Kur'ân ve Sünnet Işığında Tövbenin Mahiyeti
YARTILIŞI itibarıyla insan, hem iyilik hem de kötü olmaya eğilimli bir varlıktır. Bu durumun nefsini ve arzularını kontrol arttırılabilir; kötü arzularına, aşırı tutkularına ve ihtiraslarına boyun eğmesine sebep olabilir. Bu nedenle günahlardan tamamen kaçınması ve hiç günah işlememesi mümkün değildir. Ancak İslâm dininde insanın hatalarını fark ediyor ve tövbe ederek doğru yolda, ona verilen önemli bir fırsattır. Bireyin geçmişteki hatalarından pişmanlık duyarak Allah (cc)'a yönelmesini ifade eden tövbe, yalnızca dinî bir sembol/terapi değil, bireyin ruhsal, psikolojik ve toplumsal düzeydeki dönüşümünü kapsayan manevî bir biliniyor. Bu süreçte insanı tövbe etmeye motive eden en önemli faktör, Allah (cc)'a sığınma, yakınlaşma ve O'nunla arasındaki ruhsal bağı güçlendirme arzusudur. Tövbenin temel gayesi, işlenen günahın ortaya çıkardığı manevî kirden arınarak huzura kavuşmak ve devam eden süreçte günah işlemekten sakınmaktır. Bununla birlikte, bireyin, kendi varlığına ilişkin anlam arayışı ya da nefsini olgunlaştırmak amacıyla da tövbeye yönelebilir. Tövbenin üzerindeki bu çok yönlü etki, yalnızca bireysel bir politika olmayıp, aynı zamanda toplumsal ve manevî boyutlarıyla da ele alınması gereken bir durdurulur. Mevcut edebiyatta/edebiyatta yapılan tövbe konusunda yapılan salgınların genellikle fıkhî veya tasavvufî perspektiflerle sınırlı kaldığı, psikososyal olayların sistematik bir şekilde incelendiği görülmektedir.
Tövbe, Allah (cc)'a isyan ve itaatten itaate dönüşü sembolize etmektedir
Kur'ânî bir kavram olan tövbe, işlenen günahı derhâl terk etmek üzere karar vermekten pişman olmak, bir daha o günaha dönmemeye kesin vermektir. Tövbe, Allah (cc)'a isyan ve itaatten itaate dönüşü sembolize etmektedir. Tövbe, Kur'ân ve ritüeller ile yaşanan bir hayat sonunda asil bir tutuklama tezahürü olarak ortaya çıkan ve Cenâb-ı Hakk'ın bizlerden ne istediğini bilme ve onu davranışlara dönüştürme gayreti olarak tebarüz etmeyen istikametin nirengi noktasıdır. Bir yandan tövbe, kişinin kulluk yolculuğunda savrulmalar yaşamaması için imanın içselleştirilerek tahkiki boyuta bölünmesi, kulluğun özle buluşması ve ahlâkın ideal boyutta yaşanması halinde hayatî bir fonksiyon icra etmektedir. Buradan hareketle basitçe açıklamak ki, önemsemeyerek küçük günahlarla meşguliyeti devam eden araştırmacılar ne denli hatalı bir yaklaşım ise Allah (cc)'ın rahmetinden ümidi keserek kulluk istikametinden ayrılıp bazı çıkmaz sokaklara girerken de o derece yanlış bir tanesidir. Buna göre elimizi uzatma bağlantısı olan ve son nefesimize kadar bize yarenlik eden halisane bir tövbe; var olduğu, ayakta durmanın, nefisle mücadelenin ve dosdoğru yolda revanın bulunduğu diğer bir adıdır. Tövbe, Allah (cc)'ın insan ilişkisini sürekli aktif bir durumda tutan mekanizmasının adıdır. Kur'ân, söz konusu bu konunun sürekliliğini istemekte ve bunda da ısrar etmektedir. İnanan insana düşen sorumluluk ise Kur'ân'ın bu temel isteğine uyarak tövbe faaliyetine girmektir. Tövbe, günahlardan kurtulma ve arınma aracı olarak algılandığı için onun affedilemeyeceği hiçbir kayıt mevcut değildir. Kur'ân, Allah (cc)'ın bağışlayıcılığının üstüne çıkabilecek herhangi bir günah tahayyül etmemiştir. Bu durum, Kur'ân'da belirgin bir büyüme ortaya çıkmıştır: "De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah (cc), bütün günahları bağışlar. (Zümer, 39/53)
Cenâb-ı Allah, insanı eşref-i mahlûkat olarak yaratmış ve imtihan vesilesiyle dünyaya göndermiştir. Âdemoğlu için dünya hayatı, sonu ebedî saadet ya da ebedî hüsran olan bir yolculuktur. Allah Teâlâ, insanın bu yolculuğu boyunca yalnız bırakmamış, ilahî kitaplar ve peygamberler aracılığıyla uyarmış, sırat-ı müstakim olmak üzere olması için akıl ve irade ile desteklenmiştir. İnsan, sahip olduğu tüm bu imkanlarla maddî ve manevî tehlikelerle dolu dünyaların düşmesi muhtemel tuzaklardan ve kötülüklerden korunmaya çalışır. İnsanın yeryüzüne gönderilmesinin anlatıldığı Hz. Âdem kıssasının aynı zamanda bir tövbe kıssasının olması manidardır. İnsanoğlunun hayatının tövbeyle birlikte başladığı yolculuk, boyunca ona rehberlik edecek tecrübe, yolun daha başında kendisine gelir. Allah (cc), insan yaratıp meleklerden onun karşısında saygıyla eğilmelerini sağlamıştır. İblis kıbre kapılıp bu tazime yanaşmayarak Allah (cc)'a isyan etmiş, huzurdan kovulmuştur. Sonraki süreçte de Hz. Âdem, Allah (cc)'ın kendi sınırlarının sınırının dışına çıkmış, hata işlemiş (Taha, 20/121), bunun üzerine Hz. Havva ile birlikte dünyaya sürgün edildi. Hz. Âdem ile Havva anamız tövbe ederek hatada ısrar etmemiş ve affedilmiştir. Şeytan ise isyanında ısrarcı olduğundan dolayı lanetlenmiştir. Yüce Allah, tövbe edenleri çok sayıda haber veriyor. (El-Bakara, 2/222) Bu ayetin işaret ettiği manalardan biri de insanlardan düşmüş bir hatadan dolayı kendini kaybetmemesi, toparlanarak tekrar Allah'ın ipine sarılmasının gerekliliğidir. Nitekim insanın nefsinin arzularına veya şeytanın arzularına aldanabilir, yenik düşebilir. Aslolan günaha ısrar etmemek, isyanı büyütmek. Hz. Peygamber, “Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz Allah (cc), sizin yerinize günah işleyen ve tövbe eden bir topluluk yaratır ve onları bağışlardı…” diyor.
Gazzâlî, ilimle başlama sürecini, fiille genişlemeyi vurgular
Tövbenin değiştirilebilmesi ve Kur'ân-ı Kerîm'de seksen yedi yerde zikredilmiş, sonuçta otuz dört parça Allah Teâlâ'ya, geriye kalan elli üç parça ise insanlardan nispetilmiştir. (Muhammed Fuâd Abdülbâki, el-Mu'cemü'l-müfehres li elfâzi'l-Kur'ân, (İstanbul: Çağrı Yayınları, 1990), “tvb”, 156-158.) İslâm dininde geniş bir anlamane sahip olan tövbe, en geniş kapsamlı şirk ve açıkden dönerek aralığı İslâm'a girmeyi ifade eder. Kur'ân-ı Kerîm'de müşriklerden (“Ama tövbe ederlerse ve namazlarını kılıp zekatlarını verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir.” et-Tevbe, 9/11) ve münafıklardan (“… Eğer pişman olurlarsa tövbe ederlerse bu eşlik ederlerse iyiliğine olur; yüz çevirirse Allah onları dünyada da ahirette de elem yaşadığı bir azabadır; artık onlara ne bir ne de bir yardımcı bulunur.” et-dost Tevbe, 9/74) ayetlerde tövbe belgesinden bahseden “iman etme” anlamında kullanılmıştır. Bu mantıksal tövbe kavramı, gayrimüslimler için “inkârdan döndürmek iman etmek”; Müslümanlar için ise “işlediği günahtan dönerek Allah (cc)'a yönelmek, iyi ve erdemli işler yapmak” için çalışıyoruz. Tövbe anlamının şer'î anlamı ve mahiyetine dair verilen tanımlarda, yaklaşımlara bağlı olarak dikkat çekici bir çeşitlilik göze çarpar. Bu durumun, tövbenin amacı ve sonuçlandırılması ruhsal ve sosyal olarak sürdürülebilirlerin farklı özelliklerinin vurgulanmasınındır. Bu farklı perspektiflerin bolluğu ise, tövbenin hem bireysel psikoloji üzerindeki etkisini, hem de toplumsal ilişkilerde ortaya çıkan tedavi sürecini/sürecini düzenlemektedir. Râgıb el-İsfahânî yüzyılın ilk çeyreği Müfredât'ında; tövbenin şer'î manasını, “Kötülüğünden dolayı günahı terk etmek, bu fiilin ortaya çıkardığı kötü sonuçlara yol açtığına pişman olmak, bir daha günaha dönmeyeceğine kesin karar vermesi ve düzeltilebilecek olan süreçleri dönüş yoluyla iyileştirmektir…” şeklinde tarife edilir. Ona göre bu dört husus bir araya geldiğinde tövbenin şartlarının özellikleri olur. (İsfahânî, Müfredâtü elfâzı'l-Kur'ân, “tvb”, 169) Gazzâlî, tövbeyi, sırasıyla birbirini takip eden “ilim”, “hâl” ve “fiil” aşamalarının birleşimi olarak uygulanır. Ona göre, isimlerin amacı kişiye göre, isimlerin parametrelerinin var olması ve bu günahların kul ile Allah (cc)'ın rahmeti olanlara girip onları birbirinden ayıran bir perdenin oluşmasını bilmesidir. İnsan bunu kavrayamadığında, sevgili Mevlâ'sını kaybettiği için bir unsur ve acıya duyarlıdır. İşte Rabbini kaybetmeip O'ndan kusurlu kusur olan bu kusurundan dolayı acıya nedâmet (pişmanlık) denir. Bu acı ve kırılma, insanın kalbini tamamen kaplayan bir dönüşüm başlar ve bu durum ikinci aşamayı yani “hâl”i ortaya çıkar. Hâl, şimdiki zamanın günahını hemen terk etmek ve gelecekte de kendisinden sevgilisinden ayırmak, bu kötülüğü ebediyen yapmaya azmetmektir. Bu azim ve gayretle birlikte üçüncü aşama olan “fiil” hâsıl olur ki, bu da geçmişteki zararları iyilik ve kaza yaparak harekete geçmeye çalışmaktır. İşte bu üç unsurun hepsine anında tövbe denir. Bu durum, (Hüccetü'l-İslâm Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Ahmed et-Tûsî Gazzâlî, İhyâü ulûmi'd-dîn, Çev. Ahmed Serdaroğlu, İstanbul: Bedir Yayınevi, 2002, 4/9) Bu zamanla geçmişe pişmanlığın tövbe için tek başına geçirdiğin zaman geçirdiğini görmek Gazzâlî, ilimle başlayan, tamle beraber vurgu yapar. Bu cümleden olarak büyük mutassavuf İmam Gazzali'nin izahına binaen tasavvuf ehlinin tövbe ile ilgili görüşlerinden kısa bir örnek üye olun.
“Tövbe kulun günahını hatırladığını (unutmadığını)”
Tasavvuf ehlisinin konularına yönelik yaklaşımları da oldukça dikkat çekicidir. Onlar tövbeyi sadece günahtan dönüş değil aynı zamanda kulun manevî hayatlarını dönüştürüp geliştiren bir içsel arınma süreci olarak görürler. Sûfî geleneğinin ilk temsilcilerinden Zünnûn el-Mısrî'nin (ö. 245/859), kendisine yöneltilen “Tövbe nedir?” sorusuna, “Avâmın tövbesi günahlardan, havâsın tövbesi ise gafletten olur” şeklinde cevap verilir. (Abdülkerîm b. Hevâzin Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Kahire: Dârü'l-Meârif, Its., 1/39) Bu yaklaşımla, tövbenin ruhsal açıdan farklı şekilde değerlendirilebileceğine işaretlenir. Ona göre tövbe sahibinin sadece günahları terk etmesi yeterli olmaz; Aynı zamanda Allah (cc)'a olan aşk ve yakınlık artışının artması için bir çaba sarf edilmesi gerekir. Zünnûn, tövbenin özünde kalbin saflaşması ve insanın nefsini arındırarak Allah (cc)'a daha yakın bir hâle gelmesi vurgular. Ebû Tâlib el-Mekkî, takvâ sahibi muttakilerin bütün güzel hallerinin temelinde dokuz makamın bulunduğu ve bunların ilkinin, İslâm'a giren biri için olmazsa olmaz bir kişi olan “tövbe” olduğu kayıtlıdır. (Ebû Tâlib Muhammed b. Ali b. Atıyye el-Mekkî el-Acemî Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü'l-kulûb, -Kalplerin Azığı-, Çev. Yakup Çiçek - Dilaver Selvi, İstanbul: (Semerkand) Sistem Matbaacılık, 2004), 2/183) değinen Mekkî, Sehl et-Tüsterî (Ö. 283/896) tarafından yapılan “Tövbe kulun günahını hatırladığını (unutmadığı)” alışılmış tarifin, henüz sülûkün başında olan müritlerle ilgili olduğunu, onların günahlarını bildiklerila kalplerinden hiç ayrılmayan bir hüzün ve korku elde edeceklerini belirtir. Cüneyd-i Bağdâdî tarafından yapılan “Tövbe kulun günahını unutmasıdır” kural tarifinin ise hakikat ehli ve âriflerle ilgili olduğunu belirten Mekkî, eğer günahlarını hatırlatırsanız onlara karşı bir arzuyu besleyecekse hatırlamamak, çünkü bu hatırlanmanın kırılmasının kırılmaya yol açabileceğini ifade eder.
Bir diğer mutasavvıf Hücvîrî, tövbe sistemi, insanın manevî gelişim stratejilerine uygun olarak üç aşamalı olarak ele alınmış ve bunları “hatadan doğru olana”, “doğrudan daha doğru olana” ve “nefisten hakka yönelme” şeklinde açıklamıştır. Ancak tasnifte ilk aşamada, bireyin günahlarından özgürlüğü duyarak doğruya yönelmesini ifade eder ve avâmın tövbesi olarak tanımlanır. İkinci aşamada, kişinin mevcut doğrularını yeterli görmeyerek daha yüksek bir manevî ulaşma çabasını ifade eder ve himmet ehli olarak seçilmiş seçkinlerin, yani havâssın tövbesidir. Hz. Mûsâ'nın tövbesini buna örnek gösteren Hücvîrî, bu mertebede olanların sıradan günahlar nedeniyle tövbe etmelerinin düşünülemeyeceğini, çünkü hedeflerinin daha derin bir manevî saflık ve Allah (cc)'a yakınlık olduğunu belirtir. Üçüncü ve en üst düzey tövbe ise bireyin nefsî arzularından tamamen sıyrılarak yalnızca Allah (cc)'a yönelmesini ifade eder. Bu aşamayı Allah (cc) dostlarının tövbesi olarak bozan Hücvîrî, Hz. Peygamber'in (sas) tövbesini bu kategoride değerlendirilir. Bu tasnif, bireyin tövbe yoluyla hatalarını fark edip gelişmesinden, daha yüksek manevî mertebelere ulaşana kadar uzanan bir tekâmül süreci tanımlamasıdır. Tövbenin onun seviyesindeki insan için farklı bir anlam ve değer taşıdığını ortaya koyan bu anlayış, tasavvufî düşüncede tövbenin yalnızca bireylerin özgürlüklerinden arınma çabası değil, aynı zamanda Allah'a yakınlaşma yolunda bir manevî ilerleme ve gelişme aracı olarak değerlendirildiğini göstermektedir.” (*)
Tevbe değişebilir, genel olarak müminlerin dönüşünü ifade eder
Diğer taraftan günümüzün yazarlarından ve münevver âlimlerimizden Prof.
Soru: “Mutasavvıflar tövbeyi 'Allah'ın hükmüne hükmeten rücu etmek' olarak tarife kayıtlıdır. Siz nasılsınız tövbeyi?”
Cevap: "Terimleri/ ıstılahları tarif ederken geleneğimizde iki noktaya dikkat edilmiştir. Önce sözlük anlamı verildi sonra da ıstılah anlamı açıklandı. Tövbe tedavisi da bu anlayışa bağlı kalarak açıklayacakk, sözlük manası itibarıyla dönmek, bir şekilde rücu etmek anlamına gelir. Istılah yani dinî anlamı yanlıştan, günahtan gitmek, hatasını anlayıp Allah'tan af dilemek anlamlarını içerir. Bir kişinin yaptığı ya da istediği şeyi fark edip doğru olanadır Allah'ın emirlerine muhalif olma konumunda olan Sufilerin bu konuda özel bir tasnifi daha vardır. Kur'ân'da geçen tevbe, inabe ve evbe sözleri yakın anlamlıdır, tövbeyi yani Hakk'a söylemezler. Müminlerin dönüşünü ifade eder. evliyaullahın dönüşü sırasında, tevbe peygamberlerin tövbesi için kullanılır. İbadetlerimizde olduğu gibi tövbelerimizde de dereceler vardır. Allah (cc) dostu diye tabir ettiğimiz insanlar da peygamberler de hatalar görülür. Bu tasnife göre, sıradan bir müminin tövbesi ile bir peygamberin tövbesi arasında elbette fark olacaktır…” (**)
Konunun hukukî veçhesi nasıldır?
İslam hukuku tövbeyi genel olarak içsel (batınî) ve hukuksal (hükmî) olmak üzere ikiye ayırmışlardır. İlk, kul parası ihlâl etmiş ve kendinden başkasına mali zarar vermekmak şartıyla içkiyi saklamak, yalan söylemek, namaz ve oruç gibi bedenî ibadetleri terk etmek veya ihmal etmek gibi günahlar için Allah (cc) ile kul arasında yapılan tövbedir. Bu çeşit paralar için önce tövbe edilmeden sonra da yerine getirilmeyen ibadetler kazası ya da bazılarının temin edilmesiyle sağlanan yol yoluna gidilmelidir. İkincisi ise kul hakkının ihlâl edildiği, dolayısıyla hukukî sonuçlar bulunan günahlara yapılan tövbedir. Bu kısma giren tövbede, ihlâl edilen hakkın talebi, varsa zararın tazmin ettirilmesi helallik istenmesi ve sürdürülmesine göre farklı müeyyidelerin yerine getirilmesi gerekir. Bu durumda tövbenin ilk şartı, Hz. Peygamber'in (sas) “Pişmanlık duymak tövbenin ta kendisidir” hadisinde işaretlenerek pişmanlık duymaktır. Günahın terk edilmesi ve Allah (cc)'ın affına mazhar olabilmesi için yeniden işlenmemesi hususu ile dördüncü madde olarak Zikredilen ıslâh-ı hâlde sâlih amel işlemek şartı da Kur'ân'da zikredilmiştir.
Diğer tövbenin kabul edilebilmesi için zikredilen iki şart daha vardır. Onlardan biri, tövbenin halis bir niyet ve samimi bir duygu ile yapılması, diğer ölüm olayının meydana gelmesinden önce meydana gelmişti. Hâlis niyeti ve samimiyeti, bütün ibadetlerde zaten olması gereken ortak bir özellik ve tövbeyle ilgili kısım Kur'ân-ı Kerîm'de “tövbe-i nasûh”un ifadesiyle karşılık bulmuştur. "Kim haksız davranıştan sonra tövbe eder ve düzeltirse şüphesiz Allah onun tövbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir." (Maide, 5/39) Günahlara dalarak kendisini, çevresini ve Rabbini insanı, tövbe etmek amacıyla Yaradan'ını yeniden hatırlamış, O'na karşı olanın yerine geçerek Rabbine ve kendisine olan güvenini tazelemiş, bu sayede üzerine düşen sorumluluklarını idrak eden bir dereceye kadar çıkmış olur. O hâlde tövbenin karakterinin değişmesinde ve hayatının değişmesindeki önemi çok büyük ölçüdedir. Bu şekilde, günah zehrinin hem önleyici hem de yok edici ve iyi panzehri olarak hizmet vermekte, kırılma yırtılması da günahın ilk izlerini silebilmektedir.
Peygamberler bile tövbe ve istiğfarda vardısa her insanın bunu yapması gerekmektedir
Sonuç olarak, vücudun bir gözüne sağladığı fayda iki ana kategoride elde edilebilir:
İlki, bireyin tövbesi sayesinde geçmiş günahlarından kurtularak hiç günah işlememiş gibi olmaktadır. Diğeri de insanın tövbesi sayesinde insanlığın insanlığın yerine getirilmesinde yüksek dereceler elde edilerek Allah (cc)'ın sevdiği insanlardan katılmaktadır. Gazzalî'nin (İhya-u Ulumi'd-Din, XII, 11) sorduğu gibi: “Bireyin nihai gayesi de bu değil midir?” Allah Teâlâ tüm müminlere hitaben, “Ey iman edenler, Allah'a yönelin/ tövbe edin!” buyurmuştur. (Tahrim, 66/8) Peygamber Efendimiz de hem müminlere örnek olmak hem de bu ilahî hitaba muhatap olduğu için tövbe etmiştir. Tövbe etmek cennete girmek için bir fırsat ve olacak. Bundan dolayı peygamberler de tövbe etmeyi ihmal etmemişlerdir.
Tövbe ve istiğfar kelimeleri Kur'ân-ı Kerim'de ayrı manalarda kullanılmıştır. Allah Teâlâ, Peygamber Efendimize “İstiğfar et” (Muhammed, 47/19; Nasr 110/3) buyurmuştur. İstiğfar da tövbe gibi hem günahlardan dolayı Allah (cc)'tan bağışlanma dilemek hem de mutlak anlamda bağışlanma dilemektir.
Allah Teala birçok peygamberin tövbe ettiğinden ve istiğfar talebinde bulunduğundan bahsetmiştir. Bununla birlikte hiçbir insanın tövbe ve istiğfar etmekten muaf olmaması, beşeriyetin en üstün insanlarının bulunduğu, Allah (cc) ile görüşen, vahiy alan peygamberlerin bile nefislerini daima terbiye etmek, örnek olmak için tövbe, istiğfar ve bağışlanma talebini göstermekr. Bundan dolayı hiçbir insan kendini tövbeden ve istiğfardan uzak tutamaz. Peygamberler bile tövbe ve istiğfarda bulunsaydı her insanın bunu yapması gerekmektedir.
Bütün bu hülâsanın sonucu son söz Kur'ân'ın: "Hepiniz Allah'a tövbe edin, ey mü'minler! Belki de korktuğunuzdan kurtulur, umduğunuzu elde edebilirsiniz." (Nur, 24, 31) Âyet-i kerîme, bütün müminlerin tövbe yapılmasını emretmekte, günahlardan kurtulma yolunun tövbe olduğunu belirtmekte, tövbesi kabul edilenlerin kurtuluşa erdiğini haber vermekte, dolayısıyla kusursuz kullanmayacağını bildirmektedir. Demek oluyor ki, sağlıklı bir toplumun temel şartlarından biri, günahlardan kurtulmayı arzu eden ve bu maksatla Allah (cc)'a yönelen fertlerden ortaya çıkmasıdır. Çünkü tövbe eden kimse, hatasını Allah Teâlâ'ya itiraf ettiğini, o günahı bir daha yapmayacağına söz vermekte, O'nun merhametine sığınarak affını dilemekte ve böylece Cenâb-ı Hakk'ın yegâneleştirici olduğunu kabul etmektedir.
---------------------
KAYNK Ç A
(*) Hasan Hüseyin Güller, Dr. -Tövbe ve Psikososyal (Güller, Hasan Hüseyin. “Mânevî Arınma İmkânı Olarak Tövbe ve Psikososyal Yansımaları: Hadisler Işığında Bir Analiz”. Diyanet İlmî Dergi 61/3(2025), 983-1014. https://doi.org/10 .61304/did.1675561-Yansımaları: Hadisler Işığında Bir Analiz.
(**) Diyanet, Aylık Dergi, Aralık 2018, Sayı: 336.

































