FETÖ Terör Örgütü
1986 yılında Erciyes Üniversitesi İktisat Fakültesi hazırlık sınıfı öğrencisiydim. Bir sabah arkadaşlarımla birlikte fakülte kantinine gittim. Her masada ilk defa gördüğümüz onlarca gazete vardı. Gazetelerin isimleri üste gelecek şekilde yerleştirilmişti:
ZAMAN
Zaman Gazetesi, o gün hepimizin gözüne sokuldu ve uzun süre gözümüzden eksik olmadı. Okuduk ve arkadaşlarla birlikte gazetenin muhafazakâr bir çizgide olduğunu fark ettik. Zaten akabinde gazetenin FETÖ’ye ait olduğunu öğrendik.
Zaman Gazetesi, uzun yıllar boyunca bu ülkenin en çok satan gazetelerinden biri oldu. Okullarda, devlet dairelerinde, özel sektörde ve ticaret dünyasında en geçerli "akçe" adeta Zaman Gazetesi'ydi. Herkes, okuyup okumadığına bakmadan bu gazeteye abone oluyordu.
Biz solcular, FETÖ’yü çok önceden tanımıştık. Her ortamda, bu yapının amacının dine ve devlete hizmet etmek olmadığını söyledik. Ancak bu yapıyı eleştirdiğimiz için “din ve devlet düşmanı” olarak etiketlendik. Zaman, bizi haklı çıkardı; ama olan bu ülkeye oldu.
1980'den sonra yapılan her sınav şaibeli hale geldi. Devlete alınan her memurun ataması şaibeli kabul edilmelidir. Ben ve benim gibiler, ÖSYM sınavlarında başarılı olduk. Ancak 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yaşanan gelişmeler gösterdi ki, hakkımız yenmiş. Sınavlarda yaptığımız netlerle çok daha iyi okullarda okumamız mümkünmüş. Ankara Hukuk Fakültesi mezunu bir avukat olarak bunu yazıyorum.
Kopya ve soru hırsızlığı gibi yöntemlerle başarı sıralamamız değişti ve hak ettiğimiz okullara FETÖ mensupları yerleşti. Bu kişiler hâlen bürokrasi ve siyasetin merkezlerinde varlıklarını sürdürüyorlar.
Gün geldi, devran değişti. Karşılaştığım siyasi baskılar sebebiyle tekrar ÖSYM sınavına girdim ve Ankara Hukuk Fakültesi’ni kazandım. Mezun oldum ve yıllardır serbest avukatlık yapıyorum.
Zaman Gazetesi ile 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında tekrar karşılaştım. Bu kez Zaman Gazetesi, bir suç deliliydi. Bu yapı, 1970'lerin sonunda Sızıntı Dergisi ile basın ve kamuoyuna giriş yaptı. Ardından, 1986 yılında Zaman Gazetesi'ni çıkardı. 1990'lı yıllarda ise Aksiyon Dergisi ile faaliyetlerine devam etti.
Bu isimler manidardı. Dahası, FETÖ terör örgütünün amacını adeta şifreli bir şekilde ortaya koyuyordu:
- Önce sız,
- Sızma tamamlanana kadar zamanı bekle,
- Sızma tamamlanıp zamanı gelince aksiyona, yani harekete geç.
Nitekim aynen böyle oldu. Önce devletin tüm kurumlarına sızdılar, sonra koşulların olgunlaştığını düşündüklerinde harekete geçtiler. Cumhuriyet’in tüm kurumlarını çökerttiler.
Bu açık şifrelere rağmen, devletin güvenliğinden sorumlu olan MİT, durumu fark etmedi. MİT, her türlü organizasyona karşı tarafsız olmak zorundadır. Ancak istihbarat faaliyetlerini yalnızca sol örgütler, bölücü yapılar ve silahlı örgütlerle sınırlı tutmak, ülke için bir beka sorunu yaratır.
Görünüşe göre FETÖ gitti, ancak başka isimler altında benzer tarikat ve yapılar güçlenerek varlıklarını sürdürüyor. FETÖ yapılanması, bize bunu acı bir şekilde öğretti. Devlet, bu süreci izlemekle kalmadı, aynı zamanda FETÖ yapılanmasına destek de sağladı.
Ancak işler, FETÖ terör örgütü, Recep Tayyip Erdoğan’ı ve siyasal iktidarı hedef alana kadar böyle sürdü. Siyasal iktidar, Recep Tayyip Erdoğan üzerinden FETÖ ile hesaplaştı. Ancak, bu yapının bize ve bizim gibi insanlara verdiği zarar açısından gerçek bir hesaplaşma olmadı.
Terörün sağcısı, solcusu, dincisi ya da dinsizi olmaz. Terör, terördür. Devlet, bu yapıların hepsini takip etmelidir. Yaşadıklarımızdan ders çıkarmalıyız. Aksi takdirde, daha çok acı çekeriz.