MİLLET GEÇİNEMİYOR AMA BİRİLERİ SERVET İÇİNDE YÜZÜYOR!

Asuman Sarıtaç
Maldia Ortak Akıl ve İrade Derneği Kurucu Başkanı
Bu ülkede artık insanları en çok yaralayan şey sadece geçim sıkıntısı, yoksulluk değil.
Birilerinin bu kadar zor şartlarda yaşayan milyonların arasında, bu kadar kolay ve hızlı biçimde zenginleşebiliyor olması.
Emekli pazara gidiyor, fiyatlara bakıp alacağı sebze meyve miktarını azaltmak zorunda kalıyor. Kiracı, maaşının büyük kısmını kiraya ayırıyor, ay sonunu nasıl getireceğini kara kara düşünmek zorunda kalıyor.
Gençler, üniversiteyi bitiriyor ama yetkili makamlardan torpili yoksa iş bulamıyor. Anne-baba çocuğunun eğitim masrafını karşılamak için bir kaç işte birden çalışıyor, tükeniyor.
İnsanlar birkaç yüz liranın hesabını yaparken, dişinden tırnağından artırarak yaşamaya çalışırken, ülkenin başka bir tarafında milyonların, milyarların ve hatta trilyonların konuşulması vatandaşın vicdanını yaralıyor.
Son fon tartışması da işte bu yüzden yalnızca bir finans meselesi olarak görülmüyor. SPK’nın açıklamasına göre 131 fon tasfiye sürecine alındı ve bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyordu.
Şimdi herkes doğal olarak soruyor;
Bu kadar büyük paralar nereden geldi, nasıl oluştu? Kim, hangi imkânlarla bu servetlere ulaştı?
Ve mesele siyasete dokunduğunda soru daha da büyüyor;
Siyaset, millete hizmet etmek için mi var; yoksa belli insanların, belli ailelerin ve çevrelerin zenginleşmesinin önünü açmak için mi?
Bunu sormak kimseyi suçlamak değildir. Tam tersine, siyasetin temiz kalabilmesi için sorulması gereken en temel sorudur.
Bu ülkede burs parasıyla okuyan, ailesinin desteğiyle güçlükle eğitimini tamamlayan insanların siyasi hayata girdikten sonra yükselmesi elbette gurur vericidir. Ama aynı insanların yıllar sonra sahip oldukları ekonomik güç ve çevreleriyle ilgili toplumda soru işaretleri oluşuyorsa, o soruların cevabı verilmelidir.
Nereden geldi bu servet? Siyasetten önce neyin vardı, siyasetten sonra nelerin değişti? Kimler zenginleşti, kimler güç kazandı? Bunların cevabı açık ve şeffaf biçimde verilmedikçe vatandaşın kafasındaki soru işaretleri de bitmeyecek.
Üstelik mesele sadece kişiler de değil.
Partiler de kendilerine bakmak zorunda.
Kimse kusura bakmasın ama parti teşkilatları bu aziz milletin güveniyle büyürken, parti çevresinde belli isimlerin ve grupların ekonomik olarak büyümesi normalleştirilemez.
Bir parti, birkaç kişinin çevresini zenginleştirme aracı haline gelirse orada artık siyasetten değil, çok iğrenç bir çıkar düzeninden söz edilmeye başlanır. Buna hangi parti olursa olsun milletçe itiraz etmemiz gerekir.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti devleti hiç bir ailenin ve hiç kimsenin kişisel malı değildir.
Partiler ise kimsenin özel şirketi değildir. Siyaset de kişisel servet edinme mesleği değildir.
Vatandaşın verdiği oy, kimseye millete ait imkânları kendi çevresine dağıtma hakkı vermez.
Artık siyasi partilerin önünde çok ciddi bir görev var;
Siyasete kimi taşıyacaklarına yeniden bakmak.
Sadece iyi konuşana değil, iyi ve temiz olana bakmak.
Sadece sadık olana değil, liyakatli olana bakmak.
Sadece partiye hizmet edene değil, millete hizmet edebilecek olana bakmak.
Ve en önemlisi, kendi partisinin ve kendi çevresinden birinin yanlışına karşı çıkabilecek kadar dürüst insanları siyasetin içine almak.
Çünkü bugün halkın siyasetten beklediği daha fazla makam, daha fazla güç, daha fazla servet hikâyesi değil.
Hakkaniyet bekliyor. Temiz siyaset bekliyor. Hizmet bekliyor.
Kendisi geçim derdindeyken yönetenlerin ve çevrelerinin servet hikâyelerini dinlemek istemiyor.
Vatandaş olarak tüm siyasi partilere açık çağrımızdır;
Milletin güvenini yeniden kazanmak istiyorsanız, önce siyaseti zenginleşme aracı olmaktan çıkarın.
Dürüst insanlara kapılarınızı açın.
Liyakatli insanlara fırsat verin.
Kendi çevrenizi değil, ülkenin geleceğini düşünün ve şeffaf davranın.
Çünkü bu millet çok şey gördü.
Ama artık kendisi ay sonunu getiremezken, birilerinin dalavere yollarla trilyonların içinde yüzmesini görmek istemiyor.
Ve bunun hesabını sormak için illa bir seçim günü gelmesini beklemeyi de istemiyor.
Çünkü konu artık sadece para konusu değil.
Konu adalet duygusudur. Konu liyakat duygusudur.
Adalet, liyakat duyguları kırıldığında, siyasi partilerin kaybedeceği şey para değil; bu milletin güveni olacaktır.

































