ÖZEL OKULLARI ELEŞTİRMEK KOLAY, PEKİ YA OLMASALARDI?

Asuman Sarıtaç
Eğitimci-Yazar
Özel okullar son yıllarda adeta tek bir başlık üzerinden konuşuluyor; ücretler.
Okul fiyatları, servis, kıyafet, kırtasiye, yemek, kitap.
Her sene okullar açıldığında bunları tartışıyoruz. Velinin yükünü elbette görmezden gelemeyiz. Fakat sürekli aynı pencereden bakarsak, önümüzde duran büyük tabloyu da kaçırmış oluruz.
O halde soruyu şöyle değiştirelim;
Özel okullar hiç olmasaydı ne olurdu?
Millî Eğitim Bakanlığının 2025-2026 verileri, üzerinde düşünülmesi gereken rakamlar ortaya koyuyor.
Türkiye’de 1 milyon 485 bin 21 öğrenci özel okullarda eğitim görüyor. Bu okullarda 144 bin 581 öğretmen görev yapıyor, 138 bin 197 derslik kullanılıyor ve ülke genelinde 15 bin 94 özel okul faaliyet gösteriyor.
Şimdi bu rakamları eğitim sisteminin diğer tarafına koyalım.
Yaklaşık 1,5 milyon öğrenci bir anda devlet okullarına geçseydi ne olacaktı?
Yeni okullar, yeni derslikler, yeni öğretmenler, yeni donanımlar. Ardından bakım, enerji, temizlik, güvenlik ve diğer işletme giderleri.
Kısacası bugün özel sektörün taşıdığı kapasitenin önemli bir bölümü kamu bütçesinin ve kamu yönetiminin karşısına çıkacaktı.
Kusura bakmayın ama bunları konuşmadan özel okulları konuşmak eksik kalacaktır.
Üstelik özel okulların oluşturduğu istihdam sadece öğretmenlerden ibaret değil. Yöneticiler, rehberlik personeli, güvenlik, temizlik, servis ve yemek hizmetleriyle birlikte çok daha geniş bir ekonomik alan oluşuyor.
Yani özel okul yalnızca bir bina ve derslikten ibaret değil.
Bir eğitim yatırımı, bir istihdam alanı ve aynı zamanda şehir ekonomisinin önemli bir parçası.
Fakat özel okulların bugün başka bir sıkıntısı daha var;
Sürekli aynı biçimde eleştirilmek.
Bir kurumda yaşanan sorun bütün sektöre mal ediliyor. Bir ücret tartışması üzerinden binlerce okulun yaptığı iş sorgulanıyor. Oysa tabii ki eleştiri olacak; velinin hakkı, öğrencinin eğitimi, öğretmenin çalışma koşulları ve kurumların şeffaflığı denetlenecek. Ancak tek tek örneklerden hareketle koskoca bir sektörü mahkûm etmek ne kadar doğru?
İyi çalışan okulların, özveriyle görev yapan öğretmenlerin ve eğitim için yatırım yapan kurumların da hakkını teslim etmek gerekmez mi?
Çünkü özel okullar sadece mevcut kapasiteyi paylaşmıyor; eğitimde farklı modellerin, yabancı dil çalışmalarının, teknoloji kullanımının, sanat ve spor faaliyetlerinin gelişmesine de alan açıyor.
Özellikle Anadolu şehirlerinde bunun karşılığı çok daha büyük.
Yeni açılan bir okul; yeni öğretmenler, yeni çalışanlar, yeni bir yatırım ve aileler için yeni bir eğitim seçeneği demek. Eğitim alanındaki hareketlilik, şehrin sosyal ve ekonomik hayatına da yansıyor.
Bu nedenle artık meseleyi “özel okul mu, devlet okulu mu?” tartışmasına sıkıştırmamak gerekiyor.
Güçlü devlet okullarına da ihtiyacımız var, işini düzgün yapan, başarı seviyesi yüksek, nitelikli özel okullara da.
Burada asıl konuşmamız gereken konu çocuklarımıza daha iyi eğitim sunabilmek.
Ve bunun için şu açık soruyu da sormalıyız;
1 milyon 485 bin öğrenci, 144 bin 581 öğretmen ve 138 bin 197 derslik bugün özel eğitim sisteminin içinde olmasaydı, devlet bu kapasiteyi hangi maliyetle ve ne kadar sürede oluşturmak zorunda kalacaktı?
Bu hesabın ayrıntısını tabii ki ekonomistler yapar. Ama rakamların kendisi bile bize önemli bir şey söylemiyor mu?
Bakınız özel okullar eğitim sisteminin dışında duran bir yük değil; o sistemin yükünü paylaşan önemli bir yapı.
Eksikleri varsa eleştirelim.
Yanlışları varsa düzeltelim.
Ama lütfen artık iyi yapılanı da görelim.
Çünkü eğitimde kaliteyi artırmanın yolu, bir tarafı yıpratıp diğer tarafı övmekten değil; bütün eğitim kurumlarının daha iyi olması için doğru eleştiriyi ve doğru desteği aynı anda verebilmekten geçiyor.
#Malatya

































