SON DAKİKA
Asuman Sarıtaç

EMEKLİLİĞİN İFLASI

EMEKLİLİĞİN İFLASI
A- A+

Bu ülkede emeklilik artık bir hak değil, cezaya dönüştü. Yıllarca çalışmış, üretmiş, vergisini ödemiş, bu ülkenin taşına toprağına emeğini bırakmış milyonlarca insan bugün “kaç gün daha dayanabilirim?” hesabınıı yapmak zorunda kalırken, açlık sınırının bile altında yaşamaya zorlanıyor. Buna “ekonomik şartlar” demek gerçeği yumuşatmak olur. Bu, açıkça bir tercihtir. Ve bu tercihin bedelini emekliler ödüyor.

Emekli maaşı artık geçinmek için değil, hayatta kalmaya yetip yetmeyeceği bile şüpheli bir sadaka seviyesinde. Pazara giden emekli alışveriş yapmıyor; utançla etiket okuyor. Kasaba, manava, eczaneye girmek cesaret istiyor. Et lüks, meyve ayrıcalık, ilaç ise ertelenebilir bir masraf haline gelmiş durumda. Bir ülkede yaşlılar ilacını bölebiliyorsa, orada sistem çökmüştür.

Yetkililer rakamlarla konuşuyor, emekliler açlıkla. Açıklanan enflasyonla mutfaktaki gerçek enflasyon arasında uçurum var. “Zam yaptık” deniyor; ama o zam daha maaşa yatmadan elektrik faturasına, kiraya, doğalgaza teslim ediliyor. Emekliye verilen her kuruş, geri alınmak üzere veriliyor.

Daha acısı ne biliyor musunuz? Emekliler artık sadece yoksul değil, aynı zamanda suçlu muamelesi görüyor. “Bütçeye yük”, “aktif-pasif dengesi”, “kaynak yok” gibi teknik laflarla insan onuru törpülenirken emekliler yok sayılarak susturuluyor. Evet emekliler için kaynak yok ama israfa kaynak var. Emekliye hiçbir şey yok ama birilerine her zaman aralıksız akan bir gelir var. Bu çelişki tesadüf değil, düzenin ta kendisi.

Sağlık hakkı ise fiilen gasp edilmiş durumda. Katkı payı, fark ücreti, muayene bedeli… Emekli hastalanmaktan korkar hale gelmiş. Parası yetmediği için doktora gitmeyen, reçetesini yarım dolduran yaşlı insanlar bu ülkenin ayıbıdır.

Bir başka sessiz dram da çalışmak zorunda kalan emekliler. Yetmişine yaklaşmış insanlar hâlâ inşaatta, pazarda, güvenlik kulübesinde. Kusura bakmayın ama kimse “canı sıkıldığı için” çalışmıyor. Mecbur olduğu için çalışıyor. Emekli olup emekli olamamış bir kuşağın yaratılmış olması bu ülkenin en büyük çelişkilerinden biri. Bu tabloya bakıp “normal” diyen herkes bu düzenin ortağıdır.

Ve en tehlikelisi: Toplumun buna alıştırılması. “Herkes zor durumda” denilerek emeklinin sesi boğuluyor. Oysa herkes zor durumda olabilir ama herkes bu kadar savunmasız değildir. Emeklinin grevi yok, pazarlık gücü yok, sesi kısık. Bu yüzden en kolay ezilen, en kolay gözden çıkarılan kesim ne yazık ki emeklilerimizdir.

Bakınız bugünün emeklisi, dünün işçisi, memuru, çiftçisiydi. Bugünün çalışanları da yarının emeklisi olacak. Emekliye reva görülen hayat, aslında toplumun geleceğine yazılmış bir senaryodur ve bu senaryo çok karanlık.

Bir ülkenin medeniyet seviyesi, emeklisine nasıl davrandığıyla ölçülür. Yaşlısını yoksulluğa mahkûm eden, onu sadakaya muhtaç bırakan bir düzen ne güçlüdür ne de adildir. Emekliler lütuf istemiyor; haklarını istiyor. Onurlu bir yaşam, insan gibi yaşlanmak istiyorlar. Ve bu talep ne aşırı ne de haksızdır. Asıl aşırı olan, bu sessiz çöküşü hâlâ görmezden gelmektir.

Bu bir ekonomik tercih meselesi değil sadece; bu bir vicdan meselesidir. Ve vicdan, bütçe kalemlerine sığmayacak kadar büyük bir şeydir.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Asuman Sarıtaç yazıları

Çok okunanlar