SON DAKİKA
Reklam
Reklam
Sertif PARLAK

Gençlik ve İman: Asr-ı Saadet'ten Günümüze Dersler

A- A+
Reklam

“İMAN edenlerin kalplerinin Allah’ın zikri ile haşyet içinde kalması ve Allah’tan korkarak Allah’a yönelmesi zamanı gelmedi mi? Kendilerine önceden kitap verilenler gibi uzun zamanın geçmesi ve yaşlarının ilerlemiş olması onların kalplerini katılaştırmasın. Çoğu fâsıklar gibi hakka ve hakikate karşı kalpleriniz katılaşmasın.” (Hadid, 16)  

Hz. Âdem Aleyhiselam’dan bu tarafa her ideolojinin, her beşerî dinin kendi muvaffakiyeti için “gençliği” birinci derecede itici amil gördüğü hakikattir. Bunun böyle olmasının sebeb-i vücudu, gençlik dediğimiz iksirin toplumlar nezdindeki yeridir dersek abartmamış oluruz. Her meselede olduğu gibi, bizim bu hususlardaki görüşümüzün referansı elbette ki Kur’ân ve Sünnetûllah olacaktır. Hz. Muhammed (sas)’in genç arkadaşlarına bakalım. Hakk olan davanın sahibi ve yol-arkadaşları kimlermiş, görelim… 

Kur’ân-ı Kerim’i yaşanan bir kitap halinde getirmek gençlerimizin eğitimi ile mümkündür. Bugünün küçüğü, yarının büyüğüdür. Eğitim dönemi de 6-20 yaşı arasıdır. Peygamberimiz (sav), “Size hayırlı gençleri tavsiye ederim. Çünkü onların kalbi daha incedir. Allah beni doğrulukla ve müsamahayla gönderdi. Bana gençler yanaştı, ihtiyarlar bana muhalefet etti” buyurdular. Sonra Rasulûllah (sav) yazının başında verdiğim Hadid suresinin 16’ncı ayetini okudular. Rasulûllah’tan işaret olarak diyebiliriz ki ilk Müslüman olan genç Hz. Ali (ra) 10 yaşındaydı. Peygamberimize (sav) “Ben sana yardımcı olurum” dediği zaman 12 yaşındaydı. Peygamberimiz (sav) ona ilminden dolayı “Ali ilmin kapısıdır” ve cesaretinden dolayı da “Allah’ın aslanıdır” demişti. Hz. Rasulûllah’ın omuzdaşlarına bakalım. Çoğu cennetle müjdelenmiş gençlerden oluşmuş, iman erleridir. Zübeyir b. Avvam (ra) Müslüman olduğu zaman 15 yaşındaydı. 17 yaşında eline kılıcı alıp gece sokağa fırlamıştı. Peygamberimiz (sav) ona “Zübeyir benim havarimdir” demişti. Talha b. Ubeydullah (ra) 15 yaşında Müslüman olmuştu ve Peygamberimiz (sav) ona da “Talha ve Zübeyir cennette benim komşularımdır” buyurmuşlardır. Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) 17 yaşında Müslüman olmuş ve “Bu ümmetin emini Ebu Ubeyde b. Cerrahtır” iltifatına mazhar olmuştu. Daha sonra Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) Suriye, Irak ve İran fatihi olacaktır. Sa’d b. Ebi Vakkas (ra) 19 yaşında Müslüman oldu. Tam bir İslâm fedaisi idi. Uhud Savaşı’nda Peygamberimizi (sav) korumuş ve her ok atışında bir müşriği yok etmiş, Peygamberimizin (asm) “Anam, babam sana feda olsun at ya Sa’d!” diye iltifatına mazhar olmuştur. 

Yukarıdaki hülasayı yaparken ileri yaşlardaki dava arkadaşlarını zemmetmek ne haddimize! Muradımız, gençlerin dinamizm ve davaya olan bağlılığını arz etmeye çalıştık.

Gençlik, kişinin enerji dolu ve hareketli olduğu en dinamik çağdır

İrfanımızda 15’inden sonra kızlarımıza gonca gül/ay parçası, erkek çocuklarına “delikanlı, ateş parçası” denmesinin derunûndaki sebep, safiyetin-tertemiz, bigünah olmanın ve idealizmin şifreleri ifade edilmektedir. Gençlik, kişinin enerji dolu ve hareketli olduğu en dinamik çağdır. Genç insan sahip olduğu enerjiyi harcayabilmek için daha çok harekete ihtiyaç duyar. Bu itibarla o, birçok meseleyi çözebilecek heyecan, dinamizm ve fiziksel beceriye de sahiptir; kendisine fırsat verildiğinde çok önemli başarılara imza atabilecek yeteneğe sahip bulunmaktadır. Ciddi görevleri yerine getirebilecek kabiliyet, genç insanda daima mevcuttur. Esas olan, gençteki bu kabiliyeti keşfedip, onu geliştirmek, bunun için de ona görevler vererek sorumluluk bilincini kazandırmaktır. 

Asr-ı Saadet’te Rasulûllah’ın, gençliğin bu tür özelliklerini azami ölçüde dikkate alarak değerlendirdiği açık bir biçimde görülmektedir. Çünkü O (sav), gençleri, tebliğ ve irşat faaliyetleri dahil, devlet teşkilatının en üst kademelerine kadar hemen her alanda görevlendirmiştir. Gençler ise, Allah’ın Resulü’nü hiçbir zaman mahcup etmemişler, O’nun güvenini boşa çıkarmamışlar ve kendilerine verilen çok ciddi dinî ve idari görevleri hakkıyla yerine getirmişlerdir. Bu görevler arasında müsteşarlık, valilik, sekreterlik, hâkimlik, komutanlık, sancaktarlık, istihbaratçılık, güvenlik görevliliği, maliyecilik, öğretmenlik gibi çok önemli devlet görevleri bulunmaktadır. İnsanlık tarihi boyunca başta resuller, nebiler, liderler, kanaat önderleri, tasavvuf mürşitleri, ekâbirandan olan zevat, aile büyükleri istikbal için “gençlere” istikamet ve nasihatlerde bulunmuşlardır. Mevzumuzla alakası sebebiyle birkaç örnek verebiliriz.

Peygamberimiz (sav) “İhtiyarlanmadan önce gençliğin değerini bilin!” buyurmuşlardır. Hz. Ali (ra) da gençleri kendi zamanımıza göre değil, onların yaşayacağı zamana göre eğitmek gerektiğine dikkatimizi çeker. Kâinatta ve dünyada daima gelişme meyli vardır. Her şey terakki ve tekâmüldedir. Çocuklarımızı kendi zamanlarımıza göre eğitmeye çalışırsak bu durumda “kuşak çatışması” olur ve biz gençlerle anlaşamayız. Gençlere her şeyden önce “iman dersi” vermek gerekir. Nitekim Peygamberimiz (asm) kendisinden Kur’ân öğrenmek için gelen gençlere “önce iman dersi” vermiş, sonra bu imana dayanan ilim ve ibadeti öğretmiştir. Gençlerin de ilimleri ve ibadetleri arttıkça imanları artmış, imanları arttıkça ahlâkları ve ibadetleri daha da artarak devam etmiş ve her ayet okundukça imanları inkişaf etmiştir. Onlar da bunu itiraf etmişlerdir. Peygamberimiz (asm) kıyamet günü hiçbir gölgenin bulunmadığı zaman arşın gölgesinde bulunacak olan yedi sınıfı sayarken birinin de Allah’a ibadet ederek büyüyen genç olduğunu belirtmiştir. “İnsanoğluna şu beş şeyden hesap sorulmadıkça onun ayakları kıyamet gününde Rabbinin huzurundan ayrılmayacaktır: a) Ömrünü nerede tükettiğinden, b) Gençliğini nerede yıprattığından, c) Malını nerede kazanacağından, d) Malını nereye harcadığından, e) Öğrendiği ilimle nasıl amel ettiğinden…” (Tirmizi, Sıfâtü’l-Kıyâme: 1) 

Rasulûllah’ın ser-levha olan hadislerinden: “Adalet güzeldir, fakat idarecilerde olursa daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, fakat zenginlerde olursa daha güzeldir. Dinde titiz olmak güzeldir, fakat âlimlerde olursa daha güzeldir. Sabır güzeldir, fakat fakirlerde olursa daha güzeldir. Tevbe güzeldir, fakat gençlerde olursa daha güzeldir. a) Adil yöneticiler, b) Allah’a ibadet içinde yetişen gençler, c) Tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimseler, d) Allah için birbirlerini seven, Allah rızası için bir araya gelip, Allah rızası için ayrılan iki kişi…” Peygamber (sav) buyurmuştur: “Huşu duyan gençler, (namaz kılarak) rükû eden yaşlılar, emzikli bebekler ve otlayan hayvanlar olmasaydı mutlaka başınıza azap yağardı.”

Her türlü kötülüğün temelinde inançsızlık vardır

Özellikle son yıllarda pozitivist anlayış, insanı inançlardan ve ahiret bilincinden uzaklaştırmıştır. Günümüzde birçok değer yargısı değişmiş ve ahlâkî bir erozyon hızla devam etmektedir. Dünyevîleşen insanın elinden tutulup Rabbiyle buluşturulması ve tekrar ona ahiret bilincinin verilmesi gerekmektedir. Her türlü kötülüğün temelinde inançsızlık vardır. Özellikle ahiret bilincinden uzaklaşan insanlar, daha kolay kötülük yapabilmekte ve günah işlemektedirler. Dünyevîleşme gün geçtikçe artmakta, insan zevk peşinde koşmaya başlamakta ve sadece tatmin arayışına girmektedir. Dünyevîleşen günümüz insanı, nefsini tatmin için her türlü yola başvurmaktadır. Zevk ve sefa toplum sağlığını tehdit eder bir boyuta ulaşmıştır. Zevk kültürü, insanlar arası ilişkileri bir mücadele zemininde ele almaktadır. Bugünün gençliğine baktığımızda azgın bir hırs ve büyük bir tutku içerisinde dünyaya yönelmektedirler. Özellikle zengin aile çocukları satanizm ve ateizm gibi sapık yollarla tatmin arayışına girmektedirler. Bugünün genç nesillerinde ideal yoktur. Çünkü popüler kültür gençlerin idealsiz yetişmelerine neden olmaktadır.

İslam dini gençliğe ve gençlerin yetişmesine çok büyük önem vermiştir. Çünkü gençler, bir milletin geleceğinin teminatıdır. Bugünün gençleri yarının büyükleri demektir. Gençlerini iyi yetiştiren milletlerin geleceği daima aydınlık olmuştur. Kadim tarihimizden bir misalle Prof. Dr. Mehmet Soysaldı, “Nitekim köhne Bizans’ı yıkan, çağ açıp çağ kapayan Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde 21 yaşında bir genç değil miydi?” (1) diyerek sırrın tılsımını anlatıyor. Bu örnek, gençlerini iyi yetiştiren bir milletin geleceğinin daima aydınlık olacağını bize göstermektedir. Gençlerin imanlı yetiştirilmesi İslam’ın geleceği açısından da çok önemlidir. Günümüz gençliği büyük bir inanç boşluğu içindedir. Bilindiği gibi insan beden ve ruhtan meydana gelen bir varlıktır. Bedenin nasıl hayatiyetini devam ettirebilmesi için yemeye, içmeye ve dinlenmeye ihtiyacı varsa, insan ruhunun da bir gıdaya ihtiyacı vardır. İşte o gıda da dindir. İman ve ibadetle insan ruhu tatmin edilmezse, o zaman bir boşluk oluşur ve insan o boşluğu daha farklı yönlerden doldurmaya çalışır. Nitekim sağlıklı bir din eğitimi verilmeyen günümüz gençleri manevî bir boşluk içine düşmekte ve ruhlarındaki o boşluğu satanizm ve ateizm gibi sapık akımlarla gidermeye çalışmaktadırlar. Sağlıklı bir din eğitimi almış, Yaratan’ını, kitabını ve peygamberini tanıyan iman ve ibadet neşvesiyle büyüyen gençler ise, kesinlikle sapık akımlara kapılmazlar. Sigara, içki, kumar ve uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklardan uzak dururlar. Allah’ın kesinlik olarak yasakladığı zina, hırsızlık, yalan, hile, aldatma ve iftira gibi dinin haram kıldığı bütün kötü davranışlardan uzak dururlar. 

Gençlik dönemi, insanın kanının kaynadığı hareketli bir dönemdir. Bu dönemde kişiye, hisleri hâkim olduğu için pek iyi düşünmeden çabucak karar verir. Bu nedenle gençlerin kolaylıkla yanlış yapma ve hataya düşme ihtimali vardır. Gençler, yaş çubuk gibidirler, telkinlere açıktırlar. Bu dönemde onlara istenilen şekil verilebilir. Gençlerin ihmal edilmesi, telafisi zor yaralar açar. O halde gençlerimizi iman ve ibadet neşvesiyle yetiştirmeliyiz. Çünkü iman ve ibadet neşvesiyle yetişen gençler, gençlik dönemlerini sıkıntısız ve problemsiz geçirirler. 

Gençler, yeterli dinî bilgileri almamış ve dinî duyarlılık kazanmamış iseler, ahlâkî konularda da problemleri olur

Peygamber Efendimiz kıyamet gününde Allah’ın arşının gölgesinde gölgelenebilecek olan yedi sınıf insanı sayarken âdil yöneticilerden sonra ikinci sırada Allah’a ibadet ederek yetişen gençleri zikretmiştir. (Buharî, Ezan, 36) Demek ki gençlik dönemini sıkıntısız ve problemsiz geçirebilmek için çocukluk döneminde gerekli dinî eğitimin verilmesi ve gençlere ibadet alışkanlığının kazandırılması gerekmektedir. Bu sebeple olmalı ki Peygamber Efendimiz (sav), “Çocuklarınıza, onlar yedi yaşına geldiklerinde namaz kılmayı emredin” buyurmuştur. Çocuklara yedi yaşlarında iken namazı emretmekten maksat, namazı ve diğer ibadetleri öğretmek ve onları gençlik dönemlerine hazırlamaktır. 

Çağımızda ilim ve teknoloji o kadar ilerlemiştir ki âdeta baş döndürecek bir hale gelmiştir. İlim ve teknik ilerledikçe bir yandan insanın hayatını kolaylaştırırken diğer taraftan da birçok sorunları beraberinde getirmiştir. Özellikle gençler bu değişimden olumsuz yönde etkilenmektedirler. Eskiden gençlerin kişiliklerini aile, okul ve çevre etkilemekte idi. Günümüzde bu üç unsurun yanına bir dördüncü unsur daha eklendi ki, buna televizyon, bilgisayar ve internetten meydana gelen görsel medya denilmektedir. Gençler görsel medyayı bilinçli bir şekilde kullanamadıkları için onların kişiliklerinin oluşumunda görsel medyanın olumsuz etkileri olmaktadır. Günümüzde gençleri aile ve okuldan daha çok çevre ve görsel medya etkilemektedir. Genellikle gençler zararlı alışkanlıklara çevre ve görsel medyanın olumsuz etkisiyle yönelmektedirler. Çocuklarımızın genç yaşlarda satanizm ve ateizm gibi birçok sapık akıma kapılmamalarını istiyorsak, onlara daha küçük yaşlardan itibaren dinlerini öğrenmeleri için gereken din eğitimini en güzel bir biçimde vermeliyiz. Aksi takdirde dinî eğitimden yoksun olarak yetişen gençler, manevî buhran içine düşmekte ve ruhlarında oluşan o boşluğu, günümüzde birçok gencin yaptığı gibi sapık akımlara kapılarak doldurmaya çalışırlar. Eğer gençler, yeterli dinî bilgileri almamış ve dinî duyarlılık kazanmamış iseler, ahlâkî konularda da problemleri olur. Zina, fuhuş, hırsızlık, kapkaç, anarşi ve terör gibi toplumun düzenini alt üst eden yanlış hareketler içinde kolayca yer alabilirler. Fakat namaz kılan ve oruç tutan, dinî ibadetlerini özenle yerine getiren gençler, yalan, gıybet, iftira, hile, aldatma, içki, kumar, uyuşturucu, fuhuş ve hırsızlık gibi haramlardan, kötü söz ve benzeri davranışlardan uzak dururlar. Nitekim Yüce Allah, “Şüphesiz ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alı koyar. Allah’ı anmak elbette ibadetlerin en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir…” (Ankebut, 45) buyurmaktadır. 

Ruhun gıdası dua, zikir ve ibadettir

Günümüz gençlerinin birçok olumsuzluklarla karşı karşıya olduklarını görmekteyiz. Bu problemlerin en önemlileri: 1) İnanç problemleri, 2) İbadet problemleri, 3) Zamanı iyi değerlendirmeme problemi, 4) Değerlerle ilgili problemler, 5) Bağımlılık problemi, 6) İletişim problemleri, 7) Kimlik problemleri ve 8) Cinsellik ve mahremiyet problemleri gibi problemlerdir. Bu problemlerin en önemlisi ise inanç problemidir. Günümüz gençlerinin büyük bir kısmı bir inanç boşluğu içindedirler. Zira inanç, insanın mutlu ve huzurlu bir hayat sürdürebilmesi için en önemli şarttır. İnancı/ imanı zayıf olan gençlerin, gerek kendisine, gerek ailesine ve gerekse içinde yaşadığı topluma yönelik birçok zararlı davranışlar sergiledikleri müşahede edilmektedir. Günümüzde insanların çoğu inanç ve ahiret bilincinden uzaklaşarak dünyevîleşmişlerdir. Pozitivist anlayışın yaygınlaşması insanları bu hale getirmiştir. Özellikle gençler arasında bu anlayışın daha yaygın olduğu gözlenmektedir. Gençlerde ahlakî yozlaşma gün geçtikçe artmaktadır. Maalesef gençlerin çoğu büyük bir hırs ve tutku ile dünyaya yönelmekte, şehevî arzu ve istekler peşinde koşmaktadırlar. Bu arzu ve isteklerini de gayri meşru yollarla tatmin etme arayışındadırlar. 

Günümüz gençlerinin elinden tutup onları rableriyle buluşturmak gerekir. Onlara ahiret bilinci vererek ibadet neşvesiyle yetişmeleri sağlanmalıdır. Her türlü kötülüğün kaynağı inançsızlıktır. Çünkü her yerde kendisini görüp murakabe eden, her yaptığını gören ve her söylediğini işiten, bir olan Allah’a inanan bir genç asla Allah’a isyan edemez. Şuna kesin olarak inanır ki, bu dünyada yaptıkları asla boşa gitmemektedir. Yaptıkları büyük küçük her şey İnfitâr suresinin 11 ve12’nci ayetlerinde, “kiramen kâtibin” adındaki yazıcı melekler tarafından kaydedilmekte (Tekâsür suresinin 8’inci ayeti: “Yemin olsun, cehennemi mutlaka göreceksiniz.”) ve bir gün bu yaptıklarından dolayı Allah’a hesap verecektir. 

Günümüzde inançsızlık, gençlerin en önemli problemi haline gelmiştir. Yüce Allah insanı beden ve ruh olmak üzere iki yönlü yaratmıştır. Bedenin hayatiyetini devam ettirebilmesi için nasıl yemeye, içmeye ve istirahate ihtiyacı varsa, ruhun da hayatiyetini devam ettirebilmesi için bir takım gıdaya ihtiyacı vardır. Ruhun gıdası ise dua, zikir ve ibadettir. Ruhun gıdası verilmez de boş bırakılırsa o zaman yanlış ve batıl şeylerle dolar. Çünkü insan ruhu boşluk kabul etmez. İbadet, dua ve zikirden uzak olan günümüz gençleri manevî bir boşluk içine düşmektedirler. Manevî boşluk içinde bocalayan bazı gençler ateizm, deizm ve satanizm gibi yanlış ve sapık akımlara gönüllerini kaptırmaktadırlar. Hâlbuki gençlerimize iyi bir din eğitimi verilmiş olsaydı, asla yanlış akımlara yönelmezlerdi. Çünkü dinini tam ve doğru öğrenen, Allah ve Resulüne inanan ve bağlanan gençler, hayatlarını ibadet neşvesi içerisinde geçirirler. Allah’ın yasaklayıp haram kıldığı yalan, gıybet, iftira, hile, hırsızlık ve zina gibi davranışlardan uzak durdukları gibi kendilerine, ailelerine, milletlerine zarar verecek sigara, alkol ve her türlü uyuşturucu maddelerden de korunurlar. 

Büyükler ve eğitimciler olarak onlara güzel örnek olmalıyız

Yeterli bir din eğitimi almamış gençlerin inançla ilgili problemleri olduğu gibi bir takım ahlakî problemleri de vardır. O halde gençlere sağlam bir din eğitimi verilmeli, onlar, inançlı ve âhiret bilincine sahip bireyler olarak yetiştirilmelidirler. Dindar olan gençler, zararlı alışkanlıklardan uzak durdukları gibi asla kendilerine, ailelerine, vatan ve milletlerine zarar verebilecek davranışlar içerisinde olmazlar. Sözün burasında Hz. Muhammed (sav)’e ve O’nun yolunda fedai can olan ecdadımıza kulak verelim…

Hz. Peygamber (sav)’in gençlere öğüdü: “Ey gençler topluluğu! Sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa, hemen evlensin. Çünkü evlilik, gözü (harama) daha çok kapattırıcı¸ namusu daha çok koruyucudur. Sizden kimin (evlenmeye) gücü yetmiyorsa, o da, oruca devam etsin. Çünkü oruç, o kimse için, hayâları kesmek (gibi)dir.”  

İmam-ı Rabbânî (ks)’nin öğütleri: “Ey oğul! Amel işleme vakti gençliktir. Akıllı olan bu vakti kaçırmaz, fırsatı ganimet bilir. Zira iş belli değildir. İnsan yaşlılık zamanına kalmayabilir. Kaldığını farz edelim. Derlenip toparlanmak kolay olmayabilir. Derlenip toparlandığını farz edelim bir amel işlemeye güç yetmez. Zira o zaman, zaafın ve aczin bastırdığı zamandır.” (2)  

Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye nasihati: “Oğul… İnsan vardır şafak vaktinde doğar, gün batarken ölür! Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir. İki parlak güneşe aldanıp, sonra da karda, ayazdan kavrulup gitme! Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin. Ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen, sabah rüzgârında savrulur gidersin! Öfken ve benliğin bir olup aklını yener! Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Azminden dönme. Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil. Her işin gereğini vaktinde yap! Açık sözlü ol, her sözü üstüne alma. Gördüğünü söyleme, bildiğini bilme. Sözünü unutma, sözü söz olsun diye söyleme! Ananı say, bereket, büyüklerle beraberdir! Sevildiğin yere sık gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibarın kalmaz! Üç kişiye acı: Cahiller arasındaki âlime, zenginlikten fakir düşene, hatırlı iken itibar kaybedene! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir! Ulularla, düşmanı hor görme! Düşmanını çoğaltma, düşmanlığın başını da sonunu da sen belirle! Haklı olduğun kavgadan korkma! Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.” 

Ertuğrul Gazi’nin Oğlu Osman Gazi’ye nasihatı: “Bak oğul! Beni kır, şeyh Edebali’yi kırma. O bizim yolumuzun ışığıdır. Terazisi dirhem şaşmaz. Bana karşı gel, O’na karşı gelme. Bana karşı gelirsen, üzülür incinirim, O’na karşı gelirsen, gözlerim sana bakmaz, baksa da görmez olur. Sözümüz, Edebali için değil, senceğiz içindir. Bu dediklerimi vasiyetim say.”

Sonuç olarak… Şu hususu asla unutmayalım ki bugünün gençleri, anne babalar başta olmak üzere öğretmenlerin, eğitimcilerin ürünüdürler. Onları yetiştirirken ne yaptık ki onlar bu hale geldi diye durup düşünmeliyiz. Hiç zaman kaybetmeden gençlerin eğitiminde yapılan hatalar tespit edilmeli ve bir an önce gençlerimize sahip çıkmalıyız. Çünkü onlar bizim geleceğimizin teminatıdırlar. Gençleri yetiştirirken şu ilkeleri göz önünde bulundurmalıyız: 

Onlara sevgi, şefkat ve merhametle yaklaşmalıyız. Kullandığımız dil onların anlayacağı bir seviyede olmalıdır. Nitekim Hz. Peygamber (sav) “İnsanlara akılları ölçüsünce, anlayabileceği bir şekilde konuşun” buyurmuştur. Eğitimde daima Hz. Peygamber’in şu altın tavsiyesini kendimize ilke edinmeliyiz: “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz.” Büyükler ve eğitimciler olarak onlara güzel örnek olmalıyız. 

Bu serlevha olan sözlerden sonra bize sükût etmek düşer. Vesselâm…                                                                                                               

------------------

K A Y N A K Ç A

1-Prof. Dr. Mehmet Soysaldı, İslâm ve Gençlik

2-Prof. Dr. Abdullah Kahraman, Kubbealtı Vakfı (Blog sayfasından)


 

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Sertif PARLAK yazıları

Çok okunanlar