SON DAKİKA
Özhanlar Mobilya
Reklam
Asuman Sarıtaç

ÖFKENİN GÖLGESİNDE YAŞAYAN BİR TOPLUM!

ÖFKENİN GÖLGESİNDE YAŞAYAN BİR TOPLUM!
A- A+

Asuman Sarıtaç 
Maldia Ortak Akıl ve İrade Derneği Kurucu Başkanı

Toplum olarak sokakta yürürken omuz atana bağıran, trafikte korna sesini bir meydan okumaya çeviren, evde en küçük tartışmayı bir kırılma noktasına dönüştüren tehlikeli bir ruh halinin içinde kıvranıyoruz. Kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla genciyle, hatta çocuğuyla. Toplum olarak sinir uçlarımız açıkta, tahammül eşiğimiz yerlerde sürünüyor. Sanki hepimiz görünmeyen bir yangının içinde fark etmeden birbirimizi yakıyoruz.

Peki bu kadar öfkeliyken, gerçekten biz kime kızgınız?

Sebep ne yazık ki;

Sıkışmışlık hissi, Adaletsizlik ve Yorgunluk.

Öfke, çoğu zaman görünen yüzdür; arkasında ise başka duygular saklıdır. Bugün yaşadığımız yaygın öfkenin temelinde de üç büyük kırılma vardır.

Birincisi, ekonomik sıkışmışlık. İnsanlar geçim derdiyle boğuşurken sadece cepleri değil, sabırları da tükenmiş vaziyette. Gelecek kaygısı, adeta bireyin ruhunu kemiren görünmez bir asit gibi olmuş.

İkincisi, adalet duygusunun zedelenmesi ve adaletin gecikmesi. Her gün haberlerde gördüğümüz o sarsıcı başlıklar; aylarca hatta yıllarca süren mahkemeler, bir kadının en yakınındaki erkek tarafından hayattan koparılması, trafikte yaşanan akıl almaz olaylar, boşanma aşamasında ailelerin yaşadığı sarsıcı haller vb. durumlar toplumun vicdanında derin yaralar açıyor. İnsanlar şu soruyu daha sık sorar hale geldi;
“Benim başıma gelse ne yaparım?” Bu sorunun cevabı belirsiz kaldıkça, içimizde ki o öfke de büyüdükçe büyüyor.

Üçüncüsü ise sürekli maruz kalınan gerilim hali. Sosyal medya akışlarında her gün yeni bir şiddet görüntüsü, yeni bir kriz, yeni bir linç dalgası var. Daha dün infiale yol açan hayattan koparılmış bir kadın konuşulurken, başka bir gün okulda hırpalanan öğretmen görüntüleri gündeme düşüyor. Travma, artık istisna değil; gündelik hayatımızın bir parçası haline gelmiş.

Kısacası mesele sadece “insanlar sinirli” değil; mesele, insanların yorgun, güvensiz ve umutsuz, çaresiz olması.

Sonuç ne mi? 
Sonuç normalleşen şiddet, kaybolan merhamet duygusu.

En tehlikeli olan ne biliyor musunuz? Şiddetin artık bizleri şaşırtmıyor oluşu.

Bir zamanlar “bu kadarı da olmaz” dediğimiz olaylar, bugün birkaç saatlik sosyal medya öfkesiyle tüketilen sıradan başlıklara dönüşmüş. Bir kadının hayatının elinden alınması, çocukların birbirine şiddet uygulaması, bir eğitimcinin öğrencisinin gözleri önünde darp edilmesi. Bunlar sadece bireysel trajediler değil; toplumsal çürümenin apaçık göstergeleridir.

Öfke artık bir tepki değil, bir dil haline gelmiş. İnsanlar konuşmuyor, patlıyor. Tartışmıyor, birbirlerine saldırıyor.

Merhamet ise çok gerilerde kalmış artık.

Çünkü merhamet, güven ister. Güven olmayan yerde insanlar kabuklarına çekilir, sertleşir, savunmaya geçer. Ve bu savunma hali zamanla saldırganlığa dönüşür.

Artık toplum olarak çözüme odaklanmamız gerekir.

Bu karanlık tabloyu değiştirmek pek tabi ki mümkün.
Ama çözüm, sihirli bir formülde değil; çözüm küçük ama kararlı adımlarda saklıdır.

Öncelikle hepimiz şunu kabul etmeliyiz;
Öfke bulaşıcıdır ama sükûnet de bulaşıcıdır.

Bakınız;

Aile içinde kurulan dil değişmeden toplum değişmez. Çocuk ailesinden öfkeyi de öğrenir, saygıyı da öğrenir.

Ve eğitim sistemimiz çocuklara sadece bilgi değil, duygu yönetimini de öğretmek zorundadır. Bir kadının, bir çocuğun  güven içinde olmadığı toplum, geleceğini de koruyamaz.

Ve hukuk sistemi, hızlı ve adil kararlarla topluma güven vermelidir. Adalet geciktiğinde toplumsal öfke büyür.

Ve gelelim medya ve sosyal platformlara; bu platformlar şiddeti sadece tüketilen bir içerik haline getirmek yerine, artık sorumluluk almak zorundadır.

Ve en önemlisi de birey artık kendi öfkesinin farkına varmalıdır. Çünkü fark edilmeyen duyguyu hiç kimse kontrol edemez.

Kabul edelim ki toplumlar bir günde çökmez; ama her gün biraz daha çürüyerek, biraz daha duyarsızlaşarak yıkıma yaklaşır.

Bugün en büyük mücadelemiz birbirimizle değil, içimizdeki  sürekli tetikte duran öfkeyle mücadele olmak zorunda.

Belki de yeniden sormamız gereken soru;

“Ben haklı mıyım?” değil.

“Ben insan kalabiliyor muyum?” sorusudur.

Çünkü bir toplumun gerçek gücü, en sinirli anında bile kendini tutabilme kapasitesinde saklıdır.

Ve biz toplum olarak eğer istersek, yeniden birlik beraberlik içinde olmayı öğrenebiliriz.
Bir kadının hayatını korumayı, bir öğretmeni saygıyla yaşatmayı, bir çocuğa şiddetsiz bir dil bırakmayı.

Kısacası, yeniden insan olmayı.

 

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Asuman Sarıtaç yazıları

Çok okunanlar