SON DAKİKA
Özhanlar Mobilya
Asuman Sarıtaç

EĞİTİMDE ÇALAN ALARM ZİLLERİ

EĞİTİMDE ÇALAN ALARM ZİLLERİ
A- A+

Okul dediğimiz yer, çocuğun dünyayı tanıdığı, güvenmeyi öğrendiği, karakterinin şekillendiği mekândır. Öğretmen ise yalnızca müfredat anlatan bir memur değil; rehberdir, rol modeldir, kimi zaman ikinci ebeveyndir.

Bir öğretmen sınıfında hayattan koparılıyorsa , mesele bireysel bir “öfke kontrolü” sorunu değildir.
Bu, ailede başlayan ama orada bitmeyen bir ihmaller zinciridir.

Çocuk evde nasıl konuşulduğunu, şiddetin nasıl meşrulaştırıldığını, sınır koymanın ne demek olduğunu ya öğrenir ya da hiç öğrenmez.

Aile, bütün sorumluluğu sadece okula, öğretmene bırakınca okul yalnız kalır. Öğretmen yalnız kalır.

Günümüzde anne babaların sık yaptığı bir hata var;

“Ben çocuğumun arkadaşıyım”

Bu cümle şu anda ne yazık ki sorumluluktan kaçışa dönüşmüş vaziyette.

Çocukla arkadaş olunmaz mı? Olunur.
Ama önce anne-baba olunur.

Sınır koymayan, hatayı “benim çocuğum yapmaz” diyerek görmezden gelen, okuldan gelen her uyarıyı öğretmene karşı savunma refleksiyle karşılayan aile modeli; çocuğa şu mesajı verir;

“Sen her zaman haklısın.  Okul ve öğretmen sana borçlu.”

Oysa okul ve öğretmen kimseye borçlu değildir. Hele ki şiddeti haklı çıkaracak hiçbir gerekçe yoktur.

Bir çocuğun öfkesini tanımayı, reddedilmeyi kabullenmeyi, hayır cevabını sindirmeyi öğrenmesi gerekir. Bunlar matematik kadar, fizik kadar hayati derslerdir. Ama bu dersin ilk sınıfı okul değil evdir.

Bir öğretmen, sınıfa girerken “Acaba bugün başıma bir şey gelir mi?” kaygısı taşıyorsa; o ülkede eğitimden değil, hayatta kalma mücadelesinden söz edilir.

Okulların fiziki güvenliği, psikolojik danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, riskli davranış gösteren öğrencilerin erkenden tespit edilmesi ve galiba en önemlisi de öğretmenlerin yalnız bırakılmaması gerekir. Bakınız bu saydıklarım lüks değil, zorunluluktur.

Mesele yalnızca okula güvenlik kamerası takmak değildir.
Mesele, şiddetin normalleştiği bir kültürü değiştirebilmektir.

Hepimizin malumu; televizyonda, sosyal medyada, sokakta sürekli maruz kalınan bir öfke dili hakim.
Hakaretin “cesaret”, kabalığın “güç”, saldırganlığın “karizma” sayıldığı bir atmosferde yaşamaya çalışıyoruz.

Çocuklar bunu izliyor. Öğreniyor ve ne yazık ki taklit ediyor.

İçinizden “Öğretmen kutsal değildir” diyenler olabilir. Elbette biz eğitimciler insanüstü değiliz. Hata yapabiliriz. Yanlış kararlar verebiliriz. En nihayetinde biz de insanız.
Ama bir öğretmene yönelen şiddet, aslında bilgiye, eğitime, geleceğimize yönelmiş şiddettir.

Görev yaptıkları okullarında şiddete maruz kalan eğitimciler, sadece bir birey değiller. O sınıfta eğitim gören tüm çocukların güven duygusu da yaşanan bu şiddet olaylarıyla birlikte yaralanmış oluyor. Bugün bir çocuk öğretmeninin şiddete uğradığını gördüyse, yarın otoriteye nasıl güvenecek? Yarın bir başka çocuk, sorun çözme yöntemi olarak neyi ve kimi örnek alacak?

Kendimize sormamız gereken soru şudur ki;
Biz toplum olarak nerede hata yaptık?

Bakınız bu soruyu sormadan ve cevabını almadan yol alamayız.

Aileler çocuğa her istediğini vermeyi sevgi sandı. Disiplini baskı olarak gördüler. Öğretmeni itibarsızlaştıran dil normalleştirildi. “Benim çocuğum yapmaz” diyerek görmezden geldiler.

Ve okullar yalnızca sınav başarısı üreten bir kurum haline getirildi.

Karakter eğitimi, değerler eğitimi, empati, öfke yönetimi. Bunlar sınav kaygısının çok gerisinde bırakıldı. 
Şimdi de okullarda şiddetin önü alınamaz bir hale geldi.

Yayın yasağı olduğu için ismini söyleyemediğim öğretmenimiz artık yok. O artık bir görev şehidi.
Ama geride kalan soru şu;
Onun ve onun gibi hayattan koparılan öğretmenlerimizin vefatından ne öğreneceğiz?

Bir öğretmenin katledilmesi birkaç gün konuşulup unutulacak bir başlık olursa, işte asıl trajediyi o zaman yaşarız. Çünkü unutulan her acı, tekrarlanma riskini büyütür.

Biz eğitimciler olarak ailelere diyoruz ki; çocuğunuzu sevin ama sınır koymasını da bilin.
Devletimize diyoruz ki; öğretmeni koruyun.
Topluma diyoruz ki; şiddeti  alkışlamayı, normalleştirmeyi bırakın.
Eğitim camiasına ‘Yalnız değilsiniz’ demek yetmez, bizleri gerçekten yalnız bırakmayın.

Bir öğretmenin şiddete uğradığı bir ülkede, herkesin az biraz sorumluluğu vardır.

Ve belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir;

Çocuklarımızı gerçekten yetiştiriyor muyuz, yoksa sadece büyütüyor muyuz?

Asuman Sarıtaç 
Maldia Ortak Akıl ve İrade Derneği Kurucu Başkanı

#malatya

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Asuman Sarıtaç yazıları

Çok okunanlar