Hakikat Er Geç Enkazdan Çıkar!
Memleketin en ağır yükü nedir biliyor musunuz?
Beton değil… Demir değil… Kâğıt değil…
En ağır yük, 78 canın ardından “biz görevimizi yaptık” diyerek rahatlayan vicdanların yüküdür.
Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi’nin kararı, bir “dosya” meselesi değildir. Bu karar, bir şehrin boğazına düğümlenen “sorumluluk” meselesidir. Malatya Valiliği’nin kamu görevlileri hakkında verdiği “soruşturma izni verilmemesi” kararının hukuka aykırı bulunup kaldırılması, şu gerçeği yüksek sesle hatırlatıyor:
İhmali kim yaptıysa, kim görmezden geldiyse, kim sustuysa… hepsi tek tek araştırılmadan bu defter kapanmaz.
Bakın, iddialar hafif değil. “Yanlış anlaşılma” hiç değil. Dosyaya konu edilen şikâyette geçen iddialar, bizzat şöyle tarif ediliyor:
“2020 yılında gerçekleşen Elazığ depremi sonrası kuruma resmi müracaat olmasına rağmen gerekli ve usulüne uygun hasar tespit çalışma ve önlemlerinin alınmadığı… bu sebeple 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen depremde yıkılan Hakimbey Apartmanında hayatını kaybeden 78 vatandaşımızın ölümlerinde kusur ve sorumluluğun bulunduğu… bilgi ve belgelerin Mahkemeye sunulmadığı ve yanıltıcı beyan ve ifade verilerek maddi gerçeğin ortaya çıkmasının engellendiği…”

Bu cümleler, “yargı kararı” değil; iddia. Evet.
Ama mesele şu: Bu iddialar, sadece bir kişiye bağlanıp geçiştirilemez. Mahkemenin dediği de bu zaten: İnceleme eksik.
Kararın omurgası şuraya dayanıyor:
İdari süreçte, olaya dahil olan “tüm” personelin eylem ve ihmali araştırılmadan, “olmadı” denilemez. Mahkemenin gerekçesinde bu, çok açık şekilde ifade ediliyor:
“…idari sürece dahil olan ve olayda ihmal ve sorumluluğu bulunabilecek diğer kamu görevlileri de tespit edilip… tüm iddiaları yönünden… ayrıntılı inceleme ve araştırma yapılarak… karar verilmesi gerektiğinden… eksik incelemeye dayalı olarak tesis edilen soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararda hukuka uygunluk bulunmadığı…”
Demek ki neymiş?
Bir binanın çöküşü sadece betonun hikâyesi değilmiş.
Sistemin, evrakın, tespitin, raporun, müzekkerenin, cevapsız bırakılan yazının hikâyesiymiş.
Şimdi soruyorum:
Madem “her şey usulüne uygun”, o zaman neden mahkemenin istediği bazı bilgi-belgelerle ilgili tartışma var?
Madem “süreç tamam”, o zaman neden “eksik inceleme” deniliyor?
Madem herkes görevini yaptı, o zaman neden “yargı yolu yeniden açılıyor”?
Bu ülke, “dosya kapatma refleksi” yüzünden çok can verdi.
“Bir imza attık, oldu bitti” kolaycılığı yüzünden çok can verdi.
Ve en kötüsü ne biliyor musunuz?
Herkes konuşurken “kamu” diye başlıyor; iş sorumluluğa gelince “kişisel” oluyor.
Karar, valiliğe iade edildi. Yani diyor ki:
“Bu işi yeniden, usulünce yap. Kapsamı daraltma. Sadece bir isimle sınırlama. Süreçte kim varsa bak.”
Bu yazıyı okuyan yetkiliye de, vatandaşa da şunu söyleyeyim:
Bu mesele bir “intikam” meselesi değil.
Bu mesele bir “siyaset” meselesi hiç değil.
Bu mesele, bir daha 78 canın ‘prosedür’ cümleleriyle kaybolmaması meselesidir.
Kim suçluysa mahkeme bulsun.
Kim suçsuzsa yine mahkeme aklasın.
Ama “araştırmadan” olmaz.
“Bakmadan” olmaz.
“Yalnız bir kişiyle” olmaz.
Çünkü Hakimbey Apartmanı’nın enkazında sadece taş yoktu.
Evraklar da kaldı. İhmaller de kaldı. Suskunluklar da kaldı.
Ve o enkazın altından çıkan tek şey acı değil:
Hesap sorulmadan kapanmayan bir vicdan da çıktı.

































