SON DAKİKA
Özhanlar Mobilya
Sertif PARLAK

İslam'da Nefis Terbiyesi ve Muhasebe Ahlakı

A- A+

MİLAT, Hz. İsa’nın doğum tarihini ve bu tarihi esas alan takvimin başlangıcını belirten terim. Kur’ân’da adı geçen ve kendisine kutsal kitap İncil verilen peygamber. Hz. İsa’nın doğum günü kutlamasına verilen ad. 

Yapılan çılgınlıklar, gayri insanî görüntüleri yılbaşı diye kutlamak, ilkel toplumların bile yapamayacağı hareketlerdir. Bizdeki “Noel” hayranlarının rezaletlerini saymaya kalksak, buna ne yerimiz müsait ne de gönül muhayyelimiz. Bilvesile devletlerin yaptıklarının, büyük şirketlerin yılsonu hesapları, bilançoları onları ilgilendiriyor olsa da bu bir muhasebedir. Naçizane biz de fırsattan bilistifade bir nefis muhasebesi yapalım dedik ve nedir “nefs-i muhasebe” diye kanaatlerimizi kâğıda döktük, affedersiniz, bilgisayar klavyesinden dostlarımıza sunuyoruz!

Kur’ân’a göre insan, varlıklar arasında en mükemmel şekilde yaratılmış, onurlu bir varlıktır. (et-Tîn, 95/4) Yaratılışıyla birlikte dünyaya gönderilen insan, başıboş bırakılmamıştır. (el-Müminûn, 23/115) Kendisine sayısız nimetler sunulmuş ve tüm varlıklar onun hizmetine verilmiştir. (İbrahim, /14/32-33; en-Nahl, 16/12; el-Hac, 22/65; Lokman, 31/20; el-Câsiye, 45/12-13) Yeryüzünde halife olarak tayin edilen insan, (el-Bakara, 2/30) bu nimetleri onların gerçek sahibinin rızasına uygun şekilde kullanmalı ve yeryüzünü barış ve huzur ortamı hâline getirmek için çaba göstermelidir. Ayrıca, kendi iç dünyasını sık sık gözden geçirmeli ve nefis muhasebesi yapmalıdır. 

Nefis muhasebesi deyince 

Nefis muhasebesi, kişinin kendi niyetlerini, davranışlarını ve seçimlerini gözden geçirmesi anlamına gelir. Bu süreç, insanın kendi hatalarını tanıması, Allah (cc)’ın emirlerine ne ölçüde uyduğunu düşünmesi ve bunlar üzerine derinlemesine bir değerlendirme yapmasını içerir. İnsanın geçmiş hayatını gözden geçirmesi, Allah (cc)’ın emirlerini ne ölçüde yerine getirdiğini, hangi görevlerde eksik kaldığını ve hangi yasakları çiğnediğini düşünmesi, nefsiyle hesaplaşmasıdır. Günümüzde buna “otokontrol” de denir. Otokontrol, kişinin kendisini yönetme becerisidir. Bu, hem kişisel gelişim hem de manevî bir olgunlaşma için önemlidir. İnsanın akıl ve irade gücünü kullanarak kendi eylemlerini sorgulaması, onu diğer varlıklardan ayıran bir özellik olarak öne çıkar. Bu bakış açısı, bireylerin kendilerini sürekli olarak geliştirmeleri, hatalarından ders çıkarmaları ve daha iyi bir insan olma yolunda çaba göstermeleri için bir rehber niteliğindedir. Nefis muhasebesi, insanı hem dünyevî hem de uhrevî anlamda daha bilinçli ve sorumlu bir birey hâline getirebilir.

Nefis muhasebesinin önemi

Allah Teâlâ, insanı mükemmel bir şekilde yaratarak bu dünyaya göndermiştir. Bu durumu, Tîn sûresi 4. âyette şöyle ifade etmektedir: “Andolsun ki biz insanı en güzel bir surette yarattık.” 

İnsanın mükemmel bir şekilde yaratılıp bu dünyaya gönderilmesinin bir hikmeti ve amacı vardır. İnsan, bu dünyada başıboş bırakılmamıştır. Cenâb-ı Allah bu gerçeği şu sözleriyle ifade etmiştir: “Sizi, boş yere yarattığımızı ve hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız.” (el-Mü’minun, 23/115) 

Ayrıca Ankebût sûresinde de şu önemli hatırlatma yapılmaktadır: “Elif-Lâm-Mîm. İnsanlar, sadece ‘inandık’ demeleriyle kendi hâllerine bırakılacaklarını ve çetin sınavlardan geçirilmeyeceklerini mi sanırlar? Andolsun ki onlardan öncekileri de zorlu sınavlardan geçirmişizdir. Allah, elbette doğru olanları da bilir, yalancıları da bilir. Yoksa kötülük işleyenler bizi (aşacaklarını) mı sanırlar? Ne kötü hükmediyorlar!” (el-Ankebût, 29/1-4) 

İnsan, yaratılış amacını araştırmalı, öğrenmeli ve bu doğrultuda Allah (cc)’ın verdiği ömrü değerlendirmelidir. Allah Teâlâ insanın yaratılış gayesini Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle açıklamaktadır: “Ben, cinleri ve insanları ancak beni tanıyıp ibadet etsinler diye yarattım.(ez-Zâriyât, 51/56) “Hanginizin daha güzel amelde bulunacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratan Yüce Allah’tır. O, çok üstün, çok güçlü ve çok bağışlayandır.” (el-Mülk 67/2)

Bu âyetler doğrultusunda, insanın yaratılış amacını bilmesi, bu bilinçle hayatını sürdürmesi ve Allah (cc)’ın vermiş olduğu halifelik görevini en mükemmel bir şekilde yerine getirmesi gerekmektedir. 

Sonuç olarak, insan, Allah (cc)’ın yarattığı en değerli varlık olarak öne çıkmaktadır. İnsanoğlu bu dünyaya gönderilmiş ve başıboş bırakılmamıştır; nerede olursa olsun her zaman Allah (cc)’ın denetimi altındadır. Yapılan ameller asla zayi olmaz; Kirâmen Kâtibîn olarak bilinen melekler, tüm eylemleri kaydedip yazmaktadır. Yüce Allah, hesap günü geldiğinde her insanın amellerinin yazılı olduğu defteri önüne koyacak ve “Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.” (el-İsrâ, 17/14) diyecektir. O korkunç günde, insanın hesabını kolayca verebilmesi için bu dünyada sürekli kendini gözdengeçirmesi ve nefis muhasebesi yapması şarttır. Nefsini hesaba çeken, kötü arzu ve isteklerine engel olup, Allah’ın emirleri doğrultusunda bir hayat süren kişiler, kurtuluşa ulaşacaklardır. Rabbim bizi müminlerden eylesin inşaellah.

Mümin nasıl olur? 

Müminler ancak o kimselerdir ki Allah ve Resulüne iman etmişlerdir yani dilleriyle ikrar verdikleri gibi kalpleriyle de sağlam inanmışlardır. Sonra da işkillenmemiş, şüpheye düşmemişlerdir. 

Demek ki iman etmek için önce kalpten şüpheyi atmak şart olduğu gibi ileride devamı için şüpheden uzak olmak da şarttır. Onlar sonradan da şüpheye düşmemişlerdir. Mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmektedirler yani Allah’a itaat yolunda her türlü zahmet ve sıkıntıya göğüs germektedirler; mallar ve canlar ile cihad, mâli ve bedenî her türlü ibadeti içine alır. Ve işte onlar sadıklardır, iman davasında sadık, verdikleri ikrara kalpleriyle ve fiilleriyle içten bağlılık göstermiş samimi Müslümanlardır. 

Hucûrat suresi, 16. âyet: De ki: Allah’a dininizi öğretiyor musunuz? Yani, Allah’a diyanetinizi, dindarlığınızı haber verip bildirmek mi istiyorsunuz ki biz iman ettik diyorsunuz.” Rabbim bizi Frenkmeşrep (gayr-i İslâmî hayattan) hastalıklardan ve yapılardan muhafaza eylesin. 

Nefis muhasebesi nedir?

Nefis muhasebesi yapanların da bu yolda mesafe kat etmiş kişilerle birlikte bulunması, onlara olumlu katkı sağlayacaktır.

“Nefsini, sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte tut. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye itaat etme.” (Kehf, 18/28) 

Allah ile irtibatını kesen, dolayısıyla sürekli Allah (cc)’ın murakabesi altında olduğunu unutan kişilerin durumu da başka bir âyette şöyle açıklanmıştır:

“Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Biz de onu, kıyamet gününde kör olarak hasrederiz.” (Tâ-hâ, 20/124) 

Her iki âyeti birlikte düşündüğümüz zaman ne Allah (cc)’a, ne de birlikte yaşadığı insanlara karşı, kendisini sorumlu hissetmeyen bir fert, başıboş bir hayat yaşar. Bu ise, tam anlamıyla nefsin güdümüne girmek anlamına gelir.

Nefis muhasebesi yapılırken ifrat ve tefrit noktasına varmadan, orta bir yol takip etmek gerekir. Zira nefsi, tabiatında var olan istek ve arzularından tamamen soyutlamaya çalışmak doğru olmadığı gibi, bütün isteklerini yerine getirmek de yanlıştır. Burada yapılması gereken, bu iki durum arasında sağlıklı bir denge kurmaktır. Bu denge kurulamadığı zaman, nefis muhasebesinde başarılı olunamaz. Zira Kur’ân-ı Kerîm’de, “Hiçbir nefse güç yetiremeyeceği şeyin yüklenmediğinin” (El-Bakara, 2/286; Ârâf, 7/42; Mü’minûn, 23/62; Talak, 65/7) belirtilmesi, nefse karşı itidalli davranmak gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. 

Bu cümleden hareketle diyebiliriz ki:

Başkalarının hatalarından önce kendi hatalarını görmek: İnsanların büyük bir çoğunluğu, kendi hayat tarzına bakmadan, başkalarının yanlışlarıyla ilgilenip, onların hatalarını yaymaya çalışır. Bu anlayış, insanın kendisini kusursuz görmesi gibi bir düşünceye yol açacağından, nefis muhasebesinin önünde önemli bir engel olup, Kur’ân’ın “Nefislerinizi temize çıkarmayınız” (Necm, 53/32) emrine aykırı davranmaya götürür. İnsanın kendi kusur ve hatalarını görmesi bir eksiklik değil, önemli bir kazanım ve erdemdir. 

Bu durumu Gazâlî’nin, “Ya nefsinle meşgul ol; veya nefsini ıslâh ettikten sonra başkasıyla meşgul olan biri ol. Sakın kendi nefsinle meşgul olup onu ıslâh etmedikçe, başkalarıyla meşgul olan tiplerden olma!”  (Gazâlî, İhya, 1,182) şeklindeki tavsiyeleri, veciz bir şekilde dile getirmektedir. Başkalarının hatalarıyla ilgilenmek, kişinin kendi yanlışlık ve eksikliklerini görmesine engel olur. Kötülüklerden kurtarma düşüncesiyle dahi olsa kişi, kendini unutup başkalarıyla ilgilenmemelidir.

Gazâlî bu durumu da şu şekilde örneklendirmiştir: “Başkasının salâhı uğrunda, kendi nefsini helak eden bir kimse ahmaklardan sayılır. Elbiselerinin cepleri yılanla, akreple ve daha başka öldürücü mahlûklarla dolu bir kimsenin, kendi hayatını düşünmeyerek başkasının yüzüne konmuş olan sineklerle meşgul olması, ne büyük bir hamakat örneğidir. Zira başkasının yüzündeki sinekleri kovmak, akrep ve yılanların kendisini sokup öldürmesine mâni olmaz.”

Sonuç

İnsan, kişisel çabalan ve buna bağlı olarak Allah (cc)’ın yardımıyla en üst mertebelere çıkabileceği gibi, en aşağılara da inebilir. (Tin, 95/4) 

Allah (cc) katında iyi bir mertebe elde etmek için, yapılması gereken en önemli iş, nefis muhasebesidir. 

Zira nefis muhasebesi yapanla, yapmayan kişileri Hz. Peygamber bir hadisinde şöyle nitelemiştir:

“Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan; âciz kimse ise nefsinin arzularına tabî olan ve Allah’tan (olmayacak şeyler) temennî eden kimsedir.” (Tirmizî, Kıyâme, 25; ibn-i Mâce, Kitâbü’z-Zühd, 31) 

Yukarıda dile getirdiğimiz prensiplere dikkat ederek yapılan nefis muhasebesi, hem bunu yapan kişiyi hem de çevresindeki canlı ve cansız varlıkları onun zararlarından kurtarıp, kişileri kendisi ve çevresi adına hayırlı işler yapan (amel-i salih) bireyler hâline getirir. Zira nefis muhasebesinin etkileri hem ferdî hem de toplumsaldır. Nitekim, nefsin telkin ettiği olumsuz tutum ve davranışlardan kendisini koruyan insan, aynı zamanda kendisine yönelen olumsuz dış etkilerden de korunmuş olur. 

Toplumların yapısının sağlamlığı, onu oluşturan fertlerin, kendilerini nefis muhasebesine tabi tutan kişilerden oluşmasına bağlıdır. Zira böyle bir toplumun bireyleri, toplumun menfaatlerini, kişisel menfaatlerinden üstün tutup, karşılıklı haklara saygı duyar; oluşacak problemleri ortak kabul ederek birlikte çözüm yolları arama duyarlılığı gösterirler. Günümüzde bu hasletlerin yerine, toplumların, birbirinin canına, malına kasteden, hak ve hukuk tanımayan; kendi ırkını, dinini, malını, canını, başkasından üstün gören bir yapıya bürünmesi, bu toplumların nefis muhasebesi yerine “nefsi için yaşayan” insanlardan oluştuğunun açık bir göstergesidir. 

Söz Kur’ân’ın 

“Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir.” (Mâide, 5/105) Vesselâm…

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Sertif PARLAK yazıları

Çok okunanlar