoğlu, insan yönü güçlü, entelektüel derinliği olan, aktivist damar taşıyan, siyasi ahlakı önceleyen, milliyetçiliği İslamî hassasiyet ve toplumsal birlik fikriyle yeniden yorumlayan bir liderdir. BBP de bu liderliğin kurumsal uzantısıdır. Tezin bütününe bakıldığında şu temel düşünce belirir: Muhsin Yazıcıoğlu, seçim başarılarıyla sınırlı ölçülemeyecek, siyasi etkisi toplumsal hafızada ve ahlaki liderlik algısında yaşayan bir isimdir. 

Bu nedenle “Bir Siyasi Aktör Olarak Muhsin Yazıcıoğlu ve Büyük Birlik Partisi (1993–2009)” çalışması, yalnızca bir kişiyi anlatmaz; aynı zamanda Türkiye’de siyasetin ne olduğu, ne olması gerektiği ve toplumun hangi lider tipine güven duyduğu üzerine de düşünür. Enes Turhan’ın sosyolog bakışıyla kurduğu bu metin, Muhsin Yazıcıoğlu’nu sadece geçmişin bir figürü olarak değil, Türk siyasal hayatında ahlak, birlik ve ilke tartışmalarının canlı başlıklarından biri olarak yeniden okur.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

ESKİMEYEN YAZILAR yazıları

Çok okunanlar