SON DAKİKA
Sertif PARLAK

Anadolu irfanı kazandı

Anadolu irfanı kazandı
A- A+

Bütün hain ve samimiyetsiz vaatlerin sahibi olan umut tacirlerinin pembe hülyalarına rağmen 28 Mayıs akşamı Filistin’de, Azerbaycan’da, Türkmenistan’da, Beyrut’ta, Berlin’de, Şimâl ve Sahra Altı Afrika’da, Balkanlarda Türk bayrakları ile caddeleri dolduranları, dua edenleri anlamayanların bu seçimlerin sırrına varmaları mümkün değildir.

“HATIRLAR mısın, inkâr edenler seni etkisiz hâle getirmek veya öldürmek ya da yurdundan çıkarmak için tuzaklar kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyorlardı, Allah da bozuyordu. Tuzak bozma işini en iyi yapan Allah’tır.” (Enfâl, 30)

14 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanı ve 28’inci Dönem Milletvekilleri Seçiminin birinci turunda (Cumhurbaşkanı adayı) gerekli nisap olan yüzde 50+1 temin edilmediğinden, Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci turu 28 Mayıs 2023 tarihinde yapıldı. 28 Mayıs’taki seçim neticeleri kimilerini sevinçten gözyaşlarına boğdu. Yapılan secde-i şükürlerin, edilen dua ve niyazların halka halka Hakk’a yükseldiği bir gece yaşadık.

Umudunu İlâhî ölçülerden kesip Batı payitahtlarından medet bekleyenlerden kimilerini ise aynı sonuçlar panikletti. Evvelemirde meseleyi suhuletle kabul edenler ise, başlarken meramımızı anlatan ayetle hikmet-i Hüda’ya iltica ettiler. Bu fakir de aynı kanaattedir.

Böyle can alıcı meselelerde, tıpkı Türkiye’deki muhalefetin her zaman yaptığı gibi, kabahati karşı tarafa atıp kolaycılığa kaçmak adamlık değildir. Özellikle hepimiz, iktidar-muhalefet, kendi nakısalarımızı görmeden, bizim mağlûbiyetimizi isteyen ve bu hususta her türlü desiseyi mubah gören muarızlarımızın yaptıklarını alt alta sıralayarak, “İşte bu sebeplerden dolayı kaybettik” demek, tefekkür ehlinin işi değildir. Evvelemirde bir hakikati teslim ederek konunun bamteline dokunalım.

Tarihî hakikatleri bilmeden günümüzü yorumlamak, bizi yanlış yapmaya ve telâfisi imkânsız sonuçlara götürmeye sebebiyet verebilir. Bu fakirin de kanaati şu ki, günümüzle İkinci Sultan Abdülhamid Han’ın dâr-ı bekaya varmasından sonrası gibi, Osmanlı Cihan Devleti’nin müstevliler tarafından istilaya uğraması, tarihî mukadderatın tecellisi demek de mümkündür. Batı karşısında zihinlerimizin istilaya uğratılmasına müteakip, Sykes-Picot mucitleri (!) bizi bir paranteze kapattılar. Kurulan genç Cumhuriyet bile müstevlilerin kurduğu vesayet kumpasını kırmadı, kıramadı. Tarihî yüz yılımızda kimi zaman bazı devlet adamlarımız bize kurulan bu kumpası kırmayı denedi, bize biçilen kisvenin bu bedene uymadığına itiraz etti. Lâkin bu itiraz edenlerin kimi bedeli hayatı ile ödedi, kimi iktidar olup muktedir olamadı, kimi iktidara varmadan dâr-ı bekaya yürüdüler, kimi de şehit edildi. Rahmetli Adnan Menderes, Turgut Özal, Necmeddin Erbakan ve Alparslan Türkeş ve Muhsin Yazıcıoğlu gibi…

Mirası devralan zat olan Reis, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, yüz yıllık kumpası kırmak ve gönlümüze dar gelen bu esareti parçalamak üzere “yeniden bir diriliş hareketi” dediği siyâsî hayatına, arkadaş bildikleri ile “Ya Bismillah!” diyerek çıktı. Recep Tayyip Erdoğan’ın kurduğu “AK Parti” isimli siyâsî yapı, girdiği ilk seçimde iktidara geldi lâkin çok katı vesayet rejiminden dolayı muktedir olamadı. 2009 yılına kadar vesayetin kurumlarının direnciyle karşılaştılar. Bütün karşı barikatlara inat, özellikle 2009 yılından sonra olağanüstü başarı elde ettiler. Buna karşılık içteki direniş, her zaman kendi usulünce olsa da, bunu saklamayı, yapılanları yok saymayı başardılar.

Ve 29 Ocak 2019 günü, “Başbakan” sıfatıyla Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos Zirvesi’nde yaptığı tarihî “One minute” çıkışının ardından İsrail mahreçli ABD, AB ve fitne dolu merkezlere, diğer dış muhalefete rağmen yoluna devam etti bu hareket. Öyle ki, ülkede hayâle gelmeyen yeniliklere imza attılar. Bu tarihten sonra karşı koyma ve fitne çıkarma hareketleri yoğunlaştı. Mesiyanik bir hareket olan FETÖ/PDY, “dershaneleri” bahane ederek açıktan fitne ve fesada başladı. Ki FETÖ, işin başka bir veçhesini de oluşturuyordu. Cümlenin malûmu Gezi Kalkışması, 17-25 Aralık adlî darbesi ve nihayetinde yakın tarihimizin en büyük ihanet hareketi olan 15 Temmuz Kalkışması, hareketin serencamının özeti.

Bütün bu kalkışmaların bir hedefi vardı: Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidardan uzaklaştırmak.

28 Mayıs sonrasına bakış

Türkiye Yüzyılı’na muhalefet edenlere inat, yukarıdaki yakın tarihin serencamını unutmadığımızı göstermemiz lâzım. Çünkü Cumhurbaşkanlığı makamı, Müslüman milletimizin istikbâl-i menzili, gönül ve kültür coğrafyamızdaki dindaş ve milletdaşlarımızla yakından ilgilidir. Zira sancağımızın gölgesinin çok büyük olduğunu biz değil, bütün mazlum coğrafyalardaki gönüldaşlarımız söylüyorlar.

28 Mayıs Seçimlerini sıradan bir kişiyi kutsama seçimi değildi ve adeta Müslüman milletimiz ile onunla hesaplaşmak isteyen yerli mankurtlar ve onlara maddî ve türlü sosyal medya desteği veren Batılı emperyalistler arasında geçti. Bütün cihan buna şahit oldu. Hain 15 Temmuz Kalkışması’ndan sonra gönüllerde birlik olan Cumhur İttifakı’na bu seçimde Yeniden Refah Partisi, Demokratik Sol Parti ve HÜDA-PAR ile Sinan Oğan Bey de dâhil oldu. Cumhur İttifakı’na karşı eski vesayet taraftarı ise ismine muhalif “Millet” İttifakı’nın ortakları olarak ABD, AB ve kıymeti kendilerinden menkul bazı allâmeler(!), bir avuç darıyı saymaktan aciz ama iktisatçı geçinen ODTÜ mahreçli eski Maliye Bakanları, kibrini put yapan eski Hariciyeli aklıevveller, âli makamlara Lider’in fedakârlığıyla gelenler, Müslüman Kürt kardeşlerimizin düşmanı HDPKK ve tabiî büyük ortak FETÖ/PDY’den oluşuyordu. (Listeyi uzatabiliriz.)

Ayrıca, Devlet Başkanımızın şikâyetçi olduğu “bürokrasi oligarşisi”ni bir başka yazıda yazmamız ise boynumuzun borcu oldu. Zira bu zümre arasından olup bürokraside Marksist/Leninist mahreçli olmasına rağmen liberal görünen, mesleğinden bîhaber uzmanlar, FETÖ bağlısı olup dindar ve milliyetperver (!) görünenler, Kürtçü ve diğer görüşten kimseler yer alıyor. Bürokrasi ve parti organlarındaki kimi ekabir numunesi de kendisine ulaşılamaz ve kıymeti kendinden menkul, bulunmaz Hint kumaşı, nevzuhur iktidar yanlısı da olabiliyor. Tabiî en büyük tenkit konusu, müminlerin safında görünüp fakir fukaranın ahını alan sonradan görme zenginler.

Bir parantezi de yıllar yılı “PKK ile aynı safta olmayız” deyip özelde Suriyeli göçmenlere, genelde Türkiye’yi umut diyarı bilip gelen tüm yabancılara açıktan düşmanlık yapan, “Zafer” isminin aksine fitne ve ırkçılık kusan bir partinin genel başkanı için açalım. Onun Millet İttifakı’na omuz vermesinin sebepleri ve istikameti, akademisyen ve araştırmacılar için bir laboratuvar konusudur.

Bütün bunlar olurken, sosyal medya trolleri, “Fırsat bu fırsat” deyip günümüzün en büyük “fitnesi” olan algı operasyonları için birine bin ekleyerek genelde Türkiye’de, özelde isim vererek İstanbul, Ankara ve diğer büyük şehirlerde yaşayan muhiplerine sahte görüntü ve bilgiler yolladılar. Bazı dostlarımızın mustarip olduğu konu ise aday tespiti, propaganda dili ve karşı tarafın cinsi-cibilliyeti oldu. Bizi dilhun edense, yıllardır verilen emeklerin kıymetinin bilinmemesi, nefesi yetmeyenlerin yoldaşlarına yaptıkları vefasızlıktır.

14 Mayıs günü Pensilvanya’da, Newyork’ta, Paris’te, Londra’da, Berlin’de, Tel-Aviv’de, Atina’da sukut-u hayâl vardı. Aynı durum CHP, İP, SP, DEVA Partisi, GP, DP ve HDP’de de mevcuttu. Söz konusu koalisyonun televizyon ekranlarındaki hâl-i pürmelâli malûm. Bu hâl müminleri de tefekküre zorlamalıdır, zorlamıştır.

Gönüldaşlarımızın gerek temaşa vasıtalarında, gerekse yazdıkları yazılarda maddî-manevî ıstırap dolu ifadelerin özeti, “Daha önce beraber olduklarımız nasıl olur da PKK ile beraber olurlar?” sualidir. Bunun cevabı ayrı bir inceleme konusudur.

Bu seçimleri sadece “kazananlar ve kaybedenleri” ortaya koyarak geçiştiremeyiz. Hatırlayalım, ABD’nin şimdiki Başkanı, daha adayken gönlündekini yüksek sesle ifade etmişti. Biden’in işareti üzerine yola koyulan ittifak, o gün bu gündür “Öldük bittik, vatandaş açlıktan bîzar” yollu bir kirli propagandanın yanında, kullandığı siyaset dili kin ve nefret saçtı. Malzemesi ise yalan ve iftira ile doluydu. Yaklaşık dört senedir dillerine pelesenk ettikleri soğan patates fiyatları üzerine milletin mukadderatı aleyhinde çalıştılar. Dîn-i Mübîn-i İslâm’a düşman ajans ve istihbarat servisleriyle beraber oldular.

Bütün hain ve samimiyetsiz vaatlerin sahibi olan umut tacirlerinin pembe hülyalarına rağmen 28 Mayıs akşamı Filistin’de, Azerbaycan’da, Türkmenistan’da, Beyrut’ta, Berlin’de, Şimâl ve Sahra Altı Afrika’da, Balkanlarda Türk bayrakları ile caddeleri dolduranları, dua edenleri anlamayanların bu seçimlerin sırrına varmaları mümkün değildir.

28 Mayıs Seçimlerinin sebep ve sonuçlarını siyaset ilminin uzmanları, siyâsî partilerinin akıl daneleri, allâmeler, stratejistler, yerli ve yabancı anket kuruluşları (ısmarlamacılar hariç) ve yabancı ülkelerin istihbarat birimleri dikkatle inceleyecektir. Bizim kanaatimiz şu ki, bu seçim devlet aklının salim olduğunu, medeniyet tasavvurumuzun maverası olan İlâ-yi Kelîmetüllâh için Nizâm-ı Âlem ülküsüne giden yolun dikenler ve görünür-görünmez tuzaklarla dolu olduğunu göstermiştir. Sancağımızın gölgesinin mazlumları kuşatması, kadim medeniyetimizin, Ensar-Muhacir uhuvvetinin boynumuza borç olduğu gerçeğini de göstermiştir.

Kem niyetli gayr-ı samimilerin bu milletin evlâtlarına kurdukları bölücülük tuzaklarına Anadolu irfanı sahibi insanımızın kahir ekseriyeti cevap vermiştir. Âl-i İmrân Sûresi’nin 103’üncü ayetinin meali, bu cevabın sırrını ortaya koyuyor: Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın, bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarındayken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız

Son sözümüz rahmetli Necip Fazıl Kısakürek’ten olsun: “Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim, manevî babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâvâ taşını da gediğine koymandır. Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes, ey kahpe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!

Vesselâm…

Çok okunanlar