VEZİR Mİ, REZİL Mİ
Refik, elindeki kürekle babasının mezarına toprak atarken, ona karşı son görevlerinden birini yerine getirdiğini düşünüyordu. Mezar toprakla doldurulup üzeri sulandıktan sonra cenazeye katılanlar yavaş yavaş ayrılmış, mezarın başında yalnızca Refik ile annesi kalmıştı. İkisi de yan yana durmuş, sessizce mezara bakıyordu. Dualarını okuyup son kez içlerinden vedalaşırken artık eve dönme vakti geldiğini düşünüyorlardı.
Refik, annesinin koluna girerek ağır adımlarla eve doğru yürümeye başladı. Bundan sonra o evde yalnızca annesi ve kendisi kalacaktı. Evin erkeği olarak tüm sorumlulukların artık omuzlarına yüklendiğini derinden hissediyordu.
Eve geldiklerinde komşuları Saime Hanım, daha önce kendisine verdikleri anahtarla kapıyı açmış, gelen misafirlerle ilgilenmişti. Çay demleyip konuklara ikram ediyor, evin sessizliğini elinden geldiğince yumuşatmaya çalışıyordu. Refik ile annesi Feride Hanım ona teşekkür ettiler.
Taziye ziyaretleri bir iki gün daha sürdü. Zamanla gelen giden azaldı ve ev yeniden eski sessizliğine büründü. Hafta sonu da sona ermişti. Refik, pazartesi günü yeniden işe başlayacaktı. Ancak artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Babasının yokluğu, evin her köşesinde derinden hissediliyordu.
Pazartesi günü işe başladığında iş arkadaşları Refik’in yanına gelip başsağlığı dileklerinde bulundular. Refik ise kendini işe vererek acısını ve kafasını kurcalayan düşünceleri bir süreliğine de olsa unutmaya çalışıyordu. Aklı sık sık annesine gidiyordu. “Acaba şimdi evde tek başına ne yapıyordur?” diye düşündü. Belki komşuları Saime Hanım’a gitmişti, belki de Saime Hanım onun yanına uğramıştı. Bir süre sonra bu düşüncelerden sıyrılıp geçen haftadan kalan işlerini tamamlamaya koyuldu.
Mesai bitince vakit kaybetmeden eve döndü. Annesi, oğlunun çok sevdiği kuru fasulye ile pilav yapmıştı. Yemeklerini afiyetle yerken bir yandan sohbet ediyor, bir yandan da babasını anıyorlardı. Günler böylece birbirini kovalamaya başladı. Refik işe gidip geliyor, Feride Hanım ise ev işleriyle uğraşıyordu. Hafta sonları ise birlikte babasının mezarını ziyaret ediyor, dua okuyorlardı.
Bir gün annesi, “Biraz daha zaman geçsin oğlum, sonra babanın mezarını güzelce yaptıralım,” dedi.
Refik de başını sallayarak, “Tabii anne… Biraz elimiz rahatlasın, öyle yaptıralım,” diye karşılık verdi.
Ama gidişata bakılırsa o günlerin yakın zamanda gelmesi pek mümkün görünmüyordu. Ev kirası başta olmak üzere türlü masraflar çıktıktan sonra ellerinde ancak mutfak ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar para kalıyordu. Zaten babasının ne emekli maaşı vardı ne de Refik’in aldığı maaştan başka bir gelirleri bulunuyordu.
Bu yüzden anne oğul, harcamalarını mümkün olduğunca dikkatli yapmaya çalışıyordu. Feride Hanım bazen pazardan akşam saatlerinde daha ucuz sebze meyve alıyor, Refik ise ihtiyaçları dışında hiçbir şeye para harcamamaya özen gösteriyordu. Hayat onlar için artık daha ağır, daha hesaplı ve daha sessiz akıp gidiyordu.
Refik bir gün işten eve geldiğinde annesine, ertesi akşam işten geç geleceğini söyledi. Çalıştığı iş yerinin düzenleyeceği bir kokteyle mesai sonrası katılacağını, bu yüzden temiz ve düzgün kıyafetler giymesi gerektiğini anlattı.
Feride Hanım oğlunu dikkatle dinledi. Refik odasına geçtikten sonra gardırobu açıp onun takım elbisesini çıkardı. Yanına uygun bir gömlek ve kravat seçti. Aslında hepsi ütülüydü ama yine de içi rahat etmedi. Ütüyü yeniden hazırlayıp kıyafetleri büyük bir özenle bir kez daha ütüledi. İşini bitirdikten sonra takım elbiseyi, gömleği ve kravatı Refik’in odasındaki sandalyenin üzerine dikkatlice yerleştirdi. Oğlunun düzgün ve bakımlı görünmesi, Feride Hanım için küçük ama önemli bir mutluluktu.Formun Altı
Refik, annesinin akşamdan hazırladığı kıyafetleri giydi. Aynanın karşısında kravatını düzeltirken annesine teşekkür etti. Kahvaltısını yaptıktan sonra da evden çıkıp işe gitti.
Akşam mesai bitince doğruca eve dönmedi. Bazı iş arkadaşlarıyla birlikte biraz dolaşıp sohbet ettiler. Daha sonra kokteylin verileceği lüks otelin salonuna doğru yürüdüler. Otele girip salona geçtiklerinde misafirlerin büyük çoğunluğunun gelmiş olduğunu gördüler. Davetlilerin çoğu eşleriyle birlikte katılmıştı. İçlerinde şirket çalışanlarının yanı sıra şirketin iş yaptığı önemli iş insanları ve aileleri de bulunuyordu.
Refik ise bekâr olduğu için kendisi gibi bekâr olan arkadaşlarıyla gelmiş, onlarla birlikte ayrı bir grup oluşturmuştu. Salonun ihtişamı, şık giyimli insanlar ve etraftaki canlı sohbetler onun için alışık olmadığı bir ortam yaratıyordu. Yine de belli etmemeye çalışıyor, arkadaşlarıyla konuşarak rahat görünmeye çabalıyordu.
Bir süre sonra şirketin genel müdürü platforma çıktı ve mikrofonu eline aldı. Şirketin son yıllardaki başarılı çalışmalarından söz ettikten sonra birlikte iş yaptıkları önemli iş insanlarını ve ailelerini burada görmekten memnuniyet duyduklarını söyledi.
“Bugün burada büyük bir aile olarak bir aradayız,” diyerek konuşmasını sürdürdü ve geceye katılan herkese teşekkür etti.
Genel müdürün konuşmasının ardından salondaki sohbetler yeniden kaldığı yerden devam etti. İnsanlar küçük gruplar hâlinde sohbet ediyor, kimi eski dostlarıyla hasret gideriyor, kimi de yeni tanışıklıklar kuruyordu. Refik’in arkadaş grubu da zamanla dağılıp başka insanlarla konuşmaya başlayınca Refik masada tek başına kalmıştı.
Tam o sırada yanına genç ve güzel bir kız geldi. Gülümseyerek,
“Tek başınıza kalmışsınız, ben de masanıza oturabilir miyim?” dedi. Ancak cevabı beklemeden Refik’in karşısındaki sandalyeye oturdu. Ardından hemen kendisini tanıttı. Şirketin iş yaptığı iş insanlarından birinin kızı olduğunu, annesi gelemediği için babasına eşlik etmek zorunda kaldığını söyledi. İsminin Sema olduğunu belirterek elini Refik’e uzattı.
Refik de memnun olduğunu söyleyip kendisini tanıttı. İlk başta biraz heyecanlansa da Sema’nın sıcak ve samimi tavırları sayesinde kısa sürede rahatladı. Kokteyl boyunca Sema neredeyse Refik’in yanından hiç ayrılmadı. Uzun uzun sohbet ettiler; bazen gülüyor, bazen birbirlerini dikkatle dinliyorlardı. Refik, uzun zamandır ilk kez kendisini böylesine iyi hissettiğini fark etmişti.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Sema’nın babası yanlarına gelip,
“Hadi kızım, artık kalkalım,” dedi.
Sema ayağa kalkarken Refik’e dönüp telefon numarasını istedi. Refik numarasını verirken Sema da kendi numarasını ona verdi. Ardından hafifçe gülümseyerek vedalaştı. Refik ise genç kızın salondan uzaklaşmasını dalgın gözlerle izledi.
Birkaç gün sonra Genel Müdür Yardımcısı, Refik’i yanına çağırdı. Odaya giren Refik’e, masasının önündeki koltuğu göstererek oturmasını istedi. Boğazını temizleyip söze başladı:
“Çalışmalarını takdir ediyoruz.”
Refik, bu konuşmanın nereye varacağını merak ederken aklından türlü düşünceler geçiyordu. “Acaba iş akdimi mi feshedecekler?” diye en kötü ihtimalleri düşünmeye başlamıştı.
Genel Müdür Yardımcısı sözlerine devam etti:
“Biliyorsun, Mali İşler Müdürümüz bu ay sonunda emekli oluyor. Onun yerine seni düşündük ve bu yönde karar verdik.”
Bir anda Refik’in zihnindeki tüm olumsuz düşünceler silindi. Gözleri ışıldadı, yüzüne bir tebessüm yayıldı. Büyük bir sevinçle teşekkür etti.
Genel Müdür Yardımcısı, önümüzdeki birkaç hafta boyunca Mali İşler Müdürü ile birlikte çalışmasını ve işi tüm detaylarıyla öğrenmesini istedi.
Refik, büyük bir minnettarlıkla odadan ayrıldı. Akşamın bir an önce olmasını istiyor, bu güzel haberi annesiyle paylaşmak için sabırsızlanıyordu.
Masasına döndüğünde Mali İşler Müdürü onu yanına çağırdı. İlk gün nasıl bir çalışma düzeni izlemesi gerektiğini anlattı ve işleyiş hakkında bilgi vermeye başladı. Refik de büyük bir dikkatle dinleyerek işin inceliklerini öğrenmeye koyuldu.
Akşam mesaisi bittiğinde doğruca eve gitti ve annesine müjdeyi verdi. Annesi bu habere çok sevindi: “Artık bir de mürüvvetini görürüm inşallah. Rahmetli baban göremedi, umarım ben görürüm,” dedi.
Refik gülümseyerek, “Olur anne,” diye karşılık verdi.
İki gün sonra Refik’in cep telefonu çaldı. Arayan Sema’ydı. Önce Refik’i yeni görevinden dolayı tebrik etti. Haberi babasından aldığını söyledi ve:
“Bunu kutlamayacak mıyız?” diye sordu.
Refik, henüz erken olduğunu söylese de Sema ısrarcıydı. Hatta biraz da pervasız bir şekilde: “Benimle görünmekten mi çekiniyorsun?” diye çıkıştı.
Refik bir an ne diyeceğini bilemedi. Ancak Sema kararlıydı. Hafta sonu için Refik’le buluşmak üzere anlaştılar.
Hafta sonu geldiğinde buluştular. Refik, Sema’yı lüks bir lokantaya götürdü. Güzel bir akşam yemeğinin ardından Sema: “Ben güzel bir mekân biliyorum, oraya gidelim. Hem dans eder hem eğleniriz,” dedi.
Refik, Sema’nın gözlerinin içine baktı. O an, içindeki bütün tereddütler yerini sıcak bir huzura bıraktı.
“Peki,” dedi gülümseyerek, “bu akşam senin istediğin gibi olsun.”
Sema’nın yüzünde memnun bir ifade belirdi. Birlikte lokantadan çıkıp Sema’nın tarif ettiği mekâna doğru yürüdüler. Şehrin ışıkları geceyi süslüyor, hafif bir rüzgâr ikisinin de yüzüne dokunuyordu.
Gittikleri mekân, loş ışıkları ve hafif müziğiyle oldukça samimi bir ortama sahipti. İçeri girdiklerinde çalan yumuşak bir melodi, adeta onları dansa davet ediyordu.
Sema, Refik’e elini uzattı. “Benimle dans eder misin?” dedi.
Refik kısa bir an duraksadı, sonra elini uzatıp Sema’nın elini tuttu. Dans etmeye başladıklarında zaman sanki yavaşladı. Refik’in kalbi, müziğin ritmine karışırken Sema’nın gözlerinden başka hiçbir şey görmez olmuştu.
“Biliyor musun,” dedi Sema yavaşça, “seninle konuşmak hep kolaydı… ama bu akşam başka.”
Refik hafifçe gülümsedi. “Belki de bazı şeylerin zamanı şimdi gelmiştir,” dedi.
Dans bitse de ellerini bırakmadılar. Mekânın dışına çıktıklarında gece daha da derinleşmişti. Sokak lambalarının altında kısa bir sessizlik oldu.
Sema başını hafifçe eğerek, “Bugün gerçekten güzel bir gündü,” dedi.
Refik bir adım yaklaştı. “Daha güzel günler de olabilir… eğer sen de istersen,” diye karşılık verdi.
Sema gözlerini kaldırıp ona baktı. O bakışta hem bir çekingenlik hem de saklanamayan bir mutluluk vardı.
“İsterim,” dedi yavaşça.
Refik, o anın verdiği cesaretle Sema’nın elini biraz daha sıkıca tuttu. Gece, ikisi için de artık sadece bir akşam değil, yeni bir başlangıcın habercisiydi.
Her şey çok hızlı gelişiyordu. Refik yeni görevine başlamış, işleri oldukça yoğunlaşmıştı. Buna rağmen Sema ile her fırsatta buluşuyor, daha doğrusu Sema’nın ısrarlarına çoğu zaman karşı koyamıyordu. Boş zamanlarını genellikle onun planlarına göre geçiriyordu.
Günler geçtikçe arkadaşlıkları ilerledi. Bir gün Sema: “Babam seni yemeğe davet etmemi istedi,” dedi.
Refik bu daveti geri çeviremeyeceğini düşündü ve kabul etti. Artık ilişkileri ciddi bir yola girmişti. Zamanla bu yakınlık evlilik düşüncesine dönüştü.
Sonunda Refik, annesini de yanına alarak bir akşam Sema’nın evine gitti. Sema’yı babasından istediler. Yapılan konuşmaların ardından bu ilişki resmiyet kazanmaya başladı. Söz yüzükleri takıldı ve herkes için yeni bir dönem başladı.
Ancak sözden sonra Sema’nın istekleri art arda gelmeye başladı. Güzel bir ev kiralanmalı, kaliteli ve pahalı eşyalar alınmalı, ev tamamen onun zevkine göre dekore edilmeliydi.
Refik bir gün dayanamayarak sordu: “Bunların hepsi neden bu kadar pahalı olmak zorunda?”
Sema hiç tereddüt etmeden cevap verdi: “Ben babamın evinde böyle gördüm. Sen artık şirketin mali işler müdürüsün, bunları rahatlıkla karşılayabilirsin.”
Refik, Sema’nın bu isteklerine karşı çıkmakta zorlandığını fark etti. Onu kırmak istemiyor, ama içten içe bir sıkıntı da hissediyordu.
Üstelik ortada başka bir gerçek daha vardı: Annesi yalnızdı ve hâlâ kirada oturuyordu. Refik, annesinin de kendileriyle birlikte yaşaması gerektiğini düşündüğünü Sema’ya söyledi.
Sema kısa bir duraksamadan sonra: “Büyükçe bir ev tutarsak, bir odasını da annene veririz,” dedi.
Bu cevap Refik’i bir nebze rahatlatsa da içinde büyüyen huzursuzluğu susturmaya yetmemişti. Sema’nın istekleri her geçen gün biraz daha artıyor, alınan eşyalar, yapılan harcamalar Refik’in omuzlarına görünmez bir yük gibi binmeye başlıyordu.
Lüks bir balo salonunda gerçekleşen düğün sonrası yeni evlerine taşınmışlar bir haftalığına balayına gidip gelmişlerdi. Bu süre içerisinde annesi evde kalmış ve kendisine tahsis edilen oda ile mutfak arasında gidip gelmişti.
Yeni tuttukları ev gerçekten de büyüktü. Sema’nın istediği gibi döşenmiş, her köşesi özenle dekore edilmişti. Ancak bu gösterişli hayatın arkasında Refik’in geceleri uykusuz kaldığı, hesaplar yaptığı, giderleri yetiştirmeye çalıştığı bir gerçek vardı.
Bir akşam, faturalar ve kredi ödemeleriyle ilgili evraklara bakarken dalıp gitmişti. Sema ise aynanın karşısında yeni aldığı elbiseyi deniyordu.
“Nasıl olmuş?” diye sordu neşeyle.
Refik başını kaldırdı, kısa bir süre baktı. “Güzel…” dedi ama sesi yorgundu.
Sema bu tonu fark etti. “Yine neyin var?” diye sordu.
Refik derin bir nefes aldı. “Sema… biraz yavaşlasak diyorum. Harcamalar çok arttı. Hepsine yetişmek zor oluyor.”
Sema’nın yüzündeki ifade bir anda değişti. “Ne demek yetişmek zor oluyor? Sen koskoca mali işler müdürüsün!”
“Olmak her şeyi sınırsız yapabilmek demek değil,” dedi Refik sakin ama kararlı bir şekilde. “Bir düzen kurmamız lazım.”
Sema’nın sesi sertleşti: “Ben hayatımı kısmak zorunda değilim. Alıştığım bir düzen var.”
O an odadaki hava değişti. Birbirlerine ilk kez bu kadar uzak hissediyorlardı.
Tam o sırada iç odadan Refik’in annesi çıktı. Sesleri duymuştu. “Evladım…” dedi yumuşak bir sesle, “her şey para değil. Huzur olmayınca hiçbir şeyin anlamı kalmaz.”
Sema bu sözlere tepki gösterdi: “Ben huzursuzluk çıkarmıyorum! Sadece olması gerekeni istiyorum.”
Refik’in sabrı taşmak üzereydi. “Olması gereken mi, yoksa istediğin her şey mi?” dedi.
Bu cümle odada ağır bir sessizlik bıraktı.
Sema gözlerini Refik’e dikti. “Eğer bu hayat sana ağır geliyorsa…” dedi yavaş ama keskin bir tonla, “belki de baştan düşünmeliyiz.”
Refik ilk kez bu kadar net bir yol ayrımının eşiğinde olduğunu hissetti. İçinde bir tarafta sevgisi, diğer tarafta sorumlulukları ve gerçekler vardı.
O gece kimse doğru düzgün konuşmadı. Ama artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı…
Refik, Sema’nın bu tavırlarına içten içe öfkeleniyor ama yine de onun isteklerine karşı koyamıyordu. Gün geçtikçe harcamalar artmış, maaşı bu yükü taşıyamaz hâle gelmişti. Çaresizce bankalardan kredi çekmeye başlamıştı. Her imza attığında içindeki sıkıntı biraz daha büyüyordu.
Annesi de bu durumun farkındaydı. Bir akşam, Refik’i yanına çekip yumuşak ama kararlı bir sesle konuştu: “Oğlum, eşine söyle… biraz kendini kısıtlasın. Bu gidiş hiç iyi değil. Unutma, bir erkeği vezir de eden, rezil de eden karısıdır.”
Refik başını eğdi. Annesinin haklı olduğunu biliyordu ama bunu Sema’ya nasıl söyleyeceğini kestiremiyordu.
Tam o sırada kapının aralığından gelen bir ses ikisini de irkiltti.
Sema…
Konuşulanların çoğunu duymuştu.
Yüzü öfkeyle gerilmişti. Gözleri sertleşmişti. Hızla içeri girerek Refik’e döndü: “Demek böyle konuşuluyor arkamdan?” dedi.
Refik bir an donakaldı. “Sema, yanlış anladın…”
“Hiç de yanlış anlamadım!” diye çıkıştı Sema. “Annen evimizin huzurunu bozuyor. Söyle ona, bizim aramıza girmesin!”
Refik iki arada kalmıştı. Bir yanda annesi, diğer yanda eşi… Ne söyleyeceğini bilemedi. “Sakin ol,” dedi yumuşatmaya çalışarak. “Ben konuşurum…”
Sema derin bir nefes aldı ama öfkesi dinmemişti. “Ya konuşursun ya da ben konuşurum,” dedi sert bir tonla.
Refik yine geri adım attı. Yine Sema’yı kırmamayı seçti. Ama bu seçim, içinde başka bir şeyi kırıyordu…
Annesi sessizce odasına çekildi. Gözlerinde kırgınlık, kalbinde derin bir sızı vardı. Oğlunun gözlerinin önünde değiştiğini hissediyordu.
Refik ise salonun ortasında kalakaldı. İlk kez, kurduğu hayatın kontrolünün elinden kaydığını açıkça hissediyordu.
Ve belki de en acısı şuydu: Ne yaparsa yapsın, birini kaybedecekti…
Evdeki gerilim günler geçtikçe artıyordu. Refik, iş yerinde yoğunluğun arasında bir nebze nefes almaya çalışsa da aklı hep evdeydi. Krediler, harcamalar, annesiyle Sema arasındaki soğukluk… Hepsi üst üste binmişti.
Bir sabah işe geldiğinde masasının üzerinde duran zarf dikkatini çekti. Üzerinde şirketin iç denetim biriminin mührü vardı.
İçini açtığında kalbi hızla çarpmaya başladı.
“Son üç aya ait mali işlemleriniz incelemeye alınmıştır.”
Refik’in elleri titredi. “Nasıl yani?” diye mırıldandı.
Kısa süre sonra Genel Müdür Yardımcısı onu tekrar odasına çağırdı. Bu kez ortam ilk görüşmedeki gibi sıcak değildi. Masanın üzerinde dosyalar vardı.
“Refik,” dedi ciddi bir ses tonuyla, “şirket hesaplarında bazı düzensizlikler tespit edildi. Açıklamanı istiyoruz.”
Refik’in yüzü bembeyaz kesildi. “Ben… ben hiçbir usulsüzlük yapmadım,” dedi zorlanarak.
“Umarım öyledir,” dedi Genel Müdür Yardımcısı. “Ama bazı ödemeler, bazı transferler… normal görünmüyor.”
Refik’in aklı bir anda altüst oldu. O ana kadar çektiği krediler, yaptığı ödemeler, ev için yaptığı harcamalar gözünün önünden geçti. Ama şirket hesabına dokunmamıştı… okunmamış olmalıydı.
O an aklına bir şey geldi. Birkaç hafta önce Sema, evle ilgili bir ödeme için Refik’in bilgisayarını kullanmıştı. Hatta “sen iştesin, ben hallederim” demişti.
Refik’in içini soğuk bir korku kapladı. Akşam eve gittiğinde yüzü solgundu. Sema her zamanki gibi sakindi.
“Bugün erken geldin,” dedi. Refik doğrudan konuya girdi: “Sema… benim bilgisayarımdan, iş hesaplarıma girdin mi?”
Sema bir an duraksadı. Sonra bakışlarını kaçırarak: “Sadece bir iki işlem yaptım… ne var bunda?” dedi.
Refik’in sesi yükseldi: “Ne işlemi yaptın?!”
Sema savunmaya geçti: “Abartıyorsun! Bir ödeme yaptım sadece. Zaten senin hesabın değil mi?”
Refik’in dizlerinin bağı çözüldü. “Bu… benim kişisel hesabım değil Sema… şirket hesabı…”
O an odadaki sessizlik her şeyden daha ağırdı.
Sema’nın yüzündeki ifade değişti. İlk kez korku belirdi. “Ben… bilmiyordum…” dedi fısıltıyla.
Refik başını ellerinin arasına aldı. “Bilmiyordun ama yaptın…” dedi çaresizce.
Kapının kenarında sessizce duran annesi her şeyi duymuştu. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Refik artık sadece evini değil, işini… itibarını… belki de özgürlüğünü kaybetmenin eşiğindeydi.
Ve bu kez, geri dönüş sandığından çok daha zor olacaktı…
Refik başını ellerinin arasına almış, yaşananları anlamaya çalışıyordu. Sema’nın “ben bilmiyordum” sözleri kulaklarında yankılanıyordu ama içindeki şüphe tam olarak dinmemişti.
O gece kimse uyuyamadı.
Ertesi sabah Refik erkenden işe gitti. İç denetim birimiyle tekrar görüşmek istedi. Belgeleri tek tek incelemeye başladı. Yapılan işlemler, saatler, giriş kayıtları…
Bir detay dikkatini çekti. Şüpheli işlemler, Sema’nın bilgisayarı kullandığını söylediği saatlerle tam olarak örtüşmüyordu.
Refik kaşlarını çattı. “Bu mümkün değil…” diye mırıldandı.
Bilgi işlem birimine gidip sistem kayıtlarını inceletmek istedi. Bir süre sonra gelen cevap, her şeyi altüst etti: “Bu işlemler sizin kullanıcı adınızla yapılmış ama… farklı bir IP adresinden giriş var.”
Refik’in kalbi hızlandı. “Yani benim bilgisayarımdan yapılmamış?”
“Hayır,” dedi görevli. “Dışarıdan erişim sağlanmış.”
O an Refik’in zihninde parçalar birleşmeye başladı.
Son haftalarda şirkette bazı projelerde anlaşmazlık yaşadığı bir isim vardı: Muhasebe müdür yardımcısı Kerem. Refik göreve geldikten sonra bazı eski işlemleri sorgulamış, Kerem’in alıştığı düzeni bozmuştu.
Refik hemen Genel Müdür Yardımcısı’nın odasına gitti. “Bu işlemler benim tarafımdan yapılmadı,” dedi net bir şekilde. “Sistem dışından erişim var.”
Yapılan detaylı inceleme birkaç gün sürdü. Ve sonuç… Gerçek ortaya çıktığında herkes şaşkına döndü.
Şirket hesaplarına dışarıdan erişim sağlayan kişi, içeriden biriyle iş birliği yapmıştı. O kişi… Kerem’di.
Refik’in kullanıcı bilgilerine bir şekilde ulaşmış, işlemleri onun üzerine yıkarak hem kendi yaptığı usulsüzlükleri gizlemeye hem de Refik’i devre dışı bırakmaya çalışmıştı.
Kerem gözaltına alındığında her şeyi itiraf etti. Semanın babası ile iş birliği halindeydi ve gerekli bilgileri sema aracılığı ile aldıkları ve ortaklaşa olarak bu işleri gerçekleştirdiklerini itiraf etti.
Refik temize çıkmıştı. Ama bu süreç, onun içinde başka bir gerçeği de gün yüzüne çıkarmıştı.
Akşam eve döndüğünde Sema sessizdi. Önceki günkü kendinden emin hâlinden eser yoktu. “Özür dilerim,” dedi yavaşça. “Sana bunu yapmamalıydım… babamın işleri de iyi gitmiyordu.”
Refik onu dinledi ama bu kez içindeki duygular eskisi gibi değildi.
“Sorun sadece bu değil,” dedi sakin ama derin bir sesle. “Biz… ne zaman bu kadar uzaklaştık, fark ettin mi?”
Sema gözlerini kaçırdı.
Refik devam etti: “Ben bugün işimi kaybedebilirdim. Her şeyimi… Ama en çok şunu fark ettim: Biz aynı tarafta değiliz artık.”
Bu sözler, Sema’yı ilk kez gerçekten sarstı.
“Bazen,” dedi yavaşça, “insan en büyük hatayı… yanlış yerde mutlu olmaya çalışarak yapıyor.”
O an, her şey çözülmüş gibiydi… Ama aslında en zor süreç şimdi başlıyordu.
Refik pencereye doğru yürüdü. Dışarıda gece sessizdi, sokakta duran polis araçlarını gördü. Kırmızı ve mavi ışıklar geceyi kesiyor, dalga dalga içeri vuruyordu.
Bu ışıklar Refik’in yüzüne yansırken, Sema’nın rengi bir anda değişti. Gözleri büyüdü. Nefesi hızlandı. Refik bunu fark etti.
Sema: “Ne oluyor?” diye sordu.
Refik cevap vermedi. Ellerini birbirine kenetlemiş, kapıya doğru bakıyordu.
Kapı zili çaldı. Evde derin bir sessizlik oluştu. Zil ikinci kez çaldığında Sema kapıya yöneldi. Kapıyı açtığında karşısında iki polis memuru vardı.
“Sema Hanım?”
“Evet…”
“Bizimle gelmeniz gerekiyor.”
Sema şaşkındı. “Ama… neden?”
Polislerden biri ciddi bir ifadeyle konuştu: “Eşinizin şirketinin hesaplarında yapılan bazı finansal işlemlerle ilgili şikâyet var. Ayrıca…” kısa bir duraksama oldu, “…başka bir konu daha var.”
Polis, göz ucuyla içerideki Refik’e baktı. “Şikâyetçi olan kişi… Eşinizin çalıştığı şirket yetkilileri ve avukatları.”
O an zaman durdu. Sema yavaşça arkasını döndü. “Bu… doğru mu?” dedi sesi titreyerek.
Refik’in yüzü sertti, ama gözlerinde kırgınlık vardı. “Ne yaptıysanız…” dedi ağır bir sesle, “artık bunun bir karşılığı olacak, Sema.”
Sema bir adım geri çekildi. Sanki ev bir anda yabancılaşmıştı. “Ben… ben böyle olacağını bilmiyordum…” dedi çaresizce.
Polis memuru araya girdi: “İfadeniz alınmak üzere merkezimize gelmeniz gerekiyor.”
Sema’nın gözleri doldu. “Refik…” dedi son bir umutla.
Refik bir an sustu. O bakışta geçmişteki tüm güzel anlar, kırılmalar ve hayal kırıklıkları vardı. Ama artık geri dönüş yoktu.
“Ben de bilmiyordum Sema,” dedi sonunda. “Ama bazı şeyleri bilmemek, sonucu değiştirmiyor.”
Sema başını eğdi. İlk kez gerçekten yalnız olduğunu hissetti.
Polisler onu almaya hazırlanırken, Refik pencereye doğru döndü. Dışarıda gece aynıydı; kırmızı ve mavi ışıklar hâlâ dalga dalga odaya vuruyordu. Ama bu kez o ışıklar bir uyarı değil, bir sonun işareti gibiydi.
Sema kapıdan çıkarken son kez geriye baktı. “Ben her şeyi mahvettim…” dedi fısıltıyla.
Refik cevap vermedi. Kapı kapandığında evde derin bir sessizlik kaldı. Refik uzun süre yerinden kıpırdamadı. Sonra yavaşça annesinin odasına yöneldi.
Kapıyı açtığında sadece şunu söyledi: “Bitti anne…”
Ama içindeki şey bitmemişti. Sadece yeni bir başlangıç… çok daha zor bir başlangıç başlamıştı.
Sema, babası ve Kerem tutuklanarak cezaevine konulurken, Refik şirketin bilgi işlem birimiyle görüşerek kurumun ağ sistemini yeniden düzenletti. Daha güvenli, denetlenebilir ve kontrollü bir yapı kuruldu.
Mahkeme süreci devam ederken Refik, Sema’dan tek celsede boşandı. Bu süreç onun için kolay olmadı; ama artık hayatında yeni bir sayfa açılması gerektiğini biliyordu.
Annesiyle birlikte daha mütevazı bir eve taşındılar. Bu yeni düzen, gösterişten uzak ama huzurlu bir yaşamın başlangıcı oldu. Refik, işine daha çok odaklanıyor, hayatını yeniden dengelemeye çalışıyordu.
Zamanla önüne yeni evlilik kısmetleri çıkmaya başladı. Ancak artık eskisi gibi acele etmiyordu. Her şeyi dikkatle düşünüyor, ince eleyip sık dokuyordu. Kimi zaman kararlarını annesiyle istişare ediyor, onun tecrübelerinden faydalanıyordu.
“Vezir mi olacaktı, rezil mi?” sorusu artık onun için bir ders olmuştu. Bu yüzden her adımını temkinli atıyor, sadece duygularıyla değil aklıyla da hareket ediyordu.
Sonunda, annesinin de görüşünü alarak en doğru kararı verdi. Sağlam temellere dayanan, karşılıklı saygı ve güvene dayalı yeni bir evlilik yaptı.
Ve Refik, hayatının geri kalanını, geçmişten ders almış bir olgunlukla, pişmanlık duymadan ve daha sağlam bir mutluluk içinde geçirdi.



































