İMKANSIZ DİYE BİR ŞEY YOKTUR


Kemal, babasının büyük umutlarla geldiği şehirde ortaokul son sınıfa kadar okuyabilmişti. Ancak babasının hastalanmasıyla birlikte evin tüm yükü onun omuzlarına binmiş, annesi ve iki küçük kardeşine bakmak zorunda kalmıştı. Oysa gönlünde lise, ardından üniversiteye gitmek vardı. Fakat şartlar buna izin vermemişti.
Babası uzun süre düzenli gelirli bir iş arasa da bulamamış, sonunda çaresizce eskicilik yapmaya başlamıştı. O yıllarda Kemal de okulunu bitiriyor, babasının yanında hayata dair birçok şeyi öğreniyordu. Ne var ki bir gün babası yatağa düşüp bir daha kalkamayınca, evin direği artık Kemal olmuştu. Liseye devam etme hayali de böylece suya düşmüştü.
Yıllar bu şekilde geçti. Kemal, topladığı atıkları babasının çalıştığı Mahmut Bey’in deposuna götürüyor, aldığı üç beş kuruşla evin geçimini sağlıyordu. Zeki ve çalışkan bir gençti; yaşıtları liseyi bitirip üniversiteye giderken, o ise ekmek parası derdindeydi. İçinde hep bir ukde vardı, ama “hayat böyle sürüp gidemez” diyerek kendi kendine planlar yapmaya başladı.
İlk adımı, Mahmut Bey’in yanından ayrılmak olacaktı. Kendi deposunu tutacak, beraber çalıştığı bazı arkadaşlarıyla birlikte çalışarak işini büyütecekti. Öyle de yaptı. Şehrin biraz dışında bir arazi kiraladı, gelen atıkları burada biriktirip daha büyük toplayıcılara satmaya başladı. Böylece Kemal, kendi işinin patronu olmayı başardı.
Kemal, bir müddet işlerini olduğu gibi yürüttü. Atıkları toplayıp satıyor, kazandığı üç beş kuruşla ailesini ayakta tutmaya çalışıyordu. Ama içindeki ateş giderek büyüyordu. Her akşam eve döndüğünde, elindeki küçük kazançla yetinmenin ötesinde bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyordu. Kardeşlerinin geleceğini, annesinin gözlerindeki yorgunluğu, babasının sessiz pişmanlığını gördükçe daha çok hırslanıyordu.
Bir gece yatağa uzanırken kendi kendine mırıldandı:
“Ben bu işi büyütmezsem, bizden sonrakiler de aynı çarkın içinde kalacak.”
O günden sonra araştırmaya koyuldu. Şehirde duyduğu kadarıyla devletin geri dönüşüm üzerine verdiği krediler ve destekler vardı. Kemal, cebinde yol parasına yetecek kadar parayla devlet dairelerinin kapısını aşındırmaya başladı. Her gün farklı bir kurumun merdivenlerini tırmanıyor, kimi zaman saatlerce sıra bekliyor, kimi zaman da küçümsenerek geri çevriliyordu. “Senin gibi biri bu işe kalkışamaz” diyenleri çok oldu. Ama o her olumsuz sözden sonra daha da inat etti.
Aylar süren koşuşturmanın sonunda hayali gerçeğe dönüştü. Önce küçük bir kredi aldı, ardından hibe desteği kazandı. Elini güçlendirince kiraladığı arazinin süresini uzattı. Bir zamanlar yalnızca hurdaların yığıldığı o toprak parçası, yavaş yavaş bir tesise dönüşmeye başladı. İnşaat sırasında kimi zaman malzemesi yetmedi, kimi zaman işçiler bırakıp gitti. Ama Kemal, gündüz çalışıp gece hesap yaptı, pes etmedi.
Sonunda ilk makineler çalışmaya başladığında, Kemal’in kalbi küt küt atıyordu. Tesisin bacasından yükselen ilk dumanı gördüğünde gözleri doldu. Çünkü bu sadece bir tesisin değil, kendi azminin, kendi inancının dumanıydı.
Deneme çalışmalarının tamamlanmasının ardından, Vali, Belediye Başkanı ve şehrin önde gelen protokol üyelerinin katıldığı görkemli bir törenle tesisin açılışı gerçekleştirildi. Kalabalığın arasında yer alan Kemal’in babası, gözlerindeki gururla oğlunu izliyordu; Oğlunu okutamamış olmasına rağmen oğlundaki yılların emeği ve hayali sanki o anda taçlanmıştı. Açılışa katılan protokol üyeleri ise bu yatırımın şehre kazandırdığı değerleri vurgulayarak, hem ekonomik hem de sosyal açıdan büyük bir katkı sağlayacağını dile getirdiler. Açılıştan sonra yerel basın günlerce hem tesisten hem de genç girişimci Kemal’den söz etti; şehir halkı böylesine önemli bir girişimi hayata geçirdiği için ona teşekkürlerini sundu.
Üstelik şehirde böyle bir tesisin olmaması, ona büyük bir avantaj sağlamıştı. Gün geçtikçe daha fazla kamyon onun kapısına yanaşıyor, işçilerinin sayısı artıyor, kazancı büyüyordu. Kemal artık sadece ailesini değil, onlarca insanı da doyuruyordu. Bir zamanlar el arabası ile topladığı atıkları götürüp birkaç kuruş aldığı Patronu Mahmut bey ona kamyonlarla geri dönüşüm yapılması için malzeme gönderiyordu. Kemal bir anlamda Mahmut beyin de patronu olmuştu.
Bir zamanlar liseye bile gidememenin acısını yaşayan o genç, şimdi kendi ayakları üzerinde duran, umut saçan bir girişimci olmuştu. İçinden her daim aynı cümle yankılanıyordu:
“İmkânsız diye bir şey yoktur, yeter ki pes etmeyesin.”
İşlerini günden güne büyüten ve önemli kazançlar elde eden Kemal, kardeşlerinin okuması için bütün imkânlarını seferber ediyordu. Onların eğitimine yaptığı her katkı, kendi içinde bir huzura dönüşüyor, sanki onların yerine kendisi yeniden sıralara oturmuş gibi bir sevinç duyuyordu. Ortanca kız kardeşi liseyi bitirmiş, üniversite sınavına hazırlanıyordu. Onun hayalini kurduğu meslekleri anlatırken gözlerinin parladığını görmek, Kemal’e tarifsiz bir mutluluk veriyordu. Küçük erkek kardeşi ise ortaokul ikinci sınıfa başlamıştı; kitap defter kokusu eve yayıldığında Kemal’in içi buram buram çocukluğunu hatırlıyordu.
Anne ve babası, hem Kemal’le hem de diğer çocuklarıyla gurur duyuyorlardı. Hele babası… Bazen oğlunun yanına uğruyor, tesisin içinde dolaşıp yapılan işleri merakla izliyordu. Çoğu şeyi tam anlamasa da öğrenmeye çalışıyor, oğlunun başarısına şahit oldukça gözleri buğulanıyordu. Bir zamanlar kendisinin yerine el arabası ile atık toplayan o küçük çocuk, şimdi koca bir tesisin sahibi olmuştu. İçinden “Benim yapamadığımı o yaptı, hayallerimizi sırtladı” diye geçiriyor, hem gurur hem minnet dolu bir bakışla oğluna bakıyordu. Kemal bir zamanlar kiraladığı arazinin sahibi ile de anlaşarak burayı satın aldı ve işlerini daha bir iç rahatlığı ile yapmaya devam etti.
Kemal, işlerini büyüttükçe bir yandan da yeni planlar yapıyordu. Bunların en önemlisi, ekmeğini yediği bu şehre bir lise kazandırmaktı. Bu hayalini gerçekleştirmek için, bir zamanlar tesis kurmak ve kredi almak amacıyla kapılarını aşındırdığı devlet dairelerini bu kez bambaşka bir heyecanla dolaşıyordu. Görüştüğü yetkililerden aldığı bilgiler ışığında mimar ve mühendislerle oturup projeler hazırlattı. Tüm hazırlıkların ardından Vali’nin başkanlığında, Belediye Başkanlığı ve Milli Eğitim Müdürlüğü ile imzalanan protokol sayesinde süreç resmiyet kazandı. Çok geçmeden inşaat çalışmaları hızla başladı; Kemal’in en büyük hayallerinden biri daha gerçekleşiyordu.
Kemal, işlerinden fırsat buldukça okulun inşaatına gidiyor, yetkililerden çalışmalar hakkında bilgi alıyordu. İnşaat hızlı bir şekilde ilerliyor, iki yıl içinde tamamlanarak eğitim-öğretime hazır hale geleceği müjdeleniyordu. Bu haber Kemal’i son derece sevindirmişti; çünkü küçük kardeşi de tam o yıl ortaokulu bitirecek ve liseye başlayacaktı. Onun, ağabeyinin yaptırdığı bu okulda eğitim alacak olması Kemal için tarifsiz bir mutluluktu.
İki yıl boyunca her fırsatta inşaatın başına giden Kemal, okul inşaatının yükselişini izledikçe heyecanını daha da büyütüyordu. Nihayet okul tamamlanmış, pırıl pırıl sınıflarıyla, geniş bahçesiyle eğitim için hazır hale gelmişti. Açılış öncesinde Vali, Belediye Başkanı, Milli Eğitim Müdürü ve Kemal birlikte okulu gezerek incelemelerde bulundular. Vali, Milli Eğitim Müdürüne dönerek okulun yeni eğitim dönemine yetiştirilmesi ve gerekli tüm hazırlıkların yapılması için talimat verdi. Belediye Başkanı ise yol, çevre düzenlemesi ve diğer ihtiyaçlar konusunda her türlü desteğin sağlanacağını belirtti. Kemal, bu sözleri duyarken içinden tarifsiz bir sevinç geçti; yıllardır kurduğu hayal artık gerçekleşiyordu, çocukların sesleriyle dolmaya hazır bir okul karşısında duruyordu.
Açılış günü geldiğinde okulun geniş bahçesi sabahın erken saatlerinden itibaren kalabalıkla dolmaya başlamıştı. Şehrin dört bir yanından insanlar akın akın gelmiş, yeni bir liseye kavuşmanın sevincini paylaşmak için bir araya toplanmıştı. Bayraklarla süslenen okulun girişinde öğrenciler, öğretmenler ve veliler heyecanla bekliyordu.
Vali, Belediye Başkanı, Milli Eğitim Müdürü ve şehrin diğer protokol üyeleri tören alanına geldiklerinde alkışlarla karşılandılar. Yanlarında Kemal de vardı; sade ama şık takım elbisesiyle, ama her şeyden önemlisi gözlerindeki sevinçle. O anı hayal ederken bile bu kadar heyecanlanacağını düşünmemişti. Kalabalığın içinde gözleri babasını aradı; babası en ön sıralardan birinde, gururla dimdik ayakta duruyordu. Yüzünde hem minnet hem de gözyaşına karışmış bir sevinç vardı.
Tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı. Ardından Vali kürsüye çıkarak yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Bu okul yalnızca bir bina değil; gençlerimizin geleceğe açılan kapısıdır. Böyle bir hayali gerçeğe dönüştüren Kemal Bey’e şehrimiz adına teşekkür ederim. Kendisine, bu okulun kendi adını taşımasını teklif ettik. Ancak o, mütevazı bir duruş sergileyerek bu teklifi kabul etmedi. Bunun yerine okulun, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün adını taşımasının çok daha uygun olacağını, böylelikle kendi adının da bu yüce ismin içinde yaşayacağını ifade etti.” Alkışlar arasında Kemal’in kalbi küt küt atıyordu. Belediye Başkanı ise, okulun çevre düzenlemeleri ve ulaşım imkânlarının tamamlandığını, öğrencilerin en iyi şartlarda eğitim alması için her türlü desteğin verildiğini belirtti.
Sıra Kemal’e geldiğinde, kürsüye adım adım yürürken yüreğinde tarifsiz bir duygu vardı. Mikrofonun başına geçtiğinde bir an sustu, öğrencilere doğru baktı, sonra gözleri en ön sırada duran kardeşine takıldı. Küçük kardeşi biraz sonra içerideki sıralardan birine oturacaktı. Derin bir nefes aldı ve “Ben okuyamadım… Ama kardeşlerimin ve bu şehrin çocuklarının okuyabilmesi için elimden geleni yapmak istedim. İnşallah bu okuldan nice doktorlar, mühendisler, öğretmenler yetişir. Hepimizin geleceği onların elinde olacak,” dedi. Kalabalık uzun süre alkışladı.
Konuşmaların ardından kurdele kesildi, kapılar açıldı. Öğrenciler ilk kez sınıflara girdiğinde okulun koridorları neşe dolu seslerle yankılandı. Tören bitip protokol üyeleri dağıldıktan sonra Kemal okul bahçesinin bir köşesinde duruyor, çocukların sevinç çığlıklarını dinlerken kendi içinden “Artık gönlüm daha da huzurlu,” diyordu. Babası yanına yaklaştı, omzuna elini koydu ve kısık bir sesle,
“Oğlum, sen yalnız kendi kardeşlerinin değil; imkânsızı başardın ve bu şehrin bütün evlatlarının ağabeyi oldun,” dedi.
Kemal’in gözleri doldu, ama bu kez gözyaşları gururdan akıyordu. Derin bir nefes aldı ve dudaklarından hayatı boyunca yol gösterici olan o söz tekrar döküldü:
“İmkânsız diye bir şey yoktur… Yeter ki pes etmeyesin.”