SON DAKİKA
Reklam

Kahramanları İsmiyle Anmak Gerekir

Kahramanları İsmiyle Anmak Gerekir
A- A+
Reklam

15 Temmuz gecesini yalnızca tanklarla, uçaklarla ve kışlalardan yükselen silah sesleriyle anlatmak eksik kalır.

Çünkü o gece Malatya’da yalnız silahlar konuşmadı.

Bir valinin kararı konuştu.

Bir başsavcının geri adım atmayan sesi konuştu.

Bir başsavcı vekilinin, bir TEM müdürünün ve bir jandarma komutanının cesareti konuştu.

Belediyesinde yönetim zaafiyeti vermeyerek  tüm makineleri havaalanına yönlendiren Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır konuştu. 

Parti binasına giderek ışıklar yakan AK Parti İl Başkanı Hakan Kahtalı konuştu.

Direksiyon başına geçen belediye personeli konuştu.

Kamyon konuştu.

Otobüs konuştu.

İtfaiye aracı konuştu.

En önemlisi de meydanı dolduran Malatyalılar konuştu.

Kahramanlık bazen silahla olur.

Bazen bir imzayla.

Bazen telsizden verilen tek cümlelik emirle.

Bazen de piste çekilen bir kamyonla…

Mustafa Toprak’ın omzundaki şehir

O gece Malatya Valisi Mustafa Toprak’tı.

Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet çakır'dı. 

Saatler ilerledikçe kışlalardaki hareketlilik artıyor, 2. Ordu Karargâhından sağlıklı bilgi alınamıyor, 7. Ana Jet Üssünde uçakların hazırlanmasına yönelik girişimler yaşanıyordu. Malatya’daki kalkışmanın başlangıç saati kayıtlara 21.00 olarak geçti. Kentin, darbe girişiminin olası ikinci dalgasının merkezlerinden biri olarak planlandığına ilişkin değerlendirmeler dava dosyalarına yansıdı.

Mustafa Toprak saat 23.00 sıralarında Valilik binasına geldi.

Emniyet Müdürü Ömer Urhal ve İl Jandarma Komutan Vekili Şahin Kaplan’la toplantı yaptı. Dışarıda polisler uzun namlulu silahlarla tedbir alırken içeride bir şehrin kaderini belirleyecek kararlar konuşuluyordu.

Vali Toprak yalnız makamında oturmadı.

Saat 03.00 sıralarında 2. Ordu Karargâhının önüne gitti. Orada silahlı tehditle karşılaştı. Askerler mevzilendirildi, ateşe hazır hâle getirildi. Buna rağmen geri dönüp “Beni ilgilendirmez” demedi. Şehrin başında durdu.

O gece Vali Toprak’ın görevi yalnızca emir vermek değildi.

Meydanlardaki öfkeyi kontrol etmek zorundaydı.

Vatandaşı korumak zorundaydı.

Asker ile polisi karşı karşıya getiren hain planın daha fazla can almasını engellemek zorundaydı.

Saat 01.00 sıralarında Valilik önünde toplanan kalabalığa seslenirken güvenlik güçleri ve birliklerin kalkışmanın karşısında bulunduğunu söyledi. Bu sözlerin, kalabalığın 2. Ordu’ya yönelmesini ve kontrolsüz bir çatışmanın çıkmasını önlemek amacı taşıdığı değerlendirildi.

Bazı konuşmalar alkış almak için yapılır.

Bazı konuşmalar can kurtarır.

Bu, ikincisiydi.

“Kuvvetleri geri çekin” denildi, Başsavcı geri çekilmedi

Gecenin bir başka önemli ismi dönemin Malatya Cumhuriyet Başsavcısı Ergül Yılmaz’dı.

Saat 22.30 sıralarında Malatya Cumhuriyet Başsavcılığından polis ve jandarmaya şu sözlü talimat verildi:

“Darbe girişiminde bulunanlar gözaltına alınacak.”

Henüz tablonun bütünü ortaya çıkmamıştı.

Henüz kimin nerede durduğu tam olarak bilinmiyordu.

Ama hukuk tereddüt etmedi.

Savcılık, darbeyi “bekleyelim, görelim” diye karşılamadı. Daha ilk saatlerde adını koydu ve işlem yapılmasını istedi.

Sabah saat 09.00’da Adem Huduti, Başsavcı Ergül Yılmaz’ı aradı.

Vali Mustafa Toprak’ın heyecanlı davrandığını söylediği, darbecileri ikna etmeye çalıştığını belirterek jandarma ve emniyet kuvvetlerinin geri çekilmesini istediği kayıtlara geçti.

Başsavcının cevabı açıktı:

“Sabaha kadar aynı şeyleri söylediniz. Bu saate kadar bir gelişme olmadı. İçeriden sürekli ateş ediliyor. Hatta dışarıdan darbecilere yardım için zırhlı araç geldi, bu araçtan polis ve jandarmaya ateş edildi.”

İşte devlet ciddiyeti budur.

Telefonun diğer ucundaki kişinin rütbesine bakmamak…

Sahadaki gerçeğe bakmak…

“Paşa söyledi” diye polisi geri çekmemek…

Ateş edenin karşısında hukuku ayakta tutmak…

Mehmet Badem, Hakan Yıldırımoğlu ve Şahin Kaplan

Saatler süren kuşatmanın ardından 2. Ordu Karargâhındaki direnç saat 12.30 sıralarında kırıldı.

Özel Harekât timleri, TEM ekipleri ve jandarma karargâha girdi.

Cumhuriyet Başsavcısı Ergül Yılmaz yalnız değildi.

Yanında Başsavcı Vekili Mehmet Badem vardı.

TEM Şube Müdürü Hakan Yıldırımoğlu vardı.

İl Jandarma Komutan Vekili Yarbay Şahin Kaplan vardı.

Komuta katına çıktılar.

Teslim olmaya hazırlanan general, subay ve askerî personelden oluşan ilk 16 kişilik grubu tek sıraya dizerek gözaltına aldılar.

Bu isimlerin yaptığını sıradan bir bürokratik işlem gibi anlatamayız.

Onlar, saatler önce içerisinden ateş açılan karargâha girdiler.

Silahlı direniş ihtimalinin tamamen ortadan kalkıp kalkmadığının bilinmediği bir binanın komuta katına çıktılar.

Masalarının arkasına saklanmadılar.

“Ekipler gitsin, bize bilgi versin” demediler.

Devlet adına kapıdan girdiler.

Hukuk adına komuta katına çıktılar.

Ve darbeye teşebbüs edenlerin karşısında “Artık bitti” dediler.

Şahin Kaplan’ın rolü de yalnızca son operasyondan ibaret değildi.

Gecenin ilk saatlerinde Valilikteki toplantıda yer aldı. Sonrasında jandarma unsurları karargâh çevresindeki kuşatmaya katıldı. Sabah olduğunda ise kendisi komuta katına çıkan heyetin içindeydi.

Başsavcı Vekili Mehmet Badem, soruşturma sürecinde de Ergül Yılmaz’la birlikte görev aldı. Hazırlanan iddianame 2 Ocak 2017’de kabul edildi. İddianamede 2. Ordu Komutanlığı ve bağlı birlikler ile 7. Ana Jet Üs Komutanlığının darbeye teşebbüste aktif rol oynadığı görüşüne yer verildi.

Hakan Yıldırımoğlu ise sahadaki operasyonun güvenlik ayağındaydı.

TEM’in başındaki isim olarak, darbe girişiminin yalnız polisiye değil, terörle mücadele boyutunu da yöneten kadronun içerisindeydi.

Bu insanların isimleri yalnız tutanaklarda kalmamalıdır.

Şehrin hafızasında da bulunmalıdır.

Havaalanındaki isimsiz kahramanlar

Malatya’daki 15 Temmuz anlatılırken havaalanına giden belediye personelini unutmak mümkün mü?

Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır'ın talimatıyla kamyonlar ve iş makineleri birer tanka dönüyştü ve havaalanını kapattı. 

Unutursak haksızlık ederiz.

Kayseri’den izinsiz havalanan yedi askerî nakliye uçağı Malatya’ya yöneldi. Bu uçakların, Malatya’daki darbe girişimcilerini Ankara’ya taşımakla görevlendirildiği dava dosyasına yansıdı. Aynı saatlerde 7. Ana Jet Üssünde F-4 bombardıman uçaklarının kaldırılması için hazırlık yapılıyordu.

Askerî kule, uçakları indirmek istiyordu.

Sivil havaalanı yönetimi ise Vali’nin talimatını uyguluyordu.

Telsizden şu cevap verildi:

“Aprona uçak almıyoruz. Malatya Valisinin kesin talimatıyla apronu kapatıyorum.”

Ardından ışıklar kapatıldı.

İtfaiye araçları aprona alındı.

Kamyonlar geldi.

Otobüsler geldi.

İş makineleri geldi.

Direksiyon başında belediye personeli vardı.

Belki isimleri büyük manşetlere çıkmadı.

Belki hiçbirinin omzunda yıldız yoktu.

Ama o sabah pistin üzerine çektikleri araçlarla tarihin yönünü değiştirdiler.

Saat 04.30’dan itibaren Büyükşehir Belediyesine ait iş makineleri, tırlar, otobüsler ve kamyonlarla pistler kapatıldı. Saat 05.10’da iki pistin de araçlarla tamamen kapatıldığı ve havaalanının uçuşlara kapatıldığı Ankara’ya bildirildi.

Sonuç?

F-4’ler kalkamadı.

Pilotlar çantalarıyla hangara geri dönmek zorunda kaldı.

Nakliye uçakları yeniden havalanamadı.

Dosyadaki değerlendirmeye göre, darbe girişiminin ikinci dalgasını oluşturabilecek dört savaş uçağının kalkışı engellendi.

Şimdi soralım:

Piste kamyon çeken işçi kahraman değil midir?

İtfaiye aracını uçağın önüne süren personel kahraman değil midir?

Askerî kuleden gelen baskıya rağmen “Vali’nin kesin talimatı” diyerek geri adım atmayan havaalanı görevlisi kahraman değil midir?

Elbette kahramandır.

Hem de adı bilinmeyen, yüzü görülmeyen, madalya beklemeyen kahraman…

Meydanı dolduran on binler

Malatya, Türkiye’de sokağa erken çıkan şehirlerden biri oldu.

Saat 23.00 sıralarında ilk kalabalıklar toplanmaya başladı. Dakikalar ilerledikçe meydanlara gelenlerin sayısı arttı. Gece yarısında kent merkezindeki kalabalığın on binleri bulduğu, Valilik önünde binlerce kişinin toplandığı kayıtlara geçti.

O insanlar evlerinden çıkarken ne olacağını bilmiyordu.

Karşılarında kaç asker bulunduğunu bilmiyordu.

Uçakların kalkıp kalkmayacağını bilmiyordu.

Karargâhtan ateş açılıp açılmayacağını bilmiyordu.

Ama çıktılar.

Saat 04.00 sıralarında Valilik önünde topluca dua ettiler.

İstiklal Marşı’nı okudular.

Yeni Cami’ye gittiler.

Cami dolduğu için sabah namazı ikinci kez kılındı.

Ardından kalabalık yeniden 2. Ordu Karargâhına yöneldi.

Karargâhtan ateş açıldı.

Enes Gün yaralandı.

İnsanlar yine de dağılmadı.

O gece Malatya’da yalnız kamu görevlileri direnmedi.

Esnaf direndi.

İşçi direndi.

Şoför direndi.

Gençler direndi.

Kadınlar direndi.

Yaşlılar direndi.

O meydanı dolduran on binlerce kişinin her biri ayrı ayrı kahramandı.

Çünkü darbecilerin en çok ihtiyaç duyduğu şey sessizlikti.

Malatya sessiz kalmadı.

İsimleri unutmayın

Mustafa Toprak…

Ergül Yılmaz…

Mehmet Badem…

Hakan Yıldırımoğlu…

Şahin Kaplan…

Ahmet Çakır…

AK Parti il Başkanı Hakan Kahtalı…

Havaalanının pistlerine araç çeken belediye çalışanları…

Telsizin başında askerî kuleye direnen sivil personel…

Karargâh çevresindeki polisler ve jandarmalar…

Meydanı dolduran on binlerce Malatyalı…

Hepsinin görevi farklıydı.

Ama hedefleri aynıydı.

Şehri teslim etmemek.

Devleti teslim etmemek.

Gökyüzünü darbecilere bırakmamak.

Sokağı örgüte bırakmamak.

Karargâhı hukuksuzluğa bırakmamak.

Bazıları emir verdi.

Bazıları gözaltı kararı çıkardı.

Bazıları silahlı tehdidin üzerine yürüdü.

Bazıları karargâha girdi.

Bazıları kamyon sürdü.

Bazıları yalnızca bayrağını alıp meydana çıktı.

Ama o gecenin toplamında hepsi aynı cümlenin parçası oldu:

Malatya teslim olmadı.

Kahramanlık budur.

Ve kahramanları ismiyle anmak gerekir.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Burhan KARADUMAN yazıları

Çok okunanlar