GÖLGEDE KALAN GERÇEKLER (İRAN-AMERİKA SAVAŞI) -1

Bölgemizde yaşanan savaş 24. Gününe girmesine rağmen hız kesmeden devam ediyor. Aksine her iki tarafta açıklamaları ile savaşın alanını genişletmeye hatta Dünya savaşı çıkarmaya pek bir niyetli görünüyor. Gerçek olansa füzesi ilk bitenin bu savaşı kaybedeceği bunun ise İran olma ihtimali daha yüksek gibi görünüyor.
Yıllarca ambargo uygulanan İran´ın uzun menzilli füze stoğu dünyada merak konusu şu anda. Ambargonun verdiği kısıtlı imkanlarla kaçak-göçek imal edilen füzelerin bu süreçte yerinin doldurulması zor bir olasılık gibi gözüküyor. Şu anda ciddi bir abluka ile başbaşa olan İran´ın yardımına ne Çin ne de Rusya yetişecek gibi görünmüyor. Tek başına bugüne kadar ciddi manada mücadele eden İran´ın savaş uzadıkça işi daha da zorlaşacak gibi. Hele de Amerikanın son Hark adası işgal planını devreye sokma ihtimali işleri daha da zora sokacak gibi.
İran´ın Hürmüz Boğazına uyguladığı kapama hamlesi Dünyada ki petrol piyasalarını salladığı gibi kendisine de avantaj sağladığı su götürmez bir gerçek. Zira Dünya petrol piyasasında İran´ın yeri her ne kadar yıllarca uygulanan ambargo ile daraltılmaya çalışılsa da en büyük müşterisi Çin sayesinde bu gerçekleştirilemedi.
Dünya Petrolünün beşte birinin nakil güzergahı olan Hürmüz Boğazını kontrol altında tutan ve petrol tankerlerinin geçişine izin vermeyen İran özellikle bu güzergahı kullanan Batılı ülkeleri bir hayli yordu ve daha da yoracak gibi duruyor. Dünya piyasalarında petrol varil fiyatlarının 100 doların üstüne çıktığı bu günlerde uzmanlar savaşın devam etmesi halinde bunun 150 doları bulacağını belirtiyor. Bu da Dünya genelinde ciddi bir ekonomik kriz ve yüksek enflasyona neden olacağına işaret etmekte.
Bunu önlemek ve özelliklede İran´ı ekonomik bir darboğaza sokarak pes etmesini isteyen ABD ise Hark adası işgal restini çekerek İran´la aynı stratejiyi uygulayacağını bütün Dünya´ya açık açık ilan etmiştir. Savaşın ilerleyen günlerinde özellikle petrol akışı konusunda sıkıntı yaşayan ve ekonomik krizlerin yaşanması muhtemel ülkelerin her iki tarafı da ikna etme yollarına gideceği öngörülmekte. Zaten sonunda mühimmatı ilk bitenin yenilen taraf olacağı bu uzun menzilli savaşta her iki tarafında ortada buluşacağı muhakkak.
Toplumun büyük bir bölümü İran´ın yönetim kadrosunun her zaman Batılı ülkeler tarafından tayin edildiğinden bihaber olduğu için bu savaşın da Batılı ülkeler tarafından tayin edilecek ya da kabul görecek kişiler tarafından bitirileceğine pek inanmıyor. Bunu da nerden çıkartın? diyenleri duyar gibiyim.
İran siyasi tarihi az biraz araştırıldığında ortaya bu sonuç çıkıyor. Şöyle ki İran´ın 2. Dünya Savaşı sonrası siyasi tarihinde Muhammed Musadık´ın kısa süreli Başbakanlık dönemi ve sonrasını iyi bilmek gerekiyor. Musadık iktidara geldiğinde ilk iş olarak daha önceki iktidar yani Rıza Şah döneminde emperyalist petrol şirketlerine peşkeş çekilen özellikle petrol gibi yeraltı kaynaklarını millileştirilmesi hamlesi Musadık´ın sonu olmuştur.
Batı emperyalizminin sömürgeci zihniyetine takılın bu millileştirme politikası sonrası harekete geçen emperyalistlerin türlü oyunları neticesinde iktidar el değiştirmiştir. Şah ve avanesi daha önceden özellikle İran petrolünü peşken çektiği petrol şirketlerinin sahibi olan emperyalist batılı devletlerin desteği ve yoğun çabası ile yeniden iktidar olmuştur. Şah´ın iktidarı sonrası başlatmış olduğu sözde Beyaz Devrim ile İran halkına altı ana ilkeden bahsediyordu. Bu ilkeler, toprak reformu, devlet fabrikalarının satışı, ulaşım altyapısının geliştirilmesi, kırsal bölgelerde okuryazarlık ve sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, kadınlara oy hakkı verilmesi ve sanayiye yönelik teşvik politikalarını kapsıyordu. Reformların uygulanmasıyla, İran’da hızlı bir kentleşme, yüksek ekonomik büyüme oranları ve altyapı yatırımları gerçekleşti. Kişi başına düşen gelirdeki artış ve eğitim seviyesindeki yükselme, İran’ın Orta Doğu’da bölgesel bir güç haline gelmesinin önünü açtı. Bu süreçte, İran halkının yaşam koşullarında gözle görülür iyileşmeler meydana gelirken, yabancı şirketlerin istilasına uğramış, halkın sözde demokrasi sarhoşluğu bu istila ve soygunu görmelerine engel olmuştu. O dönem İran halkına “canbaza bak canbaza” diyen batı İran´ın gelecek 100 yılını hesaplamaya çoktan başlamıştı.


































