SON DAKİKA
Reklam

VİLLA

VİLLA
A- A+
Reklam

 

Serkan ve Nurgül, her zaman olduğu gibi deniz kenarında buluşmuşlardı. Hafif esen rüzgâr denizin tuzlu kokusunu kıyıya taşıyor, dalgaların huzur veren sesi sohbetlerine eşlik ediyordu. Yan yana oturmuş, günlük hayatın telaşından uzak birkaç saat geçirmenin keyfini çıkarıyorlardı.

Bir süre sohbet ettikten sonra Serkan elini cebine attı ve küçük, şık bir kutu çıkararak Nurgül'e uzattı.  Sana bir hediye aldım. Bak bakalım, beğenecek misin? dedi.

Nurgül kutuyu alırken heyecanlandı. Parmakları hafifçe titriyordu. Kutuyu açarken aklından sayısız düşünce geçti. Acaba bir yüzük müydü? Yoksa Serkan sonunda evlenme teklif etmeye mi karar vermişti?

Bu düşünceler arasında kutunun kapağını yavaşça açtı. Kutunun içinden zarif bir çift inci küpe çıktı.

Nurgül, bir an önceki hayallerini ve beklentilerini zihninden uzaklaştırdı. Küpeleri dikkatle eline aldı, inci tanelerinin ışıkta parlayan güzelliğine baktı. Sonra yüzünde kocaman bir gülümsemeyle Serkan'ın boynuna sarıldı.  Çok teşekkür ederim! Bayıldım bunlara, dedi.

Serkan da onun mutluluğunu görünce gülümsedi.  İyi bir işe girince sana daha güzellerini alacağım, dedi.

Bu sözleri söylerken gözleri biraz ileride yükselen büyük villa inşaatına kaydı. İzmir'e yaklaşık bir saat mesafedeki, taş evleri, dar sokakları ve deniz kokusuyla ünlü Alaçatı'nın doğal güzelliğine yeni bir renk katacak olan üç katlı villa, geniş bahçesi ve gösterişli mimarisiyle daha şimdiden dikkatleri üzerine çekiyordu. Aylar süren inşaatın sonuna gelinmiş, yapı neredeyse tamamlanmıştı. Geniş bir bahçenin ortasında yükselen yapı, çevredeki herkesin dikkatini çekiyordu.

Tam o sırada villanın önüne üstü açık gümüş renkli lüks bir otomobil geldi ve yavaşça durdu.

Aracın sürücü koltuğundan oldukça şık ve güzel genç bir kadın indi. Kadın önce villanın dış cephesini dikkatlice inceledi. Ardından giriş kapısından içeri girerek çalışanlarla konuşmaya başladı. Kimi zaman notlar alıyor, kimi zaman da odaları tek tek geziyordu.

Serkan'ın dikkati bir anda değişmişti. Artık ne Nurgül'ün anlattıklarını duyuyor ne de denizin güzelliğini fark ediyordu. Gözleri sürekli villayı gezen genç kadındaydı.

Kadın üst katlara çıkıp balkonlarda dolaştıkça Serkan onu daha dikkatli izliyordu. Uzun saçları rüzgârda savruluyor, kendinden emin tavırlarıyla villanın her köşesini inceliyordu.

Aradan bir süre geçti.

Genç kadın villadan çıktıktan sonra bahçeyi dolaştı. Çiçek tarhlarını, yürüyüş yollarını ve çevre düzenlemesini tek tek gözden geçirdi. Son olarak çalışanlarla vedalaştı ve geldiği otomobile doğru yürüdü.

Araca binmeden önce bir kez daha dönüp villaya baktı. Ardından motor çalıştı ve otomobil yavaşça gözden kayboldu.

Serkan hâlâ uzaklaşan arabanın ardından bakıyordu.

Yanında oturan Nurgül ise onun dikkatinin ne zamandır başka yerde olduğunu fark etmişti. Sessizce Serkan'a baktı. İçinde tarif edemediği bir huzursuzluk belirmişti.

Deniz kıyısındaki o güzel öğleden sonra, ikisi için de artık eskisi kadar sakin ve huzurlu görünmüyordu.

Yanında Nurgül oturmasına rağmen Serkan'ın zihni bambaşka yerlerde dolaşıyordu. Gözleri zaman zaman denize, zaman zaman da uzakta yükselen villaya kayarken, aklından geçen düşünceler giderek daha da belirginleşiyordu. Sanki hayatının dönüm noktasına gelmiş gibi, kendi içinde bazı kararlar vermeye çalışıyordu.

Az önce gördüğü villa, lüks otomobil ve genç kadın zihninde birbirine karışmıştı. O görkemli yapıyı düşündükçe içinde büyüyen bir hırs hissediyordu. "Ben o villada yaşamalıyım," diye geçirdi içinden.

Gözlerinin önüne kendisini villanın geniş balkonlarında dolaşırken getirdi. Sonra lüks otomobilin direksiyonunda oturduğunu hayal etti. "O arabanın direksiyonunda ben olmalıyım."

Düşünceleri daha da ileriye gitti. Villayı gezen genç kadının yüzü gözlerinin önünde canlandı. "Ve o kadın... O kadın benim yanımda olmalı."

Hayalleri o kadar derinleşmişti ki etrafında olup bitenleri fark etmez olmuştu.

Bir süre sonra Nurgül'ün sesi onu düşüncelerinden çekip çıkardı.

 Ne oldu? Daldın gittin.

Serkan hafifçe irkildi ve kendine geldi. Yok, bir şey. Sadece şu villayı düşünüyordum, dedi.

Nurgül fazla üstelemedi. Bir süre daha yürüyüp sohbet ettikten sonra deniz kenarından ayrıldılar ve kasabanın dar sokaklarına doğru yöneldiler.

Güneş yavaş yavaş batıya eğiliyor, Alaçatı'nın taş evleri altın renkli ışıklarla parlıyordu.

Nurgül'ün evinin bulunduğu sokağa geldiklerinde vedalaştılar. Nurgül evine doğru yürürken Serkan bir süre olduğu yerde kaldı.

Onun aklı yeniden aynı düşüncelerle dolmuştu.

Yavaş adımlarla yürümeye başladı. Fakat zihni artık bambaşka bir dünyanın içindeydi. "O villaya girmeliyim," diye düşündü.

Sonra genç kadının yüzü yeniden gözlerinin önünde belirdi. "Onunla tanışmanın bir yolunu bulmalıyım."

Hayalleri giderek planlara dönüşüyordu. "Ona kendimi fark ettirmeli, hayatına girmeli ve beni sevmesini sağlamalıyım."

Kasabanın dar sokaklarında yürürken kurduğu bu düşünceler, gelecekte hayatını değiştirecek olayların ilk adımları olacaktı. Ancak Serkan henüz bunun farkında değildi.

Artık Serkan'ın günlük hayatı değişmişti. Neredeyse her gün deniz kıyısına geliyor, saatlerce uzaktan villayı seyrediyordu. İnşaatın son aşamalarını dikkatle takip ediyor, villanın çevresinde olup biten her ayrıntıyı gözlemliyordu.

Bazen villanın sahibi olan genç kadın da geliyordu. Onu her görüşünde içindeki hırs biraz daha büyüyordu. Ecem'in kendinden emin tavırları, zarafeti ve sahip olduğu yaşam tarzı Serkan'ın hayallerini daha da körüklüyordu.

Günlerden bir gün kararını verdi. Artık uzaktan seyretmek yerine harekete geçecekti. Sabah erkenden villaya gitti. İnşaat büyük ölçüde tamamlanmıştı. Ağır işlerde çalışan ustaların çoğu ayrılmış, yerlerini iç dekorasyon ve son düzenlemelerle uğraşan ekipler almıştı. Villanın içerisinde mobilya ustaları, elektrikçiler ve temizlik hazırlıklarıyla ilgilenen çalışanlar vardı. Kapıda ise yaşlı bir bekçi görev yapıyordu.

Serkan içeri girerek bekçinin yanına yaklaştı.  İş arıyordum. Burada çalışana ihtiyaç var mı acaba? diye sordu. Bekçi başını salladı.  Şu an için bildiğim kadarıyla yok evlat. Ama içeride mobilya ustası var. İstersen onunla bir konuş. Belki yardımcıya ihtiyacı vardır.

Serkan teşekkür ederek içeri geçti. Ancak mobilya ustasından da olumsuz cevap aldı. Tam umudunu kaybetmiş bir şekilde çıkmaya hazırlanırken villanın önüne tanıdık lüks otomobil yanaştı.

Arabanın kapısı açıldı ve Ecem indi.

Serkan'ın kalbi hızlandı.

Ecem, villanın girişinde karşılaştığı genç adamı baştan aşağı süzdü. Kılık kıyafetinden çalışanlardan biri olmadığı belliydi.  Bir şeye mi bakmıştınız? diye sordu.

Serkan beklediği fırsatın karşısına çıktığını hissederek hemen konuşmaya başladı. İş arıyordum. Burada çalışana ihtiyaç olup olmadığını öğrenmek istemiştim.

Ecem kısa bir an düşündü.  Şu an için hayır, dedi.

Serkan teşekkür ederek ayrılmak üzere döndüğünde Ecem bir anda arkasından seslendi.  Bir dakika...

Serkan heyecanla geri döndü. 

 Ehliyetiniz var mı?

 Evet, var.

 Uzun yol kullanabilir misiniz?

 Elbette kullanabilirim.

Ecem birkaç saniye daha düşündü.  Aslında bir şoföre ihtiyacım olabilir. Sürekli İzmir ile Alaçatı arasında gidip geliyorum. Araç kullanmaktan yoruldum. Eğer isterseniz bu konuda görüşebiliriz.

Serkan duyduklarına inanamadı. Gözlerinin içi parladı.  Memnuniyetle, dedi.

Birlikte villanın içerisine geçtiler.

Ecem uzun uzun kendisinden bahsetti. İzmir'de faaliyet gösteren başarılı bir mimarlık şirketinin sahibi olduğunu, villanın da kendi projesi olduğunu anlattı. İnşaat tamamlandığında tamamen buraya taşınacağını, ancak şirketi nedeniyle her gün İzmir'e gidip gelmek zorunda kalacağını söyledi. Bu nedenle güvenebileceği bir şoför arıyordu.

Serkan dikkatle dinledi ve öne sürülen tüm şartları kabul etti.

Hafta sonu İzmir'e gelerek gerekli evrak işlemlerini tamamlayacak, ardından işe başlayacaktı.

Konuşmanın sonunda Ecem başka bir konudan söz açtı.  Ev henüz tam olarak oturmaya hazır değil. Temizlik için birkaç kişiye ihtiyacım olacak. Kasabadan güvenilir temizlik yapacak bayan elemanlar bulabilir misin?

Elbette bulurum. Hem de en iyilerini, dedi Serkan.

Ecem gülümseyerek teşekkür etti.

Bir süre sonra Serkan villadan ayrıldı.

Kapıdan çıkıp sahil yoluna doğru yürürken aklında yalnızca Ecem vardı. Onun gözleri... Gülümsemesi... Kendinden emin tavırları... Uzaktan güzel görünüyordu ama yakından çok daha etkileyiciydi.

Serkan yürürken hayallere dalmıştı.

Şoförlük işi ona yalnızca bir iş fırsatı gibi görünmüyordu. Bu, yıllardır özlemini duyduğu hayata açılan bir kapı gibiydi.

Kendi kendine gülümsedi. "Bu daha başlangıç," diye düşündü.

Önünde uzun bir yol vardı. Ancak o, kaderinin değişmeye başladığına inanıyordu.

Henüz bilmiyordu ama attığı bu adım, yalnızca kendi hayatını değil, çevresindeki insanların hayatını da geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirecekti.

Serkan, hafta sonunda İzmir'e giderek Ecem'in şirketine uğradı. Gerekli evrakları teslim etti, sözleşmesini imzaladı ve resmen işe başladı.

İşlemler tamamlandıktan sonra Ecem ona yeni görevlerini anlattı.

Şimdilik kasabada kalabilirsin, dedi. Ben seni ne zaman çağırırsam erkenden İzmir'e gelirsin. Bunun dışında villanın hazırlıklarıyla da ilgilenmeni istiyorum. Özellikle temizlik işlerini takip et. Çalışacak kişileri getir, ihtiyaçlarını karşıla ve işlerin düzgün ilerlediğinden emin ol.

Serkan memnuniyetle kabul etti.

Ecem'in kendisine duyduğu güven hoşuna gitmişti. Üstelik villaya girip çıkabilecek, evin her köşesini yakından tanıyabilecekti.

Kasabaya döndüğü günün akşamı uzun süre düşüncelere daldı. Ertesi sabah ise Nurgül'ü aradı.

Birkaç arkadaşını da yanına alabilir misin? Villa için temizlikçi bayanlara ihtiyaç var. İş birkaç gün sürebilir.

Nurgül teklifi kabul etti ve çalışabilecek birkaç kadınla görüştü.

Serkan'ın aklında ise başka düşünceler vardı. Son zamanlarda Nurgül'e karşı davranışları değişmeye başlamıştı. Kendisine verilen görevleri olduğundan daha büyük gösteriyor, villadaki konumunu olduğundan önemli anlatıyordu. Nurgül'ün gözünde farklı bir yere gelmek istiyordu.

Ertesi sabah gün doğmadan Nurgül ve beraberindeki kadınlar villaya geldiler.

Serkan da erkenden oradaydı. Villanın girişinde bekçiyle konuşuyor, yapılacak işleri planlıyormuş gibi talimatlar veriyordu. Kadınlar geldikten sonra hep birlikte villayı gezdiler. Hangi bölümlerin temizleneceğini, hangi malzemelere ihtiyaç duyulacağını tek tek not aldılar.

Villanın büyüklüğü karşısında herkes şaşkınlığını gizleyemiyordu. Geniş salonlar, yüksek tavanlar, denize bakan balkonlar ve özenle tasarlanmış odalar, villanın ne kadar gösterişli olduğunu ortaya koyuyordu.

İncelemeler tamamlandıktan sonra Serkan, Nurgül'ü de yanına alarak kasabaya döndü. Temizlik için gerekli malzemeleri satın almaya başladılar.

Marketlerde ve yapı marketlerde dolaşırken Serkan'ın tavırları dikkat çekiyordu. Şirketten aldığı avansla ödemeleri yapmasına rağmen, sanki para kendi cebinden çıkıyormuş gibi davranıyor, satıcılara kendinden emin bir şekilde talimatlar veriyordu.

Zaman zaman da villadan söz ederken farkında olmadan "bizim villa" ifadesini kullanıyordu.

Nurgül bütün bunları sessizce izliyordu. Serkan'ın son haftalarda değiştiğini fark etmişti. Konuşmaları, yürüyüşü, hatta insanlara bakışı bile farklılaşmıştı. Sanki kısa süre içinde kendisini bambaşka bir dünyanın parçası olarak görmeye başlamıştı.

Ancak Nurgül düşüncelerini içinde tutmayı tercih etti. Belki yeni işi nedeniyle heyecanlıydı. Belki de ilk kez kendisini önemli hissettiği bir fırsat yakalamıştı. Yine de içini rahatsız eden bir his vardı. Serkan'ın gözlerinde daha önce görmediği bir hırs belirmeye başlamıştı. Ve bu hırsın onları nereye sürükleyeceğini henüz hiçbiri bilmiyordu.

Villaya döndüklerinde temizlik çalışmaları başlamıştı. Nurgül ve diğer kadınlar odaları tek tek temizliyor, camları siliyor, dolapların içlerini düzenliyor ve evin her köşesini oturuma hazır hâle getirmek için yoğun bir şekilde çalışıyordu.

Serkan ise çoğu zaman dışarıda, havuzun kenarında oturuyordu. Elinde kahvesiyle villanın bahçesini seyrediyor, zaman zaman telefonuyla ilgileniyordu. Arada bir içeri giriyor, yapılan işleri kontrol ediyor ve çalışanlara çeşitli talimatlar veriyordu.

Aslında bu talimatların çoğu gerekli değildi. Temizlik işini yapan kadınlar yıllardır bu tür işlerde çalışıyordu ve ne yapacaklarını gayet iyi biliyorlardı. Ancak Serkan, kendisine verilen görevin sağladığı yetkiyi hissetmekten hoşlanıyordu.

Her içeri girişinde biraz daha farklı davranmaya başlamıştı. Konuşmalarındaki ton değişmiş, hareketlerine yapay bir özgüven eklenmişti.

Nurgül bunu fark ediyordu. Özellikle Serkan'ın kendisine karşı tavırları artık eskisi gibi değildi. Doğrudan söylemese de davranışlarıyla bazı şeyleri hissettiriyordu. Sanki bu villanın, bu lüks yaşamın ve çevresinde oluşan yeni dünyanın bir parçası hâline geldiğine inanıyor; Nurgül'ü ise o dünyanın dışında görüyordu.

Bazen bir odayı incelerken ya da bahçede dolaşırken kullandığı ifadeler Nurgül'ün dikkatini çekiyordu.

Serkan'ın bakışlarında ve sözlerinde, "Sen ancak bu villanın temizliğini yapabilirsin. Ben ise artık burada yaşayan insanlara daha yakınım." düşüncesini hissetmemek mümkün değildi.

Nurgül gün boyunca sessiz kaldı. Elindeki işi yapmaya devam etti ama içindeki rahatsızlık giderek büyüyordu. Bir zamanlar deniz kenarında saatlerce sohbet eden, birlikte gelecek hayalleri kuran Serkan ile karşısındaki kişi arasında büyük bir fark vardı.

Yeni işi, yeni çevresi ve kurduğu hayaller onu değiştirmeye başlamıştı. Serkan ise bunun farkında bile değildi. Havuz kenarında otururken kendisini villanın gerçek sahibiymiş gibi hayal ediyor, bir gün burada yaşayacağını düşünüyordu. Hayallerinde artık yalnızca zenginlik, gösteriş ve Ecem vardı.

Nurgül ise villanın büyük salonlarından birinde camları silerken, aralarındaki görünmez mesafenin her geçen gün biraz daha açıldığını hissediyordu.

Temizlik işleri tamamlandıktan sonra Ecem, Nurgül ile özel olarak konuşmak istedi.

Birlikte villanın denize bakan terasında oturdular. Hafif esen rüzgâr bahçedeki çiçeklerin kokusunu taşıyordu.

Nurgül, senden bir ricam olacak, dedi Ecem. Eğer uygun olursa hafta içi iki günde bir villaya gelip ev işlerine yardımcı olabilir misin? Temizlik, mutfak ve genel düzen konusunda güvenebileceğim birine ihtiyacım var.

Nurgül teklifi duyunca mutlu oldu. Bunun en önemli sebebi işin kendisi değildi. Böylece Serkan'ı daha sık görebileceğini düşünüyordu.

Memnuniyetle gelirim, dedi. Böylece yeni bir düzen başladı. Günler birbirini kovaladı.

Nurgül iki günde bir villaya geliyor, evin temizliğiyle ilgileniyor, bazen yemek hazırlıyor ve Ecem'in günlük işlerinde yardımcı oluyordu.

Zamanla Ecem ile arasında samimi bir dostluk oluşmaya başladı. Birlikte kahve içiyor, sohbet ediyor ve birbirlerini daha yakından tanıyorlardı.

Bir gün yine sohbet ederlerken konu Serkan'a geldi. Nurgül bir süre tereddüt ettikten sonra içini dökmeye başladı. Aslında biz Serkan'la sözlü sayılırız. Uzun zamandır birlikteyiz. Ama son zamanlarda onun değiştiğini hissediyorum. Aramızda eskisi gibi bir yakınlık kalmadı sanki.

Ecem dikkatle dinledi. Belki de işlerin yoğunluğu yüzündendir, dedi.

Bilmiyorum... Ama içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk var. Dedi Nurgül

Ecem birkaç saniye düşündü. Sonra gülümseyerek Nurgül'ün elini tuttu. O zaman bu işi fazla uzatmayalım. Bir an önce düğününüzü yapalım.

Nurgül şaşkınlıkla ona baktı. Gerçekten mi?

Elbette. Ama şimdilik Serkan'a hiçbir şey söyleme. Sürpriz olsun.

Nurgül'ün yüzü aydınlandı. Bir anda bütün endişeleri kaybolmuş gibiydi. O akşam eve dönerken geleceğe dair yeniden umutlanmıştı.

İki gün sonra Ecem, İzmir'den villaya dönerken arabada Serkan'a dönüp gülümseyerek konuştu. Yakında sana bir sürprizim var. Şimdiden damatlığını hazırlasan iyi olur.

Ecem bunu söylerken aklında Nurgül ile yapılacak düğün vardı.

Ancak Serkan'ın zihninde bambaşka bir hikâye yazılıyordu.

Ecem'in sözlerini duyduğu anda kalbi hızla çarpmaya başladı.

"Damatlığını hazırla..." Bu cümle gün boyunca zihninde yankılandı. Kendi kendine defalarca düşündü. "Demek ki o da benimle ilgili bir şeyler hissediyor." "Aksi halde neden böyle bir şey söylesin?" Aylar önce deniz kenarında gördüğü andan beri kurduğu hayaller şimdi ona hiç olmadığı kadar yakın görünüyordu. O gece Serkan uyuyamadı. Bir yanda Ecem ile evleneceği, villada yaşayacağı ve bambaşka bir hayata adım atacağı hayalleri vardı. Diğer yanda ise gerçekler...

Ama Serkan artık hayallerini gerçeklerden daha fazla önemsemeye başlamıştı. O günden sonra Ecem'e karşı davranışları da değişmeye başladı. Eskiden sürekli "Efendim" diye hitap ederken artık çoğu zaman "Ecem Hanım" diyordu. Kendi kendine, "İnsan müstakbel eşine efendim demez ki," diye düşünüyor ve bu değişikliği doğal karşılıyordu.

Ecem ise Serkan'ın tavırlarındaki farklılığı fark etmişti. Onun son zamanlarda daha samimi davranmaya başladığını görüyordu. Ancak bunu, yaklaşan düğün hazırlıklarının ve Nurgül ile olan ilişkisinin etkisi olarak yorumluyordu. Bu yüzden üzerinde durmadı.

Oysa aynı olaylara bakan üç insanın zihninde üç farklı hikâye vardı.

Nurgül, Serkan'la evleneceği günün hayalini kuruyordu.

Serkan, Ecem'le evleneceğine inanıyordu.

Ecem ise sevdiği iki insanı mutlu edecek güzel bir sürpriz hazırladığını düşünüyordu.

Hiçbiri yaklaşan günlerin hayatlarını nasıl değiştireceğini henüz bilmiyordu.

Aradan yaklaşık bir hafta geçmişti.

Bir akşam iş dönüşünde Ecem, Serkan'a dönerek sakin bir ses tonuyla konuştu:  Yarın sabah beni havaalanına bırakacaksın. İstanbul'a gidiyorum. On beş, belki yirmi gün burada olmayacağım.

Serkan dikkatle dinliyordu.

Nurgül arada bir villaya uğrasın. Ben yokken her gün gelmesine gerek yok. Yemek yapılmayacak zaten. Temizlik ve diğer işlere göz kulak olur.

Bir an durduktan sonra gülümseyerek ekledi:

Sen de biraz dinlenmiş olursun. Bu arada geçen bahsettiğim hazırlıklara başlamayı unutma.

Bu son cümle Serkan'ın içindeki umutları yeniden canlandırdı. Hazırlıklar... Damatlık... Sürpriz... Artık bütün parçaları kendi kafasında birleştirmişti. O gece uyurken bile geleceğini düşünüyordu.

Ertesi sabah villanın önünde hareketli bir hazırlık vardı. Ecem iki büyük bavul hazırlamıştı.

Serkan bavulları dikkatlice bagaja yerleştirdi.

Yol boyunca Ecem telefon görüşmeleri yaptı, İstanbul'daki işleriyle ilgili planlarını gözden geçirdi. Serkan ise direksiyon başında olmasına rağmen aklındaki düşüncelerden kurtulamıyordu.

Havaalanına ulaştıklarında Ecem teşekkür ederek vedalaştı.

Kendine dikkat et. Her şey yolunda gitsin.

Siz de dikkat edin Ecem Hanım.

Ecem terminal kapısından içeri girerken Serkan uzun süre arkasından baktı. Daha sonra arabaya binip Alaçatı'ya doğru yola çıktı. Dönüş yolunda kendi kendine düşünüyordu. "Yarın İzmir'e giderim." "Artık damatlıklara bakmanın zamanı geldi." "Her şey yavaş yavaş yerine oturuyor." Kasabaya ulaştığında aracı villanın garajına bıraktı ve içeri girdi.

Nurgül o günkü işlerini yapmakla meşguldü.

Ecem gitti. Bir süre burada olmayacak, dedi Serkan. İki günde bir gelmene gerek yok artık. Arada bir uğrayıp diğer işlere bakarsın.

Nurgül başını salladı. Biliyorum. Ecem Hanım bana da söyledi. Nurgül konuşurken dikkatini çeken başka bir şey vardı. Serkan son zamanlarda Ecem'den bahsederken artık sürekli "Ecem" diyordu. Eskiden kullandığı mesafeli hitaplar neredeyse tamamen ortadan kalkmıştı. Bu durum Nurgül'ün garibine gitmişti. Fakat yine de düşüncelerini dile getirmedi. İşlerini tamamlamak için çalışmaya devam etti.

Serkan ise villadan çıktı. Adımları onu farkında olmadan deniz kıyısına götürdü. Her şeyin başladığı yere... Sahilde durup uzaktan villaya baktı. Güneş ışıkları villanın pencerelerinde parlıyor, yapı denize karşı görkemli bir şekilde yükseliyordu. Serkan derin bir nefes aldı. Artık her şey gerçeğe dönüşüyor, diye mırıldandı. Kendi sesini duyduğunda bile heyecanlandı. Bir süre daha sahilde dolaştıktan sonra kasabanın merkezine yöneldi. Her zamanki gibi arkadaşlarının bulunduğu kahvehaneye gitti. Masaya oturduğunda içinde taşıdığı heyecanı gizlemekte zorlanıyordu.

Arkadaşları onun neşeli hâlini fark etmişlerdi. Hayırdır Serkan, bugün bir farklısın, dediler.

Serkan önce sessiz kaldı. İçinden geçenleri anlatıp anlatmamak konusunda kararsızdı. Henüz hiçbir şey kesinleşmemişti. Ama ona göre sonuç belliydi. Sonunda dayanamadı. Yüzünde kendinden emin bir gülümsemeyle arkadaşlarına baktı. Yakında düğünüm var, hazırlıklı olun, dedi.

Masadakiler şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Bazıları Nurgül'ü düşündü. Bazıları ise Serkan'ın neden bu kadar emin konuştuğunu anlamaya çalıştı. 

Serkan ise açıklama yapmadı. Sadece gülümsedi. Çünkü kendi zihninde düğün çoktan gerçekleşmişti.

Ancak hayatın hazırladığı sürpriz, onun kurduğu hayallerden çok farklıydı.

Aradan üç hafta geçmişti. Bir öğleden sonra Serkan'ın telefonu çaldı. Ekranda Ecem'in adı yazıyordu.

Bu akşam saat altıda havaalanında olmanı istiyorum, dedi Ecem. Uçağım o saatte inecek.

Telefon kapandıktan sonra Serkan'ın kalbi hızla çarpmaya başladı. Ona göre bekleyiş sona ermek üzereydi. Son haftalarda kurduğu hayaller zihninde yeniden canlandı. Damatlıklar, düğünler, villa, yeni bir hayat... Bütün bunların artık gerçeğe dönüşeceğine inanıyordu.

O gün havaalanına erkenden gitti ve gelen yolcu terminalinin önünde beklemeye başladı. Bir süre sonra uçak piste indi. Yolcular terminalden çıkmaya başladılar. Serkan'ın gözleri kalabalığın arasında Ecem'i arıyordu. Nihayet onu gördü. Fakat yalnız değildi. Yanında uzun boylu, düzgün giyimli bir adam vardı. İkisinin de ellerinde bavullar bulunuyordu. Serkan, Ecem'in bavullarını hemen tanıdı. İstanbul'a giderken onları kendi elleriyle bagaja yerleştirmişti. Ancak diğer iki bavul yabancı adama aitti.

Bir anda kafasında sorular oluşmaya başladı. "Kim bu adam?" "Şirketten biri mi?" "Yoksa uçakta mı tanıştılar?"

Ecem ve yanındaki adam neşeli bir şekilde sohbet ederek ona doğru yaklaşıyorlardı.

Serkan ise yüzündeki gülümsemeyi korumaya çalışıyordu. Hoş geldiniz Ecem Hanım, dedi. Sonra istemsizce adama döndü. Siz de hoş geldiniz. Hoş bulduk, dediler.

Ecem gülümseyerek söze girdi. Sizi tanıştırayım. Bu bizim şoförümüz Serkan. Sonra yanındaki adama baktı. Bu da eşim Tolga. On beş gün önce evlendik. Güzel bir balayı yaptık, şimdi evimize dönüyoruz.

O an Serkan'ın dünyası durmuş gibiydi. Kulakları uğuldadı. Ecem'in söyledikleri sanki çok uzaklardan geliyormuş gibi duyuluyordu. "Eşim..." Kelime zihninde yankılanıp duruyordu. Birkaç saniye boyunca ne söyleyeceğini bilemedi. Aylar boyunca kurduğu bütün hayaller, tek bir cümleyle yıkılmıştı. Sonunda kendini toparlamayı başardı.  Tebrik ederim. Size mutluluklar dilerim, diyebildi.

Ecem, Serkan'ın yüzündeki şaşkınlığı fark etti ancak bunu yorgunluğa verdi.

Bavullar araca yerleştirildi. Ecem ve Tolga arka koltuğa oturdular. Serkan direksiyonun başına geçti. Araba İzmir'in yoğun trafiğine karışırken içeride neşeli bir sohbet sürüyordu. Tolga ve Ecem balayında gezdikleri yerlerden bahsediyor, yaşadıkları güzel anıları anlatıyorlardı. Gelecek yıl evlilik yıldönümlerinde yeniden aynı yerlere gitmeyi planlıyorlardı.

Serkan ise sessizdi. Dışarıdan bakıldığında yalnızca görevini yapan bir şoför gibi görünüyordu. Ama içinde fırtınalar kopuyordu. Kırılmıştı. Öfkelenmişti. Kendisini kandırılmış hissediyordu. Oysa gerçekte onu yanıltan Ecem değil, kendi kurduğu hayallerdi. Aylar boyunca Ecem'in her sözünü kendi istediği şekilde yorumlamış, gerçekleşmemiş bir geleceğe inanmıştı.

Kasaba yoluna girdiklerinde aklından karanlık düşünceler geçmeye başladı. Öfkesi ona yanlış şeyler fısıldıyordu. Fakat direksiyonu tutan ellerine baktığında bir gerçeği fark etti. İnsan bazen en büyük savaşını başkalarıyla değil, kendi içindeki öfkeyle verir.  Önünde uzanan virajlı yolda ilerlerken, hayatının bundan sonra nasıl şekilleneceğine karar verecek olan şey de buydu. Kaybettiği hayallerinin peşinden mi sürüklenecekti? Yoksa yaşadığı hayal kırıklığını kabullenip yeni bir başlangıç yapmayı mı öğrenecekti?

Bu sorunun cevabı, yalnızca Ecem ve Tolga'nın değil, Serkan'ın da kaderini belirleyecekti.

Serkan'ın içindeki öfke artık sağlıklı düşünmesine engel oluyordu.

Aylar boyunca kurduğu hayallerin bir anda yıkılması, onu gerçeklerden koparmıştı. Direksiyon başında ilerlerken Ecem ve Tolga'nın arka koltuktaki neşeli sohbetleri kulağına her geldiğinde içindeki öfke biraz daha büyüyordu.

Virajlı dağ yoluna girdiklerinde hava kararmaya başlamıştı. Yolun bir tarafı sarp kayalıklarla yükseliyor, diğer tarafı ise derin uçurumlara açılıyordu.

Ecem ve Tolga hiçbir şeyin farkında değildi. Gelecek planlarından söz ediyor, balayında yaşadıkları güzel anıları anlatıyorlardı. 

Serkan ise kendi iç dünyasında verdiği savaşı çoktan kaybetmişti. Önlerinde keskin bir viraj belirdiğinde aracın hızını düşürdü. Bir anlığına dikiz aynasından arkaya baktı. Sonra ani bir hareketle kapıyı açtı ve kendisini araçtan dışarı attı. Her şey birkaç saniye içinde gerçekleşti.

Arka koltukta oturan Ecem ve Tolga ne olduğunu anlayamadan çığlık attılar.

Kontrolden çıkan araç yolda savrulmaya başladı. Serkan dikiz aynasından arka tarafı kontrol etmiş ama karşı tarafı kontrol etmeyi akıl edememişti, buda hayatının en büyük hatası oldu. Tam o sırada karşı yönden gelen büyük bir tır viraja girmişti.

Tır sürücüsü önündeki tehlikeyi fark eder etmez frenlere yüklendi. Lastiklerden yükselen ses sessizliği yırttı. Ancak mesafe çok kısaydı. Otomobil tırın arka kısmına çarptıktan sonra bir süre sürüklendi. Tır da kazanın etkisiyle yavaşlayarak durmaya çalışıyordu. Sürücü, yolun üzerinde hareketsiz yatan Serkan'ı gördüğünde direksiyonu kırmaya çalıştıysa da artık çok geçti. Bir süre sonra hem tır hem de otomobil tamamen durdu.

Tır şoförü büyük bir panikle aşağı atladı ve önce otomobile doğru koştu. Aracın üzeri açık olduğu için yolcuları görebiliyordu. Onların yüzlerini görünce biraz olsun rahatladı.

Ecem ve Tolga hayattaydı. Emniyet kemerleri takılıydı ve hava yastıkları açılmıştı. Bu sayede kazayı hafif yaralarla atlatmışlardı. Şaşkın ve korku içindeydiler ama bilinçleri yerindeydi.

Çevredeki diğer sürücüler de yardıma koşmuş, acil yardım ekiplerine haber vermişti.

Ecem, ambulans görevlilerinin yardımıyla araçtan çıkarılırken gözleri sürekli yolun üzerinde bir noktayı arıyordu. Bir süre sonra Serkan'ı gördü. O an yaşananların ağırlığı herkesin üzerine çöktü.

Aylar boyunca kendi hayallerinin peşinden koşan Serkan, sonunda öfkesinin esiri olmuştu. Kurduğu hayaller gerçekleşmediği gibi, verdiği yanlış karar hayatını geri dönülmez bir noktaya sürüklemişti. O gece virajlı dağ yolunda yalnızca bir trafik kazası yaşanmamıştı. Bir insanın gerçeklerle yüzleşmek yerine öfkesine teslim olmasının ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceği de acı bir şekilde ortaya çıkmıştı.

Kaza haberi kasabaya ulaştığında en büyük darbeyi alan kişi Nurgül olmuştu.

Telefon geldiğinde önce duyduklarına inanamadı. Saatler boyunca ne düşünebildi ne de konuşabildi. İçinde tarif edemediği bir boşluk oluşmuştu.

O geceyi villada geçirdi. Evin sessizliği, birkaç hafta önceki hareketli günlerden eser taşımıyordu. Nurgül bir odadan diğerine dolaşıyor, zaman zaman durup düşüncelere dalıyordu.

Sabah saatlerinde Ecem ve Tolga hastaneden taburcu edilerek villaya geldiler. Kazayı hafif yaralarla atlatmışlardı ancak yaşadıkları olayın şokunu henüz üzerlerinden atamamışlardı. Ecem, Nurgül'ü gördüğünde yanına giderek başsağlığı diledi. Daha sonra oturup kazanın nasıl gerçekleştiğini ayrıntılarıyla anlattı.

Hâlâ anlayabilmiş değilim, diyordu. Her şey bir anda oldu. Neden böyle bir şey yaptı ne düşündü ne yaşadı bilmiyorum.

Nurgül sessizce dinliyordu. Ecem konuşurken gözlerini yere indirdi. Çünkü o anda bazı şeyler onun için artık çok netti. Serkan'ın son aylardaki değişimini... Ecem'e karşı davranışlarını... Kurduğu hayalleri... Giderek büyüyen hırsını... Hepsini bir araya getirdiğinde yaşananların nedenini anlayabiliyordu. Ancak bunu Ecem'e anlatmadı. Çünkü artık bunun hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyordu. Geçmiş geri gelmeyecekti. Yaşananlar yaşanmıştı.

Ertesi gün kasaba halkı Serkan'ı son yolculuğuna uğurlamak için bir araya geldi. Ecem ve Tolga da cenazeye katıldılar. Nurgül, kalabalığın arasında sessizce duruyordu. Bir zamanlar birlikte gelecek hayalleri kurduğu adamın tabutuna bakarken gözlerinden yaşlar süzüldü. Ama bu gözyaşlarının içinde yalnızca acı yoktu. Bir kabulleniş de vardı.

Çünkü zamanla fark etmişti ki insan bazen birini çok sevebilir; fakat sevgi tek başına bir ilişkiyi ayakta tutmaya yetmez. Karşılıklı olmayan duygular, ne kadar güçlü olursa olsun, insanı mutlu bir geleceğe taşıyamaz.

Cenaze sona erip insanlar dağılmaya başladığında Nurgül son kez mezara baktı. İçinden sessizce bir dua etti. Sonra arkasını dönüp yürümeye başladı. Hayat ona önemli bir ders vermişti. İnsan geçmişin gölgesinde yaşayamazdı. Sevdiği ama kendisini sevmeyen bir insan için ömrünü tüketmenin kimseye faydası yoktu. Önünde yeni günler, yeni yollar ve yeni umutlar vardı.

Ve Nurgül, acısını kalbinin bir köşesine bırakarak hayatına devam etmeye karar verdi.

Deniz kıyısındaki o küçük kasabada güneş yine doğuyordu. Hayat, her şeye rağmen, yoluna devam ediyordu.

 

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

İrfan BAŞARANOĞLU yazıları

Çok okunanlar