İngiltere: Dünyanın en fitne ülkesi
İNSAN hakları, geçen yüzyılın en çok tartışılan, önemi her geçen gün artan konusu oldu ve yeni yüzyılda da olmaya devam ediyor. İnsanın olduğu her yerde insan haklarından bahsetmek mümkündür.
İnsanlık tarihi, bir yönüyle insan hakları tarihidir denilebilir. Tarih boyunca insanlar bireysel olarak ve topluca birbirlerinin haklarını ihlal edegelmişlerdir. Hz. Âdem’in oğlu Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesi, ilk insan hakkı ihlali kabul edilebilir. Bilindiği gibi “hak”, sözlük anlamı itibariyle “bâtılın zıddı olan gerçekliği ve hukuk düzenleri tarafından şahıslara tanınan bir takım menfaat ve yetkileri ifade etmektedir”. Buna göre insan hakları denilince, “Devlete karşı bireyi korumak amacıyla insanlara sırf insan oldukları için verilen haklar” yani menfaat ve yetkiler akla gelmektedir. İslâm, renk ve ırk ayırımı yapmadan inanan veya inanmayan her insana eşit haklar tanımaktadır. Hiç kuşkusuz bu anlayış, “Allah bütün âlemlerin Rabbidir” ontolojik gerçeğini kabul etmenin kaçınılmaz bir sonucudur. Bu yüzden İslâm düşünce sistemi sadece Müslümanlara değil, herkese karşı iyi davranmayı ve herkesin hakkını gözetmeyi temel ilke olarak kabul etmiştir. Nitekim böyle olduğu içindir ki, Müslümanlar sadece kendi dindaşlarına değil, farklı din mensuplarının haklarına da her zaman büyük bir titizlik göstermişler ve Müslüman hukukçular gayr-i müslim unsurları kastederek, “Lehimize olan her şey onların da lehine, aleyhimize olan her şey onların da aleyhinedir” şeklinde temel bir prensip ortaya koymuşlardır.
İslâm, yaklaşık on beş asır önce söz konusu hakları gündeme getirmiştir
İnsan hakları, Batı dünyasında 18. asırda “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”yle garanti altına alınmaya çalışılmıştır. Hâlbuki İslâm, yaklaşık on beş asır önce söz konusu hakları gündeme getirmiş, İslâm hukukçuları da söz konusu temel hakları Kur’ân ve sünnet verilerini esas alarak “hürriyet”, “ismet” ve “mülkiyet” kavramlarıyla ifade etmişlerdir. Bu haklar şahsî, mânevî, iktisâdî ve sosyal nitelikli bir takım temel haklardan ibarettir.
Yeryüzünde insan hakları alanındaki mücadele yeni başlamış olmayıp insanlık tarihi kadar eskidir. Dolayısıyla insan haklarının günümüzün bir buluşu, yeni bir icadı gibi sunulması doğru değildir. İnsanın, doğuştan beraberinde getirdiği ve Allah (cc)’ın kendisine bahşettiği dokunulmaz haklarını elinden almaya veya kısıtlamaya hiçbir kimsenin hakkı yoktur. Yüce Allah’ın güzel isimlerinden biri olan “Hak” kelimesinin çoğulu olan hukukun gayesi, hakların kime ait olduğunun belirlenmesi, hakların korunması ve haklara yapılan tecavüzün, zorbalıkların ortadan kaldırılmasıdır. Dolayısıyla insanın kanı akıtılmaz, canına kıyılmaz; dini inancına, namusuna, toprağına, mesleğine, meskenine ve cinsiyetine dokunulmaz.
İslâm dininin gerçekleştirmeyi hedeflediği beş temel husus, insanlar arası ilişkilerin tamamını kapsar. Bu hususta Müslüman milletimizin hissiyatına tercüman olan Devlet Başkanımızın beyanatına bizler de katılıyoruz.
Erdoğan: “Kültürel ırkçılık, İslâm düşmanlığı ve yabancı karşıtlığıyla mücadele, beyannamedeki ilkelerin korunması bakımından hayatî önemdedir”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10 Aralık İnsan Hakları Günü mesajı: “Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 77’nci yıl dönümünde, başta milletimiz olmak üzere, insanlık ailesinin her bir ferdinin 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nü tebrik ediyorum. İnsanlığın ortak değer ve kazanımlarını temsil eden bu önemli belge, her bireyin doğuştan sahip olduğu hakları güvence altına alan küresel bir taahhüt olma özelliğini bugün de muhafaza etmektedir. Bununla birlikte beyannamede münderiç kural ve ilkeler dünyanın birçok bölgesinde ihlal edilmekte, barış ve adalet gibi kavramlar sürekli irtifa kaybetmektedir. Gazze ve işgal altındaki Filistin topraklarında karşımıza çıkan mezalim, uluslararası kamuoyunun tüm gayretlerine rağmen, maalesef varlığını sürdürmektedir. 70 bini aşkın Gazzelinin hayatını kaybettiği bu soykırım, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde zikredilen değerlerin ağır tahribata uğradığının açık bir göstergesidir. Dev bir enkaz yığınına çevrilen Gazze’nin bir an önce ayağa kaldırılması, tüm insanlığın Filistinlilere karşı müşterek sorumluluğudur. Gazze’de âdil ve kalıcı barışa giden yegâne yol, ülkemizin de katkısıyla tesis edilen ateşkesin güçlendirilmesi ve iki devletli çözüm modelinin en kısa sürede hayata geçirilmesidir. Ancak İsrail, hukuk ve kural tanımazlığını burada da göstermekte, 11 Ekim’den beri en az 370 Filistinliyi katlettiği saldırılarıyla ateşkesi ihlal etmektedir. Uluslararası toplumun İsrail üzerindeki baskıyı artırması, Gazze’nin tekrar çatışmalara sürüklenmemesi açısından kritik önemdedir. Aynı şekilde Sudan’da akan kardeş kanının durması, ülkenin yeniden güven ve istikrar ortamına kavuşması amacıyla barış ve diyalog odaklı girişimlerimiz sürmektedir. Kültürel ırkçılık, İslâm düşmanlığı ve yabancı karşıtlığıyla mücadele, beyannamedeki ilkelerin korunması bakımından hayatî önemdedir. Nefret içeren suç ve söylemlerin görmezden gelinmesi, bunlara karşı gerekli tedbir ve yaptırımların uygulanmaması, hatta çoğu zaman düşünce özgürlüğü bahanesiyle teşvik edilmesi asla kabul edilemez?” (*)
Her yıl 10 Aralık’ta kutlanması usule gelen rutinlerden olup, bizi düşündürmelidir ve kanaatimize göre biz konuyu başkalarının kaleminden/ ağzından/ fikrî tasavvurundan ve zaviyesinden değil, Müslüman milletimizin medeniyet imbiğinden süzülen şekle göre konuşmalı ve hasbihal etmeliyiz.
Önce “İnsan Hakları” denilen masalı uyduranların tarifini görelim. Herhangi bir arama motoruna girince, aşağı yukarı aşağıdaki ifadeyi bulursunuz:
“… 24 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler Örgütü’nün öncelikle amacı dünyada barışı ve güvenliği sağlamaktır. 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Örgütü ‘İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni kabul ve ilan etti. İnsan Hakları Beyannamesi 30 maddeden oluşmuştur. Bu beyanname insana değer veren, özgürlük, eşitlik tanıyan duyurudur. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 10 Aralık 1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ni kabul etmiştir. 10 Aralık ile başlayan hafta Birleşmiş Milletler’e üye ülkelerde ‘İnsan Hakları Haftası’ olarak kutlanır. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, insan hakları konusuna tam bir tanım amaçlayarak hazırlanmıştır. Esas amaç, bu tanıma uyan insan haklarının hiçbir tereddüde meydan vermeden uygulanmasıdır.”
İsterseniz şimdi de bu efsûnî cümleleri ifade edilenlerin karnelerine bakalım ve haberlerine kulak verelim…
“Güneş batmayan imparatorluk” İngiltere: Dünyanın en fitne ülkesi
Ahvalleri kirli, beşeriyete olan (kendilerinin dışındakilere karşı) bakışları gayriinsanî olan bu despotların propagandalarının sırrı, yılların yalanını uydurdular.
Geri kalmış ülkelerin çocuklarına ezberlettirilen “Güneş batmayan imparatorluk” adıyla İngiliz hayranlığını oluşturdular. Hakikatte ise İngiltere, dünyanın en fitne ülkesi… Hind yarımadasını haraca bağlayan, demokrasi palavrasıyla Avustralya’yı, Kanada’yı, İrlanda’yı soyup soğana çeviren İngiltere’yi haber ajanslarından dinleyebilirsiniz. Yine Kunta-Kintelere zulmü reva gören, Malkom X’lerin, Muhammed Ali’lerin o devletin zalimliklerine karşı mücadele ettikleri o zalimler diyarı ve Evanjelistlerin hâkim olduğu genelde Ortadoğu, özelde Gazze kasabı ABD’yi ajanslarndan duyabilirsiniz.
Devam edelim… Nabibyay’yı, Gine’yi, Şimali Afrika’yı -Fildişi Sahili, Gabon, Gine, Dahomey, Kongo, Mali, Moritanya, Nijer, Senegal, Fransız Somalisi, Çad ve iki adayı (Madagaskar ve Mauritius)- soyan Lejyonerlerin ülkesi Fransa’yı haber ajanslarından duyabilirsiniz.
Özetle… Ruanda soykırımında gerçek suçlularının kimler olduğunu anlamak için, “Afrika’nın Talanı” dönemine geri gitmek ve Belçika, Fransa, Almanya, İtalya, Portekiz, İspanya ve Birleşik Krallık olmak üzere yedi Batı Avrupa gücü tarafından Afrika’nın sömürgeleştirilmesinin tarihçesine kısaca değinmek gerekmektedir.
Genel hatları itibariyle anlatacak olursak, “Afrika’nın Talanı” (Scramble for Africa) tanımlaması, Afrika’nın 1884-1914 yılları arasında Batı Avrupalı sömürgeciler tarafından gerçekleştirilen utanç verici işgalini ve kıtanın, sözde manda, sömürge ve serbest ticaret bölgesi gibi çeşitli isimler altında farklı bölgelere bölünmesini anlatmaktadır.
Bir cümle de İtalya için… İtalya, modern dönemde Afrika’da kolonileri olan Avrupa ülkelerinden biriydi. 1890’dan 1941’e kadar süren Afrika’daki İtalyan sömürgeciliği, günümüz Libya, Etiyopya, Eritre ve Somali ülkelerini içeriyordu. Libya’nın, Trablusgarb’ın manevî lideri (Allah rahmet eylesin) Sinûsi Şeyhi Ahmet Muhtar’ın diyarını virane hâline getiren İtalya’yı, devlete ait televizyon kanalının haberlerinden mi duymak istersiniz?
Zalimler gürûhunun bütün kuruluşlarının adları süslü olsa da asıl gayeleri sömürü düzenlerinin devamını sağlamaktır
Ya kuzeyimizdeki komşumuz? Kafkasya’daki Rus zulmü ve soykırımına karşı Çeçenlerin asırlar öncesinden Şeyh Şamil ile başlattıkları iman ve istiklal mücahedesi/ mücadelesi, insanlık tarihinin şahit olduğu en muhteşem mücadelelerden biridir. Daha sonra Cevher Dudayev, Mücahid Komutan Şamil Basayev’in şanlı Çeçenistan mücadelesini kanla bastıran ve Stalin’in mirasçısı şimdiki Rusya’dan mı “İnsan Hakları”nı öğreneceğiz? Yoksa Balkanları, “Evlâd-ı Fatihan” yurdu Bosna’yı kana bulayan Srebrenitsa katili Avrupa ülkelerinin haber ajanslarından mı demokrasi/ insan hakları masallarını dinleyeceğiz?
Türkistan diyarını inim inleten Çin’i unuttuğumu zannetmeyin.
Özetle, hakikat olan şudur: Batı’da insan haklarının gelişme süreci oldukça sıkıntılı olmuştur. Batı ülkeleri, tüm insanları kapsayan evrensel insan hakları anlayışına ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında ulaşabilmiştir! Fransa, İngiltere, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi Batılı ülkelerde insan hakları konusunda çeşitli bildiriler kabul edilmişse de dönem dönem iktidara gelen baskıcı yönetimler hak ve özgürlükleri çiğnemekten geri durmamıştır. Bu açıdan Batılıların insan hakları konusunda yaşadıkları en önemli problem, baskıcı yönetimlerin ortadan kaldıramayacağı hak ve özgürlüklerin kabul edilmesi olmuştur. Hitler, Mussolini, Lenin ve Stalin gibi diktatörlerin hazırlamış oldukları kanunlar, hak ve özgürlükleri temelinden sarsmıştır. Bunun üzerine özellikle Almanya’da hukuk devleti ilkesi benimsenmiş ve kanunların eşitliğe, adalete ve insan haklarına uygun olması gerektiği üzerinde durulmaya başlanmıştır. Hukuk devleti ilkesine göre eşitlik, adalet, insan hakları gibi temel hukuk ilkelerinin varlığı, değiştirilemezliği ve ihlal edilmezliği esastır. Hangi yönetim iktidara gelirse gelsin bu ilkelere uymak zorundadır.
Herkes inancında hürdür
Hülâsa… Zalimler gürûhunun bütün kuruluşlarının adları süslü olsa da asıl gayeleri sömürü düzenlerinin devamını sağlamaktır. Olan ise vahdetin sırrını unutan Müslümanların ve masumların başına gelen hâldir. Biz kendimize bakalım… Derdimizin çaresi, Kur’ân’ın ahkâmı ve Sünnet-i Resulullâh yoludur.
İnsan haklarının en başında yaşama hakkı ve can güvenliği gelmektedir. Allah’ın verdiği cana kimsenin kıyma hakkı yoktur: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır.”(Mâide, 32)
Bir başka ayette canın kutsiyeti şöyle belirtilmektedir: “Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın.” (İsra, 33)
Hiç kimse bir dini veya düşünceyi başkalarına dayatma hakkına sahip değildir, herkes inancında hürdür: “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır.”(El-Bakara, 256)
Yüce Allah, tüm delillere rağmen kendisine inanmayanların en büyük zulmü (haksızlığı) işlediklerini ve bunların lanetlendiğini belirtmiştir: “Kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? İşte bunlar, Rablerine arz edilecekler ve şâhitler de ‘Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır’ diyeceklerdir. Biliniz ki, Allah’ın lâneti zalimler üzerinedir.”(Hud,17–19)
İslâm’da fertler arasında ırk, renk, soy, sop, makam, mevki, fakirlik, zenginlik, şan, şöhret gibi hususlarda üstünlük yoktur: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurât,13)
Yeryüzünde insanların aradığı ve gerçekleşmesini isteği en önde gelen değerlerin başında adâlet ve eşitlik ilkesi gelmektedir: “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl, 90)
İslâm’da insan hakları, tebliğin başlangıcı ile birlikte başladı
Sonuç olarak… Başkalarının karanlık odalarında hazırlan raporlardan ve Nemrut-î fikirlerinden medet beklemeden kendimiz olmak ve Kur’ân ve Sunnetullah yolunda yürümektir. Ehli din-ehli dil bilir ve Hakk’ı teslim eder ki: İslâm’da insan hakları, tebliğin başlangıcı ile birlikte başladı. Kur’ân, insana hak ettiği değeri yeniden kazandırmak amacıyla gönderildi. Öyle ki yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm, insan hakları kapsamına giren noktalara değinip, bunların korunmasını sağlamak için değişik boyutlarda müeyyidelendirdi. Kur’ân-ı Kerîm’in yanında Peygamber Efendimiz’in (sav) tavsiye ve uygulamaları da insan hakları konusunda en önemli kaynaktı. Peki, İslâm’ın insanlara sunduğu temel haklar nelerdi? Peygamber Efendimizin (sav) yaşadığı şu hadise bütün insanların kanun önünde eşit olduğunu gösterir:
Kureyş’ten asil bir kadın hırsızlık yapar. Bu durum ailesine ağır gelir ve cezasını affettirmek için bir yol ararlar. Sonunda Resulullah’ın (sav) dostu Üsame’yi elçi olarak göndermeye karar verirler. Hz. Üsame, Efendimize gider ve durumu arz eder. Peygamber Efendimiz bu durumdan hoşlanmaz ve “Sizden önceki milletlerin helak olmalarının sebebi şudur ki, içlerinden şerefli birisi hırsızlık edince onu bırakır, cezalandırmazlar, zayıf birisi hırsızlık edince ona el kesme cezası uygularlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fatıma da hırsızlık etse, şüphesiz onun da elini keserdim…” der. (Müslim, Hudud, 8)
Son sözümüz… “Veda Hutbesi, hem insanın kendisinin sahip olduğu temel hak ve hürriyetleri hem de başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması için insanlara yol gösteren muhteşem bir manifestodur.” (**) Vesselâm…
------------------
DİPNOT
(*) İletişim Başkanlığı, 10.12.2025, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10 Aralık İnsan Hakları Günü mesajı.
(**) Veda Hutbesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Müellif: Bünyamin Erul.
































